Türkiye’den Notlar – Kısa Kısa
Geçen ay, 5 seneden sonra ilk defa, yaz tatilimi geçirmek üzere 3 haftalığına Türkiye’ye gittim. 3 ayda yapılacakları 3 haftaya sığdırdığım, günde 24 saati yapmak istediklerime yetiremediğim, heyecandan, mutluluktan, programımın yoğunluğundan uykuyla yemek yemeyi unuttuğum (ki ben yemek yemekten bir hobiymiş gibi zevk alan ve bu hobime oldukça zaman ayıran biriyim), nasıl geçtiğini anlamadığım dolu dolu bir 3 hafta oldu benim için. Yaptıklarımı ara ara ayrıntılı anlatırım yine ama bu haftalık kısa kısa notlar, izlenimler size Türkiye’den…
- Memleketin havası, suyu, muhabbeti çok başka.
- Ben Türkiye’ye gittiğimde dilde geçiş yapmakta zorlanıyorum. İndim İstanbul Atatürk Havalimanı’na daha dakika bir gol bir bagaj alım yerinde başladım sağa sola “thank you”ları “excüse me”leri dağıtmaya. Sonrasında da hatamı farkedip Türkçelerine düzeltince iyice maymun oldum ortalıkta. İnsanların yüz ifadelerinden anladığım kadarıyla içlerinden, “ukala” ile başlayıp daha fazlasını eklemek suretiyle baya bir saydırdılar bana. Aynı şey buraya döndüğümde de oluyor. İngilizce konuşurken araya Türkçe kelimeler karışıyor farkında olmadan, aksan iyice kayıyor bende. Döndüğümün ilk günü baya bir dalga geçtiler benimle şirkette. Bir de orada maymun oldum.
- Ben ülkemde Türkçe konuşurken araya İngilizce kelime karıştırdığım için utanadurayım memlekette herşey İngilizce olmuş bile. Amerikalı arkadaşlarım Türkiye’ye gelecekleri zaman bir cep sözlüğü getirmekten bahseder hep – bence hiç gerek yok. Hergün bizim kapının önünden “gevrek booyöööööözzzz” nidalarıyla geçen simitçi dedemiz bile simit arabasının önüne “Gevrek Boyoz Center” yazısı koyduysa olay bitmiştir.
-
Herşeye rağmen memleketin havası, suyu, muhabbeti çok başka demiş miydim?
- Buradaki “Go Green” girişimi Türkiye’de de başlamış, acayip hoşuma gitti. NTV’de çevreyle ilgili belgesellerin, çevreci yaşamla ilgili rehber programların yayımladığı Yeşil Ekran yayın kuşağı başlamıs. Plastik şişeler, kağıt çöpler geri dönüşüm için ayrı toplanmaya başlamıs. Daha önce de kağıt toplanırdı ama şimdi daha bir ciddiye alınıyor sanki. Yazlıklarda, şu sarfiyatını önlemek amacıyla bahçelerin sulanmasında hangi suyun ne kadar kullanılacağı yönünde sınırlandırmalar getirilmis. Henüz buradaki kadar sistemli olmasa da bence çok güzel.
- Trafik kuralı kavramı ortadan kalkmış ülkemde. Hani öyle hiçbir zaman kurallara uyan bir millet olmadık biliyorum; ben ayrılmadan önce de durum pek farklı değildi (benim de çiğnediğim kurallar olmuştur mutlaka) ama en azından basit temel birkaç kural hala geçerliydi. Mesela kırmızı ışıkta durulurdu yeşilde geçilirdi. Sola en sağ şeritten dönülmezdi falan. Hadi tamam hepsini geçtim. Türkiye’de trafiğin düzensizliği bir düzen tutturmuş eninde sonunda. Herkes araba kullanıyor işte güzel güzel de anlayamadığım şu: Neden ben kurallara uyduğum için acemi şoför muamelesi görüyorum? Çocukların oynadığı köy yolunda yavaşladığım için neden selektör yiyorum arkadaki şöförden? Yanımdan basıp giderken yüzündeki “acemi işte” dercesine takındığı alaycı gülümseme de cabası? işin kötü tarafı ben de bir şekilde sisteme alet olup olayı gurur meselesi yapmaktan geri koyamadım kendimi.
-
Ailemle geçirdiğim vakit dışında sanırım en çok özlediğim en candan dostlarla boğaza karşı yapılan rakı-balık muhabbeti olmuş. Her ne kadar burada arada sırada “youtube”dan seçme fasıl şarkılarımızla rakı-balık muhabbetimizi ihmal etmesek de İstanbul’un cilvesi, boğaz havası, manzarası apayrı bir güzellik katıyor olaya.
- Ege’nin denizi bir başka; akvaryum gibi. İnsanın köpek balığı var mıdır korkusu yaşamadan, 3-4 boy derinlikteki yerde bile parmak uçlarını görerek sabahın köründe deniz daha bembeyazken kendini sulara bırakmasının keyfi anlatılır gibi değil. Tamam okyanusta dalgalarla boğuşmak da çok keyifli ama yok kesinlikle aynı zevki vermiyor insana.
