Kitaplarda genelde tersi yazılıdır ama özellikle IT sektöründe özgeçmişinizi inceleyip sizi arayan kafa avcılarının (headhunter) telefon mülakatında ilk sordukları sorulardan birisi, “Ücret beklentiniz ne kadar?” sorusudur. Ücret konusunu ilk açan kaybeder anlayışı artık geçerli değil mi yoksa? Bu konu başvurduğunuz işin tipine veya pozisyonuna göre değişiyor. Danışmanlık alanında faaliyet gösteren firmalar, bu konuyu en başta gündeme getirerek, sonradan ücret konusu nedeniyle sonuçlanmayacak bir başvuru için fazla zaman harcamak istemiyorlar. Aynı zamanda sizin kafanızda bir rakam olup olmadığını, piyasayı iyi bilip bilmediğiniz hakkında bir fikir edinip, gardınızın düşük olduğu bir anı yakalayarak pazarlığı kendi istedikleri rakamdan başlatmak da istiyorlar. Bu konuda o kadar çok oyun dönüyor ki anlatmakla bitmez sanırım.
Danışman firmalar, hizmet ettikleri şirketlerden farkli özelliklerdeki elemanlar için farkli seviyelerde ücret alıyorlar. Bizler tabiki bu rakamları bilmiyoruz; dolayısıyla kafa avcılarının kârı, müşteriye fatura ettiği ve size ödediği miktar arasındaki fark olduğu için, bu farkı mümkün olduğunca arttırmaya çalışıyorlar. Bu da mümkün olan en az ücretle sizinle anlaşmasına bağlı. Eğer sizin istediğiniz ücret çok geldiyse, sizi beklemede tutup o sırada başka adaylarla görüşerek, müşteri firmanin istediği özelliklere sahip ve istediği ücrete yakın rakamlara çalışacak başka bir eleman arıyor. Bulursa zaten sizi bir daha aramasına gerek kalmıyor. Siz telefonla arasanız bile size geri dönmüyor; çünkü amacına ulaşmış durumda. Ama, sizi tekrar arıyorsa, sizin yerinize başka elaman ya bulamamış ya da bulduğu elemanlar müşteri firmanın istediği kriterleri karşılamıyor demektir. Böyle bir durum ise sizin avantajınıza aslında; bu şekilde istediğiniz rakama yakın bir anlaşma yakalama şansınız yüksek demektir. Ama kafa avcılarıyla istediğiniz rakama anlaşsanız dahi insanın içinde yine de “acaba” sorusu kesinlikle kalıyor; “Acaba biraz daha mı rakamı yükseltseydim?”, “Sign-on bonus da istese miydim?” vb. İyi bir ücrete anlaşıp anlaşmadığınızı, yeni işyerinizde çalışmaya başladıktan sonra çay-kahve aralarında konuştuğunuz mekleştaşlarınızın satır aralarında söylediklerinden çıkartabiliyorsunuz.
Danışman olarak değil de, daimi eleman (permanent/employee) olarak iş arıyorsanız, bu durumda maaş konusu muhtemelen en son gündeme gelecek konudur. Böyle olması da çalışan olarak sizin yararınıza olabilir. Bu tür iş başvurularında, mülakatlar en az 2-3 aşamadan oluşur. Önce özgeçmişiniz, bir HR görevlisi tarafından ön-elemeden (pre-screening) geçirilir. Bundan sonra, işe almadan sorumlu müdür veya HR görevlisi sizinle irtibata geçip, uygun bir zamanda telefon mülakatı için randevu verir. Telefon mülakatında her şey yolunda gider ve kısa listeye (short-list) isminiz alınırsa, sonraki aşama yüz-yüze mülakat aşaması ki, bunda da doğrudan şirketin ofisine gidip bir toplantı odasında sizinle birlikte çalışması muhtemel insanlardan oluşan bir grubun önünde mülakata girersiniz. Buraya kadar her şey iyi gitti diyelim ve sonunda maaş konusuna gelindi. Eğer, işe almadan sorumlu müdür sizi çok beğenmiş ve sizi işe almayı kafasına koymuşsa, size ilk önerilen rakamı esnetip daha yukarıya çekebilir. Şirketler bu konuda esnekliğe sahiptirler. Dolayısıyla, mülakattaki performansınıza, özelliklerinize ve satış-pazarlama yeteneğinize bağlı olarak, şirketin verebileceği maaş aralığının en üst diliminde işe başlamanız mümkün.
Bununla birlikte, maaş pazarlığını etkileyen başka faktörler de var. En başta ekonominin ve sizin çalıştığınız sektördeki iş piyasasının durumu. Sizin başvurduğunuz pozisyona en az 20 başvuru olmuş ise bu durumda üstünlük maalesef şirkete geçmiş oluyor ve kafalarındaki rakamı size empose etmeleri daha kolay oluyor. Çünkü kabul etmediğiniz takdirde sırada bekleyen bir düzine aday daha var mevcut açık pozisyon için. Böyle bir durumda, maaş pazarlığını yaparken işi kaçırma olasılığını da göz önüne alarak bir denge kurmanız kaçınılmaz oluyor. Yani, başvurduğunuz iş, gerçekten istediğiniz bir iş ise, bu sefer sizin maaş konusunda esnek olmanız gerekebiliyor.
