Yaşadığınız yere, size, satılan eve, evin satıcısının durumuna hatta hatta evin emlakçısına kadar her şey ayrı bir değişken “ev alma” denkleminde. Denklem bu kadar değişkenli olunca sizlere araştırmak ve uyanık olmak düşüyor ve benim yaşadığım tecrübeler, ev almadan ve alırken öğrendiklerim, ve ev aldıktan sonra aklıma ve başıma gelenler umarım sizlere bu engebeli ve karmaşık ama güzel yolda birşeyler verebilmiştir.
Ev alırken sağolsun emlakçının da sayesinde fazla gerilim yaşamadım. Güvendiğiniz birisinin size daima samimi ve gerçekçi açıklamalarda bulunması güzel bir olay. Yoksa bir yerlerde okuduğunuz ve şüphe duyduğunuz bir konuda soru sorduğunuzda okuduklarınızla dayanaksız çelişen bir cevap ister istemez ev alma yolundaki en büyük dayanağınızla aranızda soğuk rüzgarlar estirir. Ve şüphe içinde karar vermeniz çok daha zorlaşır. Bu işi bir emlakçıyla yapıyorsanız, birlikte çalışmaya kesin karar vermeden iyice araştırmanız, akıllı sorularla karşınızdakini tartmanız size, hayatınızın bu en önemli kararında büyük rahatlık ve avantaj sağlar.
Ev alırken öğrendiğim bir şey de pazarlığın asla bitmediği. Tabii kağıtları imzalayana kadar. Ev alımında son nokta “title company” (daha önce bahsetmiştim, emlak noteri gibi bir şey). Evi artık aldığınız %99 kesinleşince belli bir gün kararlaştırılıyor “title company”de buluşmak ve devir teslim için. %99 diyorum çünkü hala bir çıkış yolu olduğunu ben kendim bizzat yaşadım. Günlerden ne gün hatırlamıyorum, saat 1′de buluşulacaktı. Öğleden sonra işten izin aldım, güya iki saat falan sürecek bir iş idi bu. Kalktik gittik “title company”e. Saat oldu 1:00… 2:00… Karşı tarafın emlakçısı sekreteri arayıp not bırakmış yoldayım diye ama iş çıkışı trafiğinde bile bir saat sürmez onun geleceği yol. Saatlerimiz 3:00′ü gösterirken artık sabır taşmak üzere. Kendi paramızla rezillik diye böyle şeylere diyorlar sanırım. Evi beğendik ama karşı taraf satmak için bu kadar terslik yaparsa almayıveririz. Beyefendiye telefon edildi nerdesin diye, adam hala ofisindeymiş, hemen geliyorum diyor. İki saattir gelmeyen adamın “hemen” gelmesi kaç saat alırdı acaba… Saatler dörde yaklaşırken vatandaşa bir telefon daha “boşver gelme, biz vazgeçiyoruz” dedik. Bu sefer onun paçalar tutuştu diyeceğim ama adam pişkin “durun durun geliyorum hallederiz” diyor. Dedik “sana max 30 dakika, geldin geldin, gelmedin bu iş yattı”. Neyse efendim nihayet vatandaş yaklaşık dört saatlik bir gecikme ile geldi ofise. El sıkışmak istedi ama elimi uzatmadım. Herhalde beklemiyordu, hemen benim emlakçıya dönüp elini uzattı ve “gel seninle bir dışarı çıkalım” dedi, ikisi çıktılar. 5 dakika sonra geri geldiler, dışarda yine pazarlık etmişler ve benim dört saatlik bekleme için ben $2,000 almışım… Dedim bir hafta bekleseydik… İçimizde bir sevinç var ama geçen dört saatte biriken öfke hala üstün geliyor yüzümüze vuran duygularımızda.
Nikah masasına dizilir gibi dizildik sonunda. “Title company”den yetkili kişi çıkardı bir ton kağıt koydu masanın üzerine ve başladı teker teker bana uzatmaya. “Bu falan iş için kağıt…” diye uzatıyor, ben anlamayıp emlakçıma baktığımda açıklama Türkçe geliyor… Çoğu matbuu kağıt zaten, ve emlakçım bana anlatmıştı önceden. O gün herhalde yaklaşık 100 yeri paraf edip imza attım. Matbuu formlarda taraflarca yapılan değişiklerin her birinin yanına ve her sayfanın altina küçük bir paraf atıyorsunuz ve her dökümanın sonuna da şöyle kelli felli bir imza. Taş çatlasa yarım saatte bitti işimiz. Tabii dört saat beklemenin ardından yarım saat su gibi geçti. Sonunda yüzbinlerce dolar borcun altında evimizi almıştık. Daha sonra yaptığımız hesaplara göre aldığımız kredi ödemesi bittiğinde ev fiyatının yaklaşık üç mislini ödemiş olacaktık. Önceden bilseydim alırmıydım bilemiyorum ama bu korkutmasın sizi. Zaman geçtikçe akıllı bir iş yaptığınızı daha iyi anlıyorsunuz. Hele hele evinizin değerinde hızlı bir artış olursa, yatıp kalkıp ne doğru bir karar verdiğinizi düşünüyorsunuz.
Bugünkü aklım olsaydı sanırım Amerika’da çalışmaya başladıktan sonra mümkün olan en kısa zamanda küçük de olsa (condominium) bir ev alırdım. Yaklaşık 6-7 yıl kira ödedim. İlk iki yıl evi bir iki ev arkadaşı ile paylaşmıştım, bunu da hesaba katarak ortalama ayda $800 kira verdim Şöyle kaba bir hesapla $60,000′ı kiraya vermişim. Bir ev almış olsaydım belki cebimden biraz daha fazla para çıkmış olacaktı ama bugün çok daha büyük müstakil bir eve maddi gücüm çok daha rahat yeterdi. Ama zararın neresinden dönerseniz kardır. Eğer benden bir tavsiye isterseniz mümkün olan en kısa zamanda kendi durumunuza göre çok da pahalı olmasa bile büyük küçük demeden gücünüzün yettiğince bir ev almaya bakın. İki avantajınız olur Amerika’da… Hatta üç… Birincisi ilk zamanlar çoğu faize de gitse, kiraya vereceğiniz para yavaş yavaş birikmiş olur… İkincisi evin değeri arttıkça bir sonraki adım için yeterli maddi imkanlarınız olur… Üçüncü ve en önemlisi ise kredi tarihçeniz aşırı kuvvetli olur…