Haydi Baliğa!


Haydi Baliğa!

Let’s go fishing!

Amerika’da balığa gitmek için illa deniz kenarında oturmanız gerekmiyor. Hele benim yaşımda bir kadını balık tutarken zor görürsünüz Türkiye’de. İstemediğinden değil, muhtemelen “elalem ne der?” diyedir.

Beni tanıyanlar bilir ki, bahar geldiği zaman başlamak üzere her Cumartesi balığa giderim. Kitabımı alırım, “tackle box” (balık malzemeleri kutusu) ve oltamı da aldığım gibi yollardayım. Söyle sessiz, sakin, doğayla kucak kucağa bir göl bulur, portatif sandalyemi açar, kitabımı yerleştirir, oltama yemi takar, sallarım gidebildiği kadar uzağa. Sonra oturur kitabıma dalarım, ta ki oltam sallanmaya başlayıncaya kadar.

O kadar anlatılacak şey var ki bu konuda neresinden başlayayım bilmiyorum. Öncelikle göllerden başlayayım. Gölleri duyunca zannetmeyin ki, doğa buraya cömert davranmış da her köşe başında bir göl var. Göllerin çoğu insan yapımı ve çoğu da etrafi park ya da kamp alanı olarak düzenlenmiş. İnsanlar bu kamp alanlarında hafta sonu geçirir, gündüzleri balık tutar, geceleri mangal yakıp domuz pirzola pişirirler. Yani bizim gibi mangalda balık yapmak gibi bir adetleri yok, anlayacağınız ağızlarının tadini bilmiyorlar. Mangalda balik pişirdikleri zaman da, aluminyum folyoya sarıp pişiriyorlar. Neyse biz gelelim balık tutmaya. Bir kere, yeni yıl gelince ilk yapmanız gereken “balık tutma lisansı” almak olmalı. Evet, evet… yalnış okumadınız lisansınız olmadan balık tutarken yakalanırsanız, hem çok büyük cezası var, hem de tüm balık malzemelerinize el konulabileceği gibi, geceyi hapiste geçirmeniz isten bile değil. Günlük balık tutma limitiniz de 5 tane. Bu, tabi ki küçük balıklar için (genellikle de alabalalık) için geçerli. Eğer bir nehirde somon tutmaya hevesliyseniz “tag” dedikleri ayrı bir izin belgesi almanız gerekiyor. Somon da yalnış hatırlamıyorsam (ben tutmam çünkü) günde 2 tane ile sınırlı. 14 yaşından küçük çocuklarda ise lisans aranmıyor.

Lisans aliyoruz

3711555303_e9e741458b[1]Bir de bizim denizin dibindeki balık yuvalarını bile yok ederek, trolleyip kökünü kuruttukları balıklarımızı ve “balık artık bitti” diye ağlasan balıkçılarımızı düşünün. Eyalet, bu balık tutma lisanslarından topladığı paralarla öncelikle bu golleri ve nehirleri ıslah ediyor. Göllerin çoğu yaz sonunda suyu boşaltilir ki kişin dağdan inen kar suları dolayısıyla taşmasın. Daha bitmedi, üstelik bir de eyalet balık üretme çiftlikleri kurarak hem istihdam sağlıyor, hem de belirli bir program dahilinde bu göllere yasal ölçülerde balık koyuyor. Yasal ölçülerde diyorum; çünkü, tuttuğunuz balık 8 inç’den küçük ise geri bırakmak zorundasınız. O yüzden de oltalar burada bizdeki gibi çifte kancalı değil. Bunu nasıl anlatacağımı bilemedim ama söyle diyebilirim, dikkatli çıkardığınız zaman balığın ağzını darmadağın etmiyor. http://www.dfw.state.or.us/ web sitesinden hangi tarihte, hangi göle kaç balık konduğunu da takip etme şansınız var. Tabi ki ben Oregon’u anlatıyorum, her eyaletin değişik yasaları ve kendi web siteleri var. Eğer balık tutmaya başlamak istiyorsanız, bunu kendi yaşadığınız eyalette araştırmak durumundasınız.