Nasıl ki uçaklarda neredeyse hiçbir koltuk aynı fiyata satılmıyorsa, işyerlerinde de aynı işi yapan elemanlar da aynı ücreti almıyorlar. Örneğin, piyasanın iyi olduğu bir dönemde işe girmiş ve sizin özelliklerinizin yarısına bile sahip olmayan bir meklektaşınız, sizden %10-20 daha fazla kazanıyor olabilir. Ve aradan kaç yıl geçerse geçsin, bu ücret farkı kolay kolay kapanmayacağı için, daha sonraki dönemlerdeki ücret artışı için, iş değiştirmek ve başka bir şirkette daha iyi bir maaşla ve daha iyi bir pozisyonla işe başlamak daha akıllıca olabiliyor.
Son olarak, göçmenlik statünüz de size önerilen maaşı etkiliyor. Diyelim ki, vizeyle ilk defa çalışmak için geliyorsunuz; ABD’de hiç bir iş tecrübeniz de yok. Bu durumda size önerilen ücret daha düşük olabiliyor. Şirketler H1’ı “vasıflı iş gücü” yanında “ucuz işgücü” olarak da görmeye başladığından bu yana (istisnalar hariç) ücret konusunda olumsuzluklar yaşanıyor. H1’lı iken işe başladığım ilk projede, hemen hemen aynı işi yaptığımız bir çalışandan yılda %10 daha az ücret aldığımı öğrenmem bir yılımı almıştı. Yine benzer işler yaptığımız başka bir çalışandan ise, %15 daha fazla kazandığımı öğrendiğimde aradan bayağı zaman geçmişti. Sonuç olarak, H1 ucuz iş gücü olarak görülse de, sizin mülakat sırasındaki performansınız (hatta ingilizce seviyeniz), size önerilecek rakamı doğrudan etkileyecektir. Anlaştığınız rakamın en az bir sene değişmeden kalacağını aklınızda tutarak, pazarlığınızı ona göre yapıp, gelecek teklifi bu şekilde değerlendirmeniz gerekiyor.
Hakan BATIKHAN
Maas pazarliginin contractor islerde ilk ve maasli islerde son nokta oldugunu hic dusunmemistim de yazini okuduktan sonra dusundum, hakikaten oyle imis gecmis is tecrubelerime bakinca. Maasli islerde bazen maasi arttirmalari mumkun olmuyor, o zaman sosyal haklardan bastirip koparmak mumkun ve onemli diye ben ekliyeyim… Bu ne olur? Saglik sigortasinin tumunun sirket tarafindan odenmesi, yillik izin suresi, sign-in bonus, zaman zaman evden calisma imkani vs vs vs… Ben universiteden sonra isimde pazarligi yapip bagladiktan sonra sign-in bonus istedim cunku arkadaslarim hep almislardi, bayan “bizde yok oyle sey” dedi… Sonra “maasina $3,000 zam yapsa olur mu?” deyince ben dunden razi
Ellerine saglik.
Yalcin
Danismanlik islerinde, sirket calisanin maliyetini hesaplarken maas, saglik sigortasi, resmi tatiller, ucretli izinler vs. hepsini toplayarak bunun uzerinden bir fiyat veriyor. Mesela bir onceki calistigim projede hic bir benefit yoktu; ama ona gore bir rate uzerinde ucret aldim. Sadece, ismini daha once hic duymadigim bir sirket uzerinden saglik sigortasi opsiyonu verdiler (ucretini benim odemem sartiyla) onu da ben kabul etmedim; gittim cok memnun oldugum CA Blue Shield Blue Cross uzerinden uygun fiyata aile saglik sigortasi yaptirdim. Yeni projede ise yeni sirketim duzgun bir saglik sigortasi opsiyonu sundu bu sefer; ama dedigim gibi hersey fiyatin icinde oldugundan ve zaten uygun bir saglik sigortam var oldugu icin kabul etmedim; maasi ona gore ayarladilar. Danisman sirketler uzerinden saglanan saglik sigortalari ya cok kapsamli ya da cok uyduruk olabiliyor. Kapsamli olanlarin deductable’lari cok az ve bu nedenle de primleri cok yuksek. O kadar aylik primi odemeye degmez; deductable’I biraz artirarak cok daha uygun fiyata kendin yaptirabilirsin. Yani hersey pazarlik konusu ve kendine uygun bir benefit plani yapabiliyorsun.
Daha buyuk sirketlerde bu tur bir durum soz konusu olmuyor. Herkese saglanan saglik sigortasi, yillik ucretsiz izin vs. neyse sen de onu aliyorsun. Kucuk sirketler bu acidan daha esnekler ve bu nedenle de benim tercihim daha kucuk danismanlik firmalari oluyor.
Daimi (permanent) pozisyonlarda, yani danisman olarak degil de sirketin personeli olarak calisildiginda, maas disinda kalan benefitlerin onemi cok artiyor; cunku maas cok fazla tatmin edici olmuyor. Kapsamli bir saglik sigortasi, yillik ucretli izinler, yil sonunda bonuslar, goreceli is guvencesi vb. buyuk anlam tasiyor. Danismanlik firmalarinda ise, is guvencesinden soz etmek mumkun degil; cunku eskisi gibi bir “bench” kavrami yok. Proje biter bitmez ya ayni gun en fazla bir kac hafta veya ay odeme yapiliyor. Cunku ayakta kalabilmek icin “overhead”siz calismak zorundalar. Yani proje bitiminde hemen yeni bir proje bulmaya bakiyorsun. Stabilite ararsan bir sirkette personel, biraz risk alirim diyorsan kontraktor/danisman olarak calisabiliyorsun. Yani hepsinin eksileri ve artilari var. Herkes kendi ozel sartlarina uygun olarak bir secim yapiyor sonucta.