- Türkiye’ye gidişin en kötü tarafı, dönüşte kal gitme diye gözünüzün içine bakan, ağlamaklı gözlere aynı şekilde gözlerinin içine bakarak “Hoşçakalın! Artık herhalde seneye görüşürüz” demek. 365 -yazıyla da yazalim: tam ÜÇ YÜZ ALTMIŞ BEŞ – gün… Belki daha da fazla… Ayrılıklar gidiş gelişler arttıkça daha kolay olur zannederdim – daha da zorlaştı. Nasıl iş anlamadım. Ben mı aşırı duygusal bir insan oldum, ondan mı böyle oluyor bilemedim.
Ben Türkiye’deyken Amerika’yı, Amerika’dayken de Türkiye’yi özlüyorum. Var mı işin içinden çıkabilen?
Yorum Yaz
Cok guzel bir yazi…eline saglik Elif, bana ogrenciligimi ve yasadiklarimi hatirlatti…
Beytan
Biz hiç bilmiyoruz bak arkadaşlarımız neler yapıyor…başarılar , sana yakışmış.kalemin güçlü olsun.
bu arada trafik konusunda çok hırpalamışsın ama bizleri
Elif, hepimizin duygu ve dusuncelerine sozcu olmussun… reverse culture shock yasamamak elde degil ilk gidiste… (ve donuste.. ) ama gidince alismakta fazla zaman almiyor, onca sene yurtdisinda degilmissin gibi bazen biraktigin yerden devam hissi geliyor insanin icine.. Tabi bazi seylere alismak, bile bile yanlisi yapmak kolay degil…
Ozellikle o trafik yok mu? O kuralsizlik…
En cok Ege’yi ozledim Turkiye’de.. bilhassa Kusadasi ve Izmir’i…
Biz de bu yaz istiyorduk gidelim diye cok, ama yilbasina kalicak gibi
gec olsunda guc olmasin… darisi bizim basimiza…
Trafik!!!! Benim her TR ziyaretimde ilk bir hafta falan kesin sulalenin kulaklari cok cinliyordun. Donerken durdun yayaya yol verdin, sinyal verdir, donecegin seride girdin, hatta kirmizi isikta durdun diye az korna yemedik. 3-5 gunde alisiyoruz ama…
Bir de ben hep derim Amerika’ya gelmekle iyi mi ettik kotu mu belli degil Her zaman her iki tarafinda iyi yonleri ozlemimizi buyutuyor. TR’de 2 haftadan sonra da Amerika’daki duzeni ozluyor insan.
@Beytan: Cok tesekkur ederim Beytan…Begendigine sevindim.
@ Yxl: Tesekkur ederim Yxl! Trafik konusunda hirpalamadim sizi (yani bizi:)), olan neyse onu yazdim:)
@Taylan: Taylan dedigin cok dogru..Alismak oyle cok fazla zaman almiyor.Bu gidisimde sanki hic Amerika’da yasamamisim, burda bir hayatim yokmus gibi geldi bana. Izmir cok guzeldi, bilirsin yazin bir baska guzeldir oralari…En kisa zamanda size de nasip olsun gitmek insallah:)
@ Yalcin: Ben de hala bilmiyorum iyi mi ettik gelmekle kotu mu…Bu boyle gidecek herhalde hep:)
Elif hanım tesbitiniz çok güzel.Cennet gibi yurdumuzda maalesef trafik canavarları kol geziyor.Ben de amerika da epey uzun bir müddet kaldıktan sonra geçen yıl yurda döndüm.Türkiye’de yaşamak çok güzel.Ama New York’da gözümde tütüyor.Selamlar amerikanın güzel insanlarına.
Osman Bey,
Yorumunuz icin cok tesekkur ederim. Siz de burda yasamissaniz bilirsiniz; yazimda da bahsettigim gibi buradayken orasi, oradayken burasi ozleniyor ama icinde yasamaya baslayinca her iki tarafa da bir sekilde alisiyor, kisa zamanda adapte oluyor insan….
Bizler de buradan size selam gonderiyoruz…..
yazılarından vatan hasreti çektiğin belli umarım bir gün devamlı olman dileğiyle çünki arada kalmak iki hayatıda yaşamaya engel oluyor..
Murat Bey merhaba,
O arada kalmislik hissi biliyorum ki artik hic dinmeyecek benim icin…Sahsen bunu kabul ettigimden beri daha rahatim…Ama haklisiniz bu anlamda gitgeller yuzunden zaman zaman kaciriyor insan hayati…
canımmm yazıların çok güzel. Bana ulaş.
Wooowww iki yil arayla takip ediyorum su an bu yaziyi, daha once kesfetmek isterdim ama Austin ile ilgili bilgiler araken buldum, olsun!
)
18 aydir Amerika’dayim , geldigimin 9. ayinda aileme surpriz yaparak tatil icin gittim Tr’ye , ne ailemin ne de benim icin unutulacak bir surpriz oldu.
Utanarak soyluyorum aksagan, trafik durumlari bende de oldu. Cok dalga gectiler benimle de ( Siz Turkler ne diyordunuz su kelimeye?) falan diye kardesim baya bi eglendi benimlee….
Yazilar super bu arada Elifcim, ben de ilk kez saanirim yorum yapiyorum. Tutamadim kendimi:))