Ev Almaya Niyetlenmek…


Ev Almaya Niyetlenmek…

Amerika’ya geldiğimden beri herkes gibi hayalimdi ev almak. Özellikle ev almanın (hayalperest olup lüks villalar, çiftlikler, şatolar istemedikçe) ayağınızı yorganınıza göre uzatmayı bildiğiniz sürece maddi olarak çok da zor olmadığını öğrendiğim 8-10 yıl öncesine dayanır bu hayal. O zamanlar çok değer verdiğim bir kaç Amerikalı büyüğüm ev almaktan kaynaklanan vergi iadesini falan açıklayıp “ilk evini gücünün yetebildiği en iyi şekilde al” demişlerdi, ben de yıllarca bu fikre çakılıp peşinat parası biriktirmekle uğraştım. Uğraştım ama biriktirmekle olmuyor bu iş. Özellikle arabanın masrafları ve Türkiye ziyaretleri, birikimleri sünger gibi emiyor devamlı. Böyle olunca ev alamadım bir türlü. Ev alamadım ama hemen hemen her hafta ansiklopedi kalınlığındaki gazetenin satılık ev sayfalarına bakmaktan da vazgeçemedim. Taaaaa ki tanıdık, güvenebileceğim bir Türk emlakçıyla, Ali’yle tanışana kadar (o da sonradan ayrı bir hikayeye donüstü ya baska bir yazı konusu).

Ev almak hayal değilmiş…

2002′yi 2003′e bağlayan yılbaşı gecesi ODTÜ’den tanıdığım ve sevdiğim, inşaat mühendisi arkadaşım Ahmet’in evine davetliydik o zamanki kız arkadaşım, şimdiki eşimle. Biz biraz erken gittik başbaşa sohbet edip hasret giderelim diye. Hayattan, işlerden bahsederken diğer davetliler geldi, hafiften yeyip içmeye başladık, derken sigara vaktimiz geldi, balkonun yolunu tuttuk. Balkonun yolunu tuttuk çünkü Ahmet’lerin evinde de benimki gibi sigara içilmiyor. Bizimle birlikte Ali’de sigara molası verdi , ne yaparsın ne edersin derken Ali emlakçı olduğunu söyledi. Tabii ben de yıllardır ev alma hayalimi fırsat bulmuş, emlakçı yakalamışken hemen itiraf ettim. Yılbaşının o soğuğunda zararlı bir alışkanlığın, sigaranın ateşiyle, hayallerime o akşam kapı açıp büyük bir adım yaklaştım farkında olmadan. Uzuuuuunca bir sigara molasından sonra girdik içeri. Ben artık Ali’yi gözler olmuştum. Ali’nin her sigara molasında kendimi balkona atıyordum. O gece balkon muhabbetleri ev almak üzerine geçti – avantajlar, dezavantajlar (pek olduğu söylenemez), hesaplar. Yıllardır kiraya verdiğim paraların toplamının $50,000′ın üzerinde olduğu gerceği ile mecburen yüzyüze geldim. Emlakçıyı bunalttım mı bilmiyorum ama ben çok şey öğrenmiş, hakikaten ev almamın hayal olmadığını farketmiştim. O geceyi Ali’nin “bir gün ofise gel, detaylı konuşalım, bilgisayardan alabileceğin evlerin zevkine hitap edip etmediğine bakalım, aklın yatarsa kolları sıvarız” sözüyle noktaladık.

Soğuk bir yılbaşı gecesinin noktası, virgüle dönüşüp hayallerimin peşinden koşmama yetmedi ama. Dile kolay yüz binlerce doların altına imza atıp, onca borcu sırtlamak. Gerçi artık yeşil kartım vardı, çalışma izni ile firmaya bağımlılık, ya işler kötüye giderse korkusu yoktu ama yine de beynimdeki şuur altı korkuyu atmak kolay değildi. Derken günler haftaları kovaladı, sık sık eşimin “Emlakçıyı aradın mı?” sorusuna “hayır” demekten gına geldi ve tam üç hafta sonra Emlakçıyxi arayacak cesareti buldum kendimde. Gerçi yabancı sayılmazdı, genelde bilinen emlakçılar gibi elini verdin mi kolunu kaptırana kadar peşimden gelecek değildi (başka türlü kazığını yıllar sonra yedik o başka uzun, hüzünlü ve bize pahalıya patlayan bir hikaye). Yani ben öyle düşünüyordum. Ahmet’i ve eşi Aylin’i sevdiğim ve kendime yakın, güvenilir dost bildiğimden, sanki aileymişiz gibi hissederdim, eh Ali’de Aylin’in kardeşi, o da aileden sayılırdı. Onun da bizi aileden sayacağını umarak şeytanın bacağını kırdım bir gün ve aradım. İkimize de uygun olan bir güne randevulaştık onun ofisinde buluşmak üzere. “Aklın yatarsa kolları sıvarız” demişti, yatmazsa da sabah akşam aramazdı aklımı yatırmak için umarım. İçimde, bir korku ve yılların getirdiği bir çekimserliğin karşısında, eşimin desteği, Ahmet’le yıllar öncesine dayanan dostluğumuz ve Ali’nin sözlerinin samimiyeti hayallerimi gerçekleştirmem uğruna sessiz bir savaşa girişmişti. Onların galip çıkmasını istiyordum. İlk devreyi emlakçının ofisinde oynayacaktık… İkinci devrenin oynanıp oynanmayacağı da o zaman belli olacaktı…

 



Yorum Yaz