30 Eylül–3 Ekim tarihleri arasında, İspanya’nın Cuenca şehrinde, 4. Mülteci Kolokyumu yapıldı. Konu başlığı “Avrupa Birliğinde Mülteci Hukuku” olmakla birlikte, sadece Avrupa ülkelerinden değil, Asya ve Afrika ülkelerinden katılımcılar da bu toplantıdaydı. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği‘nden temsilciler, Avrupa’daki çeşitli üniversitelerden mülteci konusunda uzman profesörler ve uygulamacılar konu hakkında detaylı bilgiler verip, çözüm yolları önerdiler. Bense, Amerika’da son zamanlarda en çok tartışılan konulardan biri olan, aile içi şiddet mağdurunun, mülteci olarak kabul edilip edilemeyeceği konusuna ilişkin bir tebliğ sundum.
Bu yazımda, sizlere öncelikle tebliğ konusunda genel bir bilgi verecek ve Amerika’daki son mahkeme kararına değineceğim. Ardından da elbette, İspanya ve Cuenca hakkında izlenimlerim..
Konunun Amerika’da tartışılmaya başlanması, 1996 yılında, Guatemalalı bir kadının, eşi tarafından uğradığı şiddete dayanamayıp, Amerika’ya kaçarak mülteci statüsü talep etmesi ile oldu. Açılan dava sonucunda konu uzmanların, avukatların, feministlerin ve insan hakları savunucularının dikkatini çekti. Yaklaşık 15 yıldır tartışılan bu konuda, Amerikan Göçmen Mahkemesi içtihadında ısrar etti, taa ki, Obama yönetimi göç ve göçmenlik konusundaki politikasını tekrar gözden geçirme kararı alıncaya dek. Nihayet, 2009 yılının yaz aylarında, mahkeme 15 yıllık içtihadını değiştirdi.
Dava konusu olan son olayda ise bu kez Meksikalı bir kadın, üç çocuğu ile birlikte, yaklaşık yirmi yıldır şiddet gördüğü ve hayatı tehlikede olduğu için, Kaliforniya’ya yasal olmayan yollarla giriş yapmış ve daha sonra da mülteci statüsüne başvurmuştu.
Sizlere dava dosyasının detayları yerine, özet bilgi vereceğim. Davacı, 15 yaşında iken tanıştığı ve resmi olarak hiç evlenmediği kişinin, mezuniyet gecesinde, silah zoruyla tecavüzüne uğradı. Daha sonra devam eden tecavüzler sonucu üç kez hamile kaldı ve bu hamilelikleri süresince de şiddet gördü. Defalarca polise başvurmasına rağmen, konunun aile içi mesele olduğu, müdahale edemeyecekleri gerekçesi ile talebi reddedildi. Kendi ülkesinde koruma sağlanamayan kadın, çareyi Kaliforniya’ya kaçmakta buldu.
Görülen dava sonucunda, mahkeme, aile içi şiddete uğrayan bütün mağdurların, mülteci olarak kabul edilemeyeceğini açıkça belirtmiştir.
Mülteci statüsüne kabul edilebilmek için, aile içi şiddet mağdurunun, 1951 Cenevre Sözleşmesindeki mülteci tanımının unsurlarını taşıması (zulüm görme, bu zulmün sağlam temelli bir korku olması, sosyal bir gruba aidiyet gibi) yeterli değildir.
Bunun yanