Amerika’da en çok özlemini çekeceğiniz şeylerden biri de “arkadaşlık”. Bizim bildiğimiz, alıştığımız anlamda arkadaşlık malesef çok nadir bulunan bir şey Amerika’da. Söyle tam anlamıyla güvenebileceğiniz, sırtınızı dönebilip, yaslayabileceğiniz, olur olmadık zamanlarda arayabileceğiniz bir arkadaşlığı bilmiyorlar, malesef. Hatta birlikte çalıştığınız ve çok iyi arkadaş olduğunuzu düşündüğünüz kişilerin bile, en ufak bir hatanızda ya da hata olduğunu düşündüklerinde sizi ilk şikayet edenin o “arkadaş” sandığınız kişi olduğunu bilmek açıtır içinizi. Evet, bizde ayıp sayılan “şikayet” burada ödüllendirilen bir şey. Bizler çocukken bile, arkadaşımızla kavga ettiğimizde; annemiz “şikayet yok, güzel güzel oynayın bakayım” der geri çevirirdi bizleri. Burada göğüslerini gere gere ıspinyonculuk yapıp, bununla da gurur duyarlar. O yüzden aman dikkat!!!
Bir şekilde yollarınız ayrıldığında “mutlaka ara beni, görüşelim” diye elinize tutuşturulan telefon numarasını, 15 gün ya da bir ay sonra aradığınızda ise, sizin sesinizi ilk kez duyuyormuş gibi konuştuğunda ise sakın şaşırmayın.
Bu toplum kurallardan oluşan bir toplum. Küçük çocuğunuzla mutfak alışverişine gittiniz diyelim, aldıklarınızı arabaya yerleştirdiniz. Çocuğunuz da “car seat” da oturuyor. Evet, Türkiye’de durum şu anda nedir bu konuda bilmiyorum ama Amerika’da 40 Lb’nın altındaki her çocuk arabada “car seat” de oturmak ve doğru bir şekilde emniyete alınmış olması gerekiyor, aksi taktirde çok büyük bir ceza ödersiniz. Biz dönelim alışverişimize, markette işiniz bitti, yola çıktınız, o da ne? Süt almayı unuttunuz. Yolunuzun üstünde bakkalvari bir dükkan var, iki dakikada sütü oradan alabileceğinizi düşündünüz. Hemen dükkanın önüne parkedip, koşarak iki dakikada sütü alıp çıkacaksınız. İki dakika bile olsa, çocuğu arabada bırakamazsınız. Aksi takdirde siz dükkandan çıktığınızda karşınızda polisi bulursunuz. Çocuğu arabada yalnız gören biri derhal polise haber verir ve anında polis oraya gelir. Bu durumda başınız beladadır. Bazı durumlarda çocuğunuzun elinizden alınmasına kadar giden yaptırımlar vardır.
BOA’da çalışırken bir gün yanımdaki masada çalışan kadının kahve arası (break) yaptığımız yerde için için ağladığını gördüm. Aslında son zamanlarda sürekli olarak ağlıyordu. Bir yardımım olup olmayacağını sordum. “Kızımla başım dertte” dedi. Kızı istediği herşeyi anne ve babasını tehdit ederek elde ediyor ve hiç bunları dinlemiyormus. Önuç yaşındaki evlatları, istediği gibi özgür yaşamak, istediği yere gitmek istiyor ve eğer izin vermezlerse polisi arayip, anne ve babasının onu fiziksel olarak taciz ettiklerini rapor edeceğini söylüyormus. Kadıncağız da çaresiz bir şekilde o’na boyun eğiyordu. O’na “üzülme herşeyin bir çaresi vardır” dedim ve ekledim “sen kızını bir ziyarete götür”, “nereye?” dedi. Devletin el koyduğu çocukları yerleştirdiği bir Foster Home’a dedim. Polise telefon ettiğinde ona neler olabileceğini, devletin onu kendilerinden alıp bir Foster Home’a yerleştireceklerini ve o evlerden birinde yaşamak isteyip istemediğini sor” dedim. “Bunu hiç düşünmemiştim” dedi. Bir hafta sonra kahve arasında, arka bahçede otururken, “sana çok teşekkür ederim, beni çok büyük bir yükten kurtardın, kızımla Foster Home ziyareti yaptık ve artık tamamen değişti” dedi. Ne demişler “bir musibet, bin nasihatten iyidir”.