Sahte balik yemleri

3712401916_fce71cf021[1]Türkiye’de genellikle, balıkçıdan bir balık kafası alır, onun etli yerlerini balık tutmada yem olarak kullanırsınız ya, buranın balıkları bile sahteliğe alışmıs. “Power bait” diye adlandırdıkları sentetik, kavanozlara satılan yemlerle tutuluyor. Ya da bir kase toprağın içinde solucan alacaksınız ve o hayvanın kıvrım kıvrım kıvranmasına gözünüzü kapatarak, oltaya onu takacaksınız ki bu, hiç bana göre bir iş değil. Sonra tuttuğunuz balıkları öyle golün kenarında temizleyeyim de eve öyle götüreyim diye de heveslenmeyin, bu da yasak. Öyle dağın başında beni kim görecek gibi bir uyanıklık da yapılamıyor, hani biz meraklıyız ya uyanıklığa :) . Dağın başında bir gölde balık tutarken bile, bir anda yani başınızda “kolay gelsin” anlamında bir cümle ve arkasından da, “eee kaç tane tutabildin?” gibi bir soruyla karşılaşabilir, arkasından “su balıkları ve lisansınızı bir görebilir miyim?” diye devamını da duyabilirsiniz.

Bütün bunların dışında düşünün söyle yemyeşil bir ortamda, sadece kuşların seslerini duyduğunuz bir yerde, kitabınız, siz ve kürek sesleri arasında arada sizin yüreğinizi hoplatan oltaniz. Tabi bu arada, bir Herin’in (kuş) ustaca göle doğru bir dalıp yapıp, ağzında koskoca bir balığı ağaçların arasında yemek üzere götürdüğüne de şahit olabilirsiniz. Ben bu huzur ortamını çok seviyorum. O yüzden de her hafta başka bir gölün yolunu tutup, isim bitip toparlanırken de uzaktan bir geyiğin beni seyrettiğini görmeyi de çok seviyorum. Deneyin seveceksiniz. Sevmek ne kelime tiryakisi olacaksınız, bahse varım.. Ya siz?

 

Ben yarın yine, oltamı ve alır başımı giderim bir göl kenarına, tavsiye ederim, çok dinlendiriyor. Haaa bayat ekmekleri unutmayın, ördekler bekler :) .

Haftanız eğlenceli, hafta sonunuz serin geçsin, çünkü yanıyor buralar.

Fethiye

 



14 Responses to “Haydi Baliğa!”

  1. Yalcin diyor ki:

    Aaaahhh ben lisede bizim komsu ve ogluyla her cumartesi ODTU’nun Eymir golune baliga giderdim. Ozellikle kisin gunes dogarken golun uzeri buhar kapli olur, oltalari atar termoslari acar sicak cayimizi yudumlardik… Amerika’da da insallah bir gun bir firsat yaratacagim balik olayina ama bakalim ne zaman. Ellerine saglik Fethiye Ablam, guzel yazmissin :)

  2. Fethiye diyor ki:

    Sagol Yalcin, umarim bir gun beraber balik tutmak da nasip olur :)

  3. Yuruk Iyriboz diyor ki:

    Kalemin cok guzel senin gibi. Ustelik toplumsal sorunlara ilgin bircogumuza cok gercekci bir ornek.Selam

    • Fethiye diyor ki:

      Cok tesekkur ediyorum Sevgili Yuruk. Sadece yasamdan kareleri paylasmaya calisiyorum. Gurbette olup da toplumsal konulara ilgisiz kalmak mumkun degil gibi gorunuyor.

      Sevgiler,
      Fethiye

  4. Ayse Bostick diyor ki:

    Istanbul’da bogazda balik avina cikmistim arkadaslarla. Hayatimda ilk defa bir balik tutmustum ama oltaya takilip kivranmaya baslayinca hemen oltadan cikarip denize geri atmistim.
    Aksam babam, kizim nerede baligimiz deyince denize geri attim demistim!
    Tabi bana balik kucuk mu buyuk muydu?
    diye sorusu sorunca ben de iki elimi yarim metre mesafe acip iste bu kadar buyuktu derken arkadaslarim gulmekten yerlere yatmislardi!
    Bosuna avcilar cok atarmis dememisler…:)
    Fethiye’cim resimlerdeki guzellikte bir yerde balik tutmak gercekten harika olmali! Bu gidisle esimi kandirip sizin oralara gelebilirim…:)
    Yazilarini buyuk bir keyifle okuyorum.
    Rastgele!

