Ön araştırmaları yapıp, istediğim muhitte, gücümün yeteceği şekilde bir evin kararını vermek işin en zor kısımlarından biriydi. Bunları belirleyip evleri gezmeye başlayınca artık iş biraz da zevk meselesine dönüşüyor. Küçük ama lüks evlerle de büyük ama bakımsız evlerle de karşılaşıyorsunuz. Bire bir karşılaştırma yapmak mümkün değil tabii. Bu noktada ihtiyaç mı, kullanışlılık mı yoksa lüks mü tercih edeceğiniz size kalıyor.
Burada aktif hikayemiz başlıyor. Bir iki haftalık kağıt üzerinde teorik çalışmadan, giden gelen faxlardan, yapılan telefon konuşmalarından sonra benim ne istediğimi belirleyip, ne emlakçımıza ne de bana eziyet olmayacak şekilde rotamızı belirleyen ev gezme listemizi çıkardık. Bir cumartesi koları sıvayıp nişanlım, emlakçılarımızla birlikte önümüzdeki 30 yılımı bağlayacak evi aramaya başladık. Bu noktada panik olmamak gerekiyor. İki risk var, birincisi en kısa zamanda alma psikolojisi ile ilk görülen evlerden birini çok fazla düşünmeden ve çok sevmeden almak, ikincisi ise yorgan altındaki ayaklarımıza bakmadan “hayal” evimizi bir gün bulabileceğimiz umuduyla günleri, haftaları hatta ayları yollarda ev arayarak geçirmek. Bu nedenle ilk çıkışınıza turistik gezi mantığıyla bakın. Bu arada yanınıza almayı kesinlikle ihmal etmemeniz gereken bir şey: dijital kamera. Mutlaka, hoşunuza gitsin veya gitmesin, gezdiğiniz evlerin resimlerini çekin. Bir sürü ev gezince birinin mutfağını, banyosunu diğerinin mutfağı ve banyosu gibi hatırlamanız çok normal. Akşam eve gidince tüm gününüzü film izler gibi gözünüzün önünden geçirin. Teorik olarak kendinize uygun olduğunu düşündüğünüz koşul ve evlerin gerçekten size uygun olup olmayacağını, sizi tatmin edip etmeyeceğini bir kere daha gözden geçirin. Eğer uygun olmayan durum varsa birincisi muhit, ikincisi de ev tipi (müstakil, townhouse veya condo) olmak üzere iki temel noktadan birinde değişiklik yapmak gerekebilir ve bu da kişilere göre değişir. Ben ilk başlarken muhit olarak çok geniş çevreye bakıyordum ama sonunda ilk tercih ve ikinci tercih şeklinde gruplamam gerekti.
İlk gün yanılmıyorsam dört ev gezmiştik. Bir tanesi orta halli bir muhitin nispeten zengince bölümünde bitişik nizam tipinde bir ev (townhouse) idi. Akdeniz kasabalarını andıran modelde yapılmış evlerden bir mahalle. Zaten sokağın ismi Spanish Court. Çok güzel ve zevkli döşenmiş (tabii eşyalarla birlikte satmıyorlardı evi, o yüzden eşyalara kanmamak lazımdı) oldukça küçük bir ev, benim ödeyebileceğimi düşündüğüm üst sınırın da biraz üzerindeydi. Başka şeylerden kısıp ödenebilirdi ama gençlik bir daha geri gelmeyecek diye düşününce “yaşamaya” da biraz para ayırmak gerekiyor. Nispeten küçük ama güzel bir bahçesinin yanı sıra arka tarafı ormana baktığından bahçenin boyutu önemini kaybediyordu. Gelgelelim ev hakikaten küçüktü. Hoş iki kişiye saray yavrusu ev aramıyoruz ama benim tek odalı nacizane apartman dairemin salonundaki ev eşyaları (o da oturma odası takımı, TV ve sehpası) bu evin salonuna pek sığacak gibi görünmüyor. Yatak odasına baktık, yatağın bir kenarında 50 santim kadar diğer tarafında (çekmeceli dolap koyulduğundan biraz da mecburiyet) 30-40 santimlik boşluk kalmış. Gösterişi olan ama küçücük bir ev… Beğendik ama pek bize göre değil diye düşünerek çıktık.