911’i çevirmek bir çok durumda hayat kurtarır ama oyun olsun diye, ya da deneme için 911’i çeviremezsiniz. Hemen kapatsanız dahi, kapınızın önünde en geç iki dakika içinde bir ya da bir kaç polis arabası beliriverir. “Bir şey yok” demeniz de yetmez, bunu bir tehdit altında söylemediğinizden emin oluncaya kadar gitmezler. Ama gerçekten kendinizi tehlikede hissediyorsanız, mutlaka çevirin. Bir kış gecesi akşam vakti evde ekmek olmadığını farkettim. Gidip yakın bir yerden alıp gelirim dedim, kapıdan çıkıp kapımı kitledim, bahçe kapısını açtığımda, garaj duvarıyla, arabanın arasında bir karaltı farkettim. Bir baktım ki adamın biri tabiri caiz ise iki seksen uzanmış. Bütün seslenmelerim ve kim olduğunu sormam bir şey ifade etmedi. Önce ceset sandığım yığıltı, sonra garip hırıltılar da çıkarınca, bir uyuşturucu bağımlısı olabileceğini düşündürdü bana ve aynen filmlerdeki gibi panikle bir yandan 911’I aramaya çalışıyorum, bir yandan da bir türlü doğru anahtarı bulamadığım desteyle kapıyı açmaya çalışıyorum. Nihayet kapıyı içerden kapatip, kilitlemeyi başardım ve aynı anda da 911 cevap verdi. Ev telefonundan aramadığım için yerimi tespit etmeleri zaman alacağından kadın önce neden aradığımı sorduktan sonra adresimi tespit etti ve bir yandan bana “şimdi polis yolda sakin olun” diye telkinde bulunurken, diğer yandan da güvende olup olmadığımı belirleyeceği sorular soruyordu. “İçerde misiniz? Kapı kilitli mi? Şüpheli sizden ne kadar uzak?” falan gibi.
Çok geçmeden polis arabası geldi. Hani şu benim yanar döner ışıklı polis arabalarımdan biri. İşlerini bitirdiklerinde kapımı çaldılar, bu olayla ilgili dosya numarasını gösteren bir kart verdiler ve gelişmeleri polis merkezini arayacak öğreneceğimi söylediler. Arabamın yanında yatan adam tehlikeli değilmiş, yandaki komşunun alkolik erkek kardeşi imiş, aslında o kapıya gideceğine yalnışlıkla benim kapıma gelip sızmıs. Ama yine de onu bu akşam polis merkezinde misafir edeceklerini söyledi polisler.
Özür dilerim rahatsız ettim” dedim, “sakın böyle düşünmeyin, yine şüpheli bir şey olursa bizi aramaya çekinmeyin” dediler ve gittiler.
Onbeş dakika sonra kapı çalındı, bu sefer hoş bir kadın vardı kapıda. Açtim, binlerce kez özür diliyor. Ben ise sebebini bilmiyorum. Meğerse alkolik kardeşi yüzünden korkulu bir gece yaşadığım yandaki komşu imiş. “Eğer size tanımış olsaydım, kardeşiniz olduğunu da bilecek, polisi aramak yerine size haber verecektim” dedim. “Haklısınız, komşuluk özleniyor” dedi.
Ahhh canım Türkiyem, işiniz olur, komşunuz çocuğunuzu okuldan alır sizin yerinize, bir de doyurur.
Bunları çok ama çok özleyeceğinizi bilin.. Güvenli ve aydınlık bir hafta diliyorum.
Fethiye
Not : Geçen haftaki yazımda hastalığımı MS (Multiple Sclerosis) ile karıştıranlar olmuş, her ikisi de sinir sistemi ile ilgili olmasına rağmen, benimkisi MS değil, MSA (Multiple System Athrophy). Tüm desteğinize çok teşekkürler ederim.
Fethiye Hanim,
yazdiklarinizin hepsine katiliyorum, maalesef guzel bir dostluk veya komsuluk bulmak cok zor burada. Ama yine de bazi
degisik durumlar olabiliyor. Ben kendim yasayarak gordum, ayni sokakta oturan ve dolayisiyla cocuklari ayni okula giden
birkac aile taniyorum. Birbirlerine aksam yemeklerine gidip geliyorlar ve cocuklar arkadas, siklikla birbirlerinin evinde oyun oynuyorlar, hatta birinin isi oldugunda cocugu komsu okuldan aliyor. Bu bana cok ilginc gelmisti, ama hala sizinle ayni fikirdeyim. Bu bir istisnaydi diye dusunuyorum.
Burda kac yil gecerse gecsin, Turkiye’ye her donusumde oradaki arkadasliklarimiz biraktigimiz yerden devam eder. Hic kopmamis gibi, arada hic bosluklar olmamis gibi. Burada kurdugumuz dostluklarin baska ozellikleri var, ister istemez paylastiklarimiz farkli.Gerek Turkiyeli gerek Amerikali olsun cok baska.
1985 yilinda evimin onunde karda kayip dusmus ve bilegimi kirmistim. Surune surune kar ustunde evime giderken karsi evdeki komsumun penceresinden baktigini gormustum. Ne o gun yardim teklif etti, ne de daha sonra 5 ay alcida iken bir kez olsun nasil oldugumu sormustu. O zaman baslamistim ben geride biraktigim komsulugu ozlemeye.
canım arkadaşım seni çok özledim.Burada bulunca çok sevindim arkadaşlık yazını gördüm arkadaş deyince aklıma sadece sen geliyorsun tam 50 yıl oldu seni seviyorum
Fatoşum seni buldum sonunda çok mutluyum arkadaşlıkla ilgili yazını görünce feti ile samü geldi aklıma 50 yıl oldu arkadaşım öpüyorum
Canim Semacigim,
))
O gunler bir daha gelse ne iyi olurdu degil mi? Biz guzel gunlerde cocukluk yasadik, simdiki cocuklarin bilgisayardan baska arkadasi mi var? Samucugum, al supurgeyi eline, annen aksama bize acmalar, halkalar alir