    • Fethiye diyor ki:

      Aysecigim,

      Daha once de dedigim gibi, basimin ustunde yeriniz var. Ayrica belirtmek isterim ki yazilarimdaki resimler benim balik tuttugum gollerde cektigim resimler. Genelde kendi cektigim resimleri kullanmaya calisiyorum yazilarimda. Soz sana tuttugum baliklarla olan resimlerimden de gonderecegim, yani “kacan balik” degil buyuk olan. :) )

      Tesekkurler,
      Fethiye

  5. Cagla diyor ki:

    Her zamanki gibi keyifle okudum:))

    Istanbul da cayir cayir yaniyor, kendimi bir deniz kenarinda hayal etmeye calistim… balik tutarken… cok sicak Fethiye hayallerim bile eriyor.:)) Benim icin de bir balik tutuver emi;)

    Sevgiyle
    Cagla

    • Fethiye Temiz diyor ki:

      Ahh Caglacigim, bugun burasi da yaniyordu. 92F idi, uzun zamandir ilk defa baliga gitmedim, onun yerine Okyanus kiyisina gittik, sicaklik aninda 56F, yer yer 60′larda dolasti ama esinti muhtesemdi.

      Soz bir dahaki haftaya senin icin bir tane tutacagim.. Hayallerin erimesin olur mu, onlar olmazsa yasayamayiz..

      Sevgiler,
      Fethiye

  6. Atakan Mert diyor ki:

    Sevgili Fethiye,

    Yahu senin kalemin gerçekten çok güzel!

    Doğa, çevre, toplumsal sorunlar,insan yaşamı, yaşama bakış,hangi şartlarda olursa
    olsun zamanı doğru eğerlendirme, öneriler… saymakla bitmez… Bütün bunlar bir yazı içinde ancak bu kadar güzel derlenip aktarılabilir.

    Hadi gel,daha sonra bu yazılarını kitaplaştıralım!!!

    Yürekten sevgilerimle.
    Atakan Mert

  7. Fethiye diyor ki:

    Insallah Atakancigim bir gun o da olur.. Hele dur daha yeni basladim… ben her hafta yazdigimda, hay Allah bu hafta pek olmadi diye dusunuyorum, sonra iste boyle yureklendirmeler olunca ahhhh. Bana kendimi sahiden yazar zannettireceksiniz :)

    Cok tesekkur ederim, Sevgiler,
    Fethiye

  8. ibrahim diyor ki:

    Ahh be ablamm yıllar öncesine götürdün benide.beş kancalı dip oltasını baraj gölüne attığım anda üzerine bağladığım zil sesiyle birlikte havalanıp gölün ortasına dogru giden oltami telaşla yarı belime kadar ıslanarak güc bela yakalamıştım.sonrasında oltamı cekmeye başladım cok agırdı ve cok buyük olmalıydı balıkları yorarak cekerdik bu durumlarda.cekip salarak. neyse 25 dakika kadar ugraslardan sonra ceke ceke tam beş tane su kaplumbagası cekmiş çok üzülmüştüm:((.yaa canı yanan kaplumbağalaramı yanarsın,bütün elbiselerinin ıslandığınamı,o arada büyük merakla ne cıkacağını bekleyen arkadaşlarımın dalga geçmelerinemi.soğudum balık avından o gün bu gün gitmek gelmiyo içimden.Uzun oldu ama paylaşmak istedim.o mangal yüreğine sağlık.kaymak gibisin ablamm sür sür oku..:)seni seviyorumm

  9. Fethiye diyor ki:

    Sevgili Ibrahim kardesim,

    Benim de tam oyle bir zilim var iste.. hani kitaba dalip da kacirmayayim diye.. Benim tuttugum baliklar 16 cm ile 35 cm arasinda dolayisiyla cok yormuyor ama bazen tam karaya cikarirken, kurtuluveriyor.
    Bence vazgecme, balik tutmak kadar insana “sabir” i ogreten baska bir sey gormedim, gerci senin ihtiyacin yoktur ama.. dinlendiriyor iste.

    Sagol canim benim, ben de seni seviyorum.

    Fethiye

  10. dogan diyor ki:

    hayat ne güzel kimine

  11. Fethiye Temiz diyor ki:

    Hic bir sey gorundugu gibi degildir. :)

Yorum Yaz