İkinci ev ise muhit olarak buna yakın ama bu kadar lüks değildi. Aslında lüks bile denemez. Kapıyı çaldık, açıldı, eve bakmaya geldiğimizi söyledik, içeri alındık. O ne!!! Aman Allahım, savaş alanı ev. Ortalığın dağınıklığından öte pislik diz boyu desem yeridir. Mehmet Abi kapıları açmak için yanlış hatırlamıyorsam bir yerden kağıt havlu bulmuş almış eline. Mutfağı anlatmaya gerek yok. Biz çıkalım derken yanılmıyorsam Ali’ydi, “gezin görün de diğerleriyle karşılaştırma olanağınız olsun” dedi, hadi bakalım genel olarak gezelim evi dedik. Her gösterilen odada nerede ise bir aile kalıyor. Ev Güney Amerika’da bir askeri kışla gibi. Bana sorarsanız evdekilerin Amerika’da yasallığı bile tartışılır. Evin pisliğinden ve dağınıklığından başka pek birşey hatırlamıyorum bu ev hakkında. Odaları çok dar değildi ama evi alsan içerdekileri çıkarabilecek misin (sanırım kiracıydılar yoksa kimse evini o hale getirmez), çıkarsan ne halde olacak ev, ne kadar masraf etmen lazım gibi düşüncelerle evden ayrıldık – hatta kendimizi dışarı attık demeliyim. Belki de ev sahibinin evi satış nedeni bu tip kiracılarla uğraşmaktan gına gelmiş olmasıydı. Ev alalım derken yüzbinlerce dolarlık problem almış olmayı kimse istemez.
Üçüncü evimiz yine yakında müstakil bir ev. Ev o anda boş, hemen taşınılacak şekilde. Biraz eskice ve sanırım kiraya verilmek amaçlı elinde bulunduruyordu sahibi ki evin halıları göşterişli olmaktan ziyade dayanıklı tipten seçilip döşenmiş. Boyasında falan öyle fazla bir özen yok. Fena bir ev değildi. Çok ısınmadı içimiz ama listede yanına bir artı koyduk.
O gün son olarak baktığımız eve girdiğimizde nişanlımın da benim de gözlerimiz parladı. Ev boştu ve bakımsızdı ama diğer evlerin planlarına göre çok daha güzel ve genişti. Duvarların renkleri ev sahibinin biraz zevksiz olduğunu söylüyordu. Üst kattaki odaların birisi (hemen hemen) çingene pembesi ve diğeri fıstık yeşiliydi. Salon pembemsi bir renk üzerine sarı altın yaldızlı sünger darbeleriyle boyanmış. Halılar sanırım bir asırlık falan, pek temizlenecek gibi değil mutlaka değişecek. Bahçe amazon ormanları misali çimler, daha doğrusu otlar diz boyu. Ev bakımsız olduğu için fiyatı normale göre oldukça düşük, rahatlıkla gücümüzün yeteceği rakam. Evin plan ve kullanışlılığına içimiz çok ısındı ama sonraki masrafları da bir düşünmek lazım. Listede bu evin yanına da bir artı koyduk ve ayrıldık.
Bir sonraki haftasonu elimizde liste ile başka evlere girdik çıktık. Çoğu pek iz bırakmadı bizde. Ya küçüktü ya pahalı. İkinci haftasonunu kapatırken bir önceki hafta, son gittiğimiz eve bir daha gittik. Alıcı gözüyle baktık bu sefer. Ali, evde yapılması gereken işlerin maliyeti konusunda az çok fikir verdi. Oraya $300 buraya $500 derken şöyle kaba taslak bir kaç bin dolarlık masraf gerekiyordu eve. Hala maddi gücümüzün yeteceği sınırlar içinde kalıyordu evin maliyeti ve sonunda evi almak için teklif vermeye karar verdik. Yanılmıyorsam hemen o gün, değilse bile ertesi gün emlakçımızın ofise gidip bürokratik işleri hallettik, önce kendi aramızda uzun uzun konuştuk, teklif vermek istediğimiz fiyatı belirledik ve satıcının emlakçısına faxladık… Artık heyecanlı bir bekleyiş ve olursa ateşli bir pazarlığın arefesindeydik…