Amerika’nin Değişen Yüzü


Amerika’nin Değişen Yüzü

Amerika’nın en büyük ve yararlı icadı olarak bilinen Otomobil acaba sosyal yaşamın, insan ilişkilerinin, küçük esnaflığın yok olmasına mı yol açtı? Birçok Amerikan Şehrinin “Hayalet” kasaba havasına girmesinde rol mü oynadı? Yoksa sunduğu kolay erişim, ulaşım ve taşımacılık imkaları ile ekonomiyi canlandırıp, gelir ve hayat kalitesinin artmasını mı sağladı? Şahsi cevabım EVETdir bu soruların tümüne…

Amerika’da arabanın bir ihyityaç olması ülkenin topraklairnın büyük olmasından, metropol şehirler ve eyaletler arası mesafelerin uzak olmasından ziyade endüstri, sanayi devi olan ülkenin, 1930-bilhassa 40 ve 50′li yıllardan bu yana ekonomiye bağımlı olarak değişen yaşam standartları ile alakalıdır…

 
Uçsuz bucaksız Amerika..!

 
Siz hiç Charleston, West Virginia’da veya Lexington, Kentucky’nin bomboş kaldırımda yürürken taksi bulup durdurmayı denediniz mi? 10 sene gibi uzun bir zaman gerçek Amerika olarak bilinen, Hollywood’un bizlere ekranlarda tanıttığı Amerikan imajından çok farklı olan, yüzölçümü küçük, nüfusu az bir eyalette yaşama fırsatım oldu. Amerika’daki binlerce irili ufaklı şehir ve kasabaların sokaklarının kalabalık, insanların cıvıl cıvıl yürüdüğü, her köşesinde bir coffee house’un olduğunu, adım başı metro, otobüs, taxi duraklarının olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz..İlk geldiğimizde “şöyle bir çıkayımda markete yürüyeyim, ehh havada güzel downtown’a inip bir tur atalim, dükkanlara girip çıkalım, Bir pastanede oturup gelen geceni izleyeyim..” diyen biz Amerika’nin küçük şehirlerinde yaşayan Türkler az mı hayal kırıklığına uğradık..! Hiç unutmam, ülkeye ilk geldiğimde genç ve heyecanlı bir Türk olarak gözümün aradığı ilk şeylerden birisi meşhur gökdelenlerdi.. Nerdeydi bu yüksek binalar? Nerede hani işlek caddeler, insanlar? Dolmuş durağı gibi bir havaalanına iniş yaptığımda, bazı şeylerin beklentilerimden çok daha farklı olacağı belliydi gerçek Amerika’yi tanıma fırsatı bulacağım gelecekteki 10 küsur sene içerisinde..

 
West Virginia: Yeni Memleket..!
 

DCtoWV3[1]Seneler sonra farkına vardım ki, West Virginia’nin küçük, zamanında hareketli ve gelişmekteyken gerilemeye başlamış, zamanla yaşayanlarının terkettiği ve tek haritada kalma nedeninin tanınmış bir devlet üniversitesi olan Marshall’in sayesinde olduğu Huntington şehrinde 10 küsür sene yaşayınca farkına varmadan İzmir’liyken Hungtington’li olmuşuz da haberimiz yok… Downtown (Şehir Merkezi) ‘ne gittikçe N’olmuş Burada? Niçin bir Allah’in kulu yok sokaklarda? Peki ama dükkanlar niye kapalı? ” diye az mı düşünmüştüm ilk kez Huntington, West Virginia’ya geldiğim günlerde… Ben nereden bileyim o kapalı gördüğüm dükkanlarının birçoğunu kepenklerinin en son 50 küsür sene önce indirildiğini, ve bir daha da acılmadıgını… Tabi bu ekmeğini uzun seneler yediğimiz, sayesinde bir yerlere geldiğimiz “küçük Amerikan kasabamıza” karşı bir stem, bir eleştiri yazısı değil! Aksine küçük veya büyük, zengin veya fakir, ileri veya geri,sakın veya kalabalık her tezatlıkta bir iyilik olduğunu, bir avantaj, bir güzellik olduğunu gösteren bir yazı…

