Uluslararası Eğitim Enstitüsü’nün (Institute of International Education) 2008 tarihli bir araştırmasına göre ABD’ye eğitim amaçlı giden öğrenci sayısı yıllar içinde sürekli arttı. Yine aynı kuruluşa göre bu düzenli artışın en önemli destekleyicisi, Amerikan Üniversitelerinin kendileri oldu. Yıllar içerisinde kendilerine ilgiyi sürekli kılabilmek için yoğun bir çaba ve rekabet içerisinde oldular. Bazı Amerikalı devlet insanlarına ve araştırma kuruluşlarına göre, yabancı öğrencilere kucak açmak ve onları ABD’de ‘misafir’ etmek misafirperver, yardımsever, çok kültürlülük destekçisi ABD’nin her zaman bir amacı oldu. Diğer taraftan eğitim sektörü ABD’nin en büyük servis sektörlerinden birisi olarak ülke ekonomisine sadece 2007/2008 dönemi icinde 15.5 milyar dolar kadar bir katkı sağladı.
Olayın ekonomik boyutu ABD üniversitelerinin sadece hayırseverlik peşinde koşmadıklarının da bir göstergesi. Aynı dönem içerisinde bu ülkeye Türkiye’den, yarısından çoğu yükseköğrenim amaçlı olmak üzere giden yaklaşık 12,000 öğrenci ABD’ye giden toplam yabancı öğrenci grubu icerisinde Hindistan, Çin, Güney Kore, Japonya, Kanada, Tayvan ve Meksika’dan sonra sekizinci sırada yer almış. Aynı dönem içersinde ABD dışına eğitim amaçlı çıkan Amerikalı öğrencilerin tercih ettikleri ilk 20 ülke arasında ne yazık ki Türkiye’nin adını görmek mümkün değil. Oysa ki Çin, Meksika, Japonya, Hindistan gibi ABD’ye yüksek sayıda öğrenci gönderen ülkeler 2005-2008 dönemi içerisinde, Amerikan pasaportu taşıyan öğrencilerin de yurtdışı eğitimde ilk tercihlerinden olmuş. Hatta komşumuz Yunanistan’nın üniversiteleri bile Amerikan pasaportu taşıyan öğrenciler tarafından ilk sıralarda tercih edilmiş.
Bunlar oldukça ilginç göstergeler. Türkiye bu gösterler içerisinde bir Avrupa ülkesi gibi durmuyor, daha çok bir Ortadoğu ülkesi gibi duruyor. Avrupa ile ABD arasındaki eğitim alanındaki alış-veriş veya ilişki Türkiye ile ABD arasındaki eğitim alanındaki ilişkiden çok farklı. Avrupalı öğrenciler ABD’yi Avrupa içerisindeki pekçok imkan yanında sadece bir başka alternatif olarak görüyorlar. Bu nedenle Avrupa genelinde ABD’ye Türkiye’de olduğu gibi yoğun bir ilgi yok. Tabi ki Avrupa’nın sayıca az genç nüfusununda düşük sayılar üzerinde etkisi var.
Diğer taraftan, Avrupa ülkeleri, şehirleri ve üniversiteleri pekçok ABD’li öğrenciye ‘medeniyetin’ tarihsel merkezi olarak cazip geliyor. Amerikan üniversiteleri ile her üniversitenin Avrupa bağlantıları organize bir şekilde ABD’li öğrencilerin Avrupaya akışını destekliyor. Benzer bir dinamik, farklı nedenlerle ABD ile Latin Amerika ülkeleri arasında da var mesela. Bu nedenle, Latin Amerika ülkeleri Amerikan pasaportlu öğrenciler tarafından Avrupa ülkelerinden sonra ikinci sırada tercih ediliyor. ABD ile Türkiye arasında eğitim alanında böyle bir karşılıklı dinamik yok. Peki bu ne demek? Kısaca söylemek gerekirse, Türkiye hep ‘istekli,’ hep ‘eğitilen,’ ve ekonomik anlamda da ‘ödeme yapan’ tarafta. Yani ortada oldukça dengesiz bir tablo var.
Bunları neden anlatıyorum. Birincisi, ileriki günlerdeki tartışmalara bir genel başlangıç yapmak adına yazıyorum. İkincisi de, ABD’de eğitim hayali içerisindeki gençlerin aklını çelmek veya kafasını karıştırmak istediğim için değil, genel resim içerisinde kendilerini ve ülkemiz Türkiye’nin durumunu daha iyi görmelerini istediğim için. Amerikan üniversitelerine başvuru yapan her Türkiyeli öğrenci uluslararası ilişkiler ve istatistiksel figürler içerisinde yerini bilerek bunu yapmalı. Belki ileride, şartları kendimiz ve ülkemiz için daha adil olacak şekilde değiştirmek adına bizimde elimizden birşey gelir.