 
Huntington WV USA 1Ekonomik zenginlik özelikle 50′li yıllar itibari ile birçok kişiyi şehir dışına taşınmaya sevk etmiştir Amerika’nin birçok küçük şehirlerinde.. Bizlerin alışık olduğu şehir yaşantısının sonunu hazırlayan bu gelişme, şehir içindeki yerel dükkanların sonunuda hazırlamış olup, hala günümüzde ekonomik nedenli şehir dışına göç ve dolayısı ile küçük esnaflığın ölmesi adına bolca tartışılan bir konu olmuştur..
 
1930 ile 50′li yıllar arasında ülke zenginleştikçe küçük şehirlerde yaşayan insanlar şehir içindeki apartman dairelerinden, dip-dibe bizdeki yazlıklar usulü yapılmış town-house olarak bilinen evlerinden şehir dışına, arazinin bol olduğu, bahçelerin geniş olduğu yerleşim merkezlerine, yani Banliyolara (Suburbs) taşınmaya başlamışlar.. bu göç, şehir içindeki işyerlerinin zamanla kapatılmasına, hatta üzülerek söylüyorum birçok küçük Amerikan şehri ve kasabasındaki dükkanların kapılarının önünden yürüyerek geçen insan görülmemesine neden olmuştur.. yani şehirler hayalet şehir haline dönüşmeye başlamışlardır…
 
shop downtown Hutnington WV USA 2Şehir içinde iş yapamayan manav, kasap, bakkal, restaurant ve diğer küçük ve en önemlisi yerel esnaf bu değişime ne kadar ayak uydurmaya çalışsalar da, büyük şirketler ile yarışamamışlar, sonunda şehir dışlarına, interstate (otoban) yanlarına açılan alışveriş merkezlerine (mall), restaurant, eczane zincirlerine yenik düşmüşlerdir.. Şehir dışına kayan yaşam, insanları tembelliğe, daha doğrusu arabaya muhtaç hale getirince bankalar bile McDonald’s gibi (evet şaka yapmıyorum bankalar bile…) arabaya servis banka hizmeti sunar hale gelmişler… seneler içinde ekonominin güçlenmesi, dünya çapında büyük şirketlerin küçük şehirlerdeki ekonomiyi öldürmesi, insanların şehir dışına göçleri, birçok Amerikan şehrinin sonuna başlangıç olmuştur..  
  
huntington wv usa 3 pullman squarePeki bu yenilik hep kötülük mü getirmiş? Işin aslı HAYIR! İlk geldiğimde yadırgamış, alışmam zor olmuş olsada zamanla bizler de bu düzene alışmış, bu komforu arar olmuşuz.. Örneğin ben şahsen bir bankanın içine girip banka memurunun yüzünü görerek bir işlem yapmayalı seneler var.. sabah ise giderken veya akşam eve dönerken iki dakika bankanın araba servisinden yapabilmek varken işlemlerimi niçin durup zaman ayırayım ki? Çok sevdiğim, vazgeçemediğim Starbucks kahvemi almak için her gün dur, arabayı parket, in, sıra bekle yapmak mı yoksa Drive-Thru dan araba ile yanaşıp almak mi? Her nekadar zaman kadar değerli birşey olmasa da, bu düzen ve sistem cok komforlu ve rahat da olsa, birşeyi unutturmuş bize: Neyi mi? İnsan İlişkilerini..! Sosyalliği..!
 
Küçükken teyzemin eczanesine azmı gittim! Gelen gidenle yapılan dostça sohbetleri az mı dinledim! Nöbetçi olduğu gecelerde heyecanla bütün gece bende sizle eczanede durabilirmiyim diye az mı ısrar ettim..! Aynen banka veya hazır ve çabuk olan fast-food sitili yemek usulü arabanızla bir eczanenin dibine çekip işleminizi vakit kaybeden yaptırtan bu sistemi övmeli mi sunduğu rahatlık için? yoksa sövmeli mi yarattığı tembellik ve insans ilişkilerinin kaybolması için?

Beacon Hill, BostonHiç unutmam, ilk yürüyerek keşfetme deneyimimi Huntington, West Virginia’nin sokaklarını.. Bir insan geçsede selam versek, yol sorsak diye düşündüğüm günleri.. Nerede Türkiye’deki samimiyet! Nerede bir komşunun diğerini görünce kapıları açması, elindeki torbaları alıp taşınmasına yardımcı olması! Küçükken bakkala bisikletle giderken “Komşulara da sor, bir istekleri varsa al unutma sakın!” şeklinde öğretildi bizim nesile, biz böyle düşünceli bir toplumdan geldik öyle değil mi? Peki, Türkiye’de bu sıcak kanlılık hala devam ediyor mu? Yoksa her şeyini iyi veya kötü taklit ettiğimiz Amerika’nın yanlışlarını da ders almadan benimsiyormuyuz, sorgusuz, sualsız, nasıl bundan ders çıkartırız diye düşünmeden? 
 
Hepimiz ne yazıkkı kabul etmek istemesekte bir değişim süreci yaşadığımızı çok iyi biliyoruz! Saygı, sevgi, hürmet duyma gibi Türk olmak ile eşanlamlılık kazanmış değerlerimiz çoktan bizi yavaş yavaş bırakıp gidiyorda kabullenmek istemiyoruz!
 
Değişim ve yeniliğe adapte olabilmek çok güzel bir vasıf şüphesis, özelikle biz Türk’ler bu konuda çok başarılıyızdır… En son teknolijiyi 7 den 70 e takip eder, hıç birşeyin gerisinde kalmayız.. son model arabalar, son model cep telefonları, bilgisayarlar, Amerika fiyatlarının 3 hatta 5 katı bile olsa ülkemize anında girer, tüketicilere ulaşır.. değişim ve değişikliklere çabuk adapte olabilmek çok güzel demiştik ya, her zaman bu geçerlimidir acaba? Değişenin ne olduğuna bağlı olsa gerek, ya sizce?
 
90′lı senelerde Fransa’ya bir aylık kadar bir ziyaretimde, o güne kadar karşılaşmadığım bir concept gördüm ilk defa: Yapı Marketler… Birlikte olduğum Fransızlar benim hayretler içinde “Nasıl oluyor, çividen, tuğlaya, abajurdan, çatı kiremit ve tuğlasına, ısı yalıtım malzemelerine her şey ama her şey bir yerde…” dersine bakışımı hayretle karşılamışlardı… Kendimce düşünmeden edememiştim “Ev hanımından, inşaat ustasına, marangozdan, koskocaman inşaat şirketlerine herkeze hitab edecek bir copncept bu ya” diye.. Aradan iki bilemediniz üç sene geçmeden Türkiye’de Fransa’da gördüklerim kadar büyük ve çeşitlilikte olmasa da mantar gibi türemeye başladı bu yapı marketler.. kötü mü oldu? kesinlikle hayır, vatandaşlarımızın yaratıcıklarını ortaya koymalarına, belki hobylerini ve düşüncelerini gerçeğe çok daha düşük ücretlerle dökmelerine sebeb oldular..

3681917738_2da8652fc2[1]Peki ya MALL olarak bilinen Amerika’nin meşhur Alışveriş Merkezlerine ne demeli? Daha düne kadar bizlerde böyle bir concept bilinmiyordu.. belli başlı mağazalardan ve birkaç tane alışveriş kompleksinden başka insalar sürekli şehir içinde alış veriş yapmaya, yerel esnaf ve tüccarlara iş götürerek kalkındırmaya yöneliyorlardı.. Peki şimdi.. Türkiye’ye son iki gidişimde.. artık MALL kavramının Türkiye’ye de geldiğini görmek beni işin aslı çok üzdü.. neden derseniz hemen aklıma yerel ve ulusal Amerikan basınında gördüğümüz yan etkileri geldi.. Küçük esnafın ölmesinden tutunda, şehirlerin yavaş yavaş boşalması, inasanların tüm vakitlerini arabalarında o mall bu mall arası geçirmesi, şehir içlerindeki kafe ve diğer sosyal buluşma yerlerinin Mall’ların renkli koridorları ile değişitirilmesi…

Peki Amerika ve Amerikalılar bu hatalarını anlayıp geriye dönüş yaparken, yani her geçen gün yavaş yavaş kapalı büyük alış veriş merkezlerindense şehirler tekrar canlandırılsın adına şehir içlerine sinemalar, tiyatrolar, kafeler, rastaurantlar açarken, meydanlar yaparken, insanları birlikte sosyalleşmeye ikna etmeye çalsırken biz neden onlarca sene geriden aynı hatayı göre göre yapmaya kalkıyoruz..? Neden Falancalı Ustanın Pastanesi yerine illa Starbucks’a gidiyoruz, Neden Maraş dondurması yerine ColdStone veya Haagen-Dazs yemek için ısrar ediyoruz..?
 
Sakın yanlış anlamayın, ben asla yabancı malı kullanmayalım, veya Amerika’yı, Avrupa’yı takip etmeyelim demiyorum, sadece onların başarılarından bizi daha başarılı yapacak, onların hatalarından bizleri koruyacak örneklerini takip edip uygulayalım diyorum.. Yoksa Amerika’dan öğrenecek, Avrupa’dan görüp uygulayacak o kadar çok daha alacağımız dersimiz varki yazmakla bitmez..

Değişim bizleri ileriye götüreceği sürece, yeni ve doğru yola sokacağı sürece son derece önemli ve gerekli.. ancak, o kadar şanslıyız ki geleceği bizden onlarca sene önce test eden milletlerin hatalarından öğrenmek bir sansimiz varken bunu yapmak yerine yerine, doğrusunu uygulamak yerine.. bile bile lades diyerek, takip etmeye devam ediyoruz..

Bugün, hemen hemen her küçük Amerikan şehir ve kasabası eski günlerini geri getirmeye çalışıyor.. Biz ise eskiden kurtulmaya..
 
Bilinçlenen Amerikan halkı yardım kampanyaları düzenliyorlar, ticaret odalarından, vakıf kurumlarından, yerel hükümetten parasal destek alıp, kayoblup giden kasaba ve şehirlerini yeniden benimsemeye ve herşeyden önemlisi tarihi tekrardan canlandırmaya çalışıyorlar..
 
İnsanların bir araya kapalı ortamlarda değil, açık havada gelebileceği, oturup Türkiye’miz misali bir çay, kahve veya biralarını içerken dostluk kurabilecekleri yerler inşaa ederken bizlerse misafirperberliğimizi, yardımseverliğimizi, dostluk ve iletişim kurabilme, karşımızdakine saygı ve sevgi ile görüş açısı ne olursa olsun bakabilme özelliklerimizi bile bile kaybediyoruz…

Taylan YALNIZ,
International Educator.
June 2009, Washington DC, USA

 

 



One Response to “Amerika’nin Değişen Yüzü”

  1. Taylan YALNIZ diyor ki:

    West Virginia Dogal guzellikleri ile unlu bir eyalet… Hangi yone giderseniz gidin WV da karsiniza YESIL ve MAVI nin onlarca tonu cikar….

    Insan Omrune Omur katici DOGAL guzellikleri, siril siril akan akarsulari, denizleri kiskandiracak guzellikte gol ve nehirleri.. bir baskadir WV’nin..

    Doga sporlarini sevenlere, dag yuruyusu, bisiklet gezileri, kano ve rafting gibi su sporlari tutkunlarina CENNET gibi gelir WV!

    Cok sevdigim bir arkadasim, kendisi rock climbing hastasidir.. cok guzel bir blog yaratmis kendisine sizinle paylasmak istedigim:

    http://www.chalkprint.com/

    (Not: Bilhassa blog da kullanilan video yu cok seveceginizi dusunuyorum…)

Yorum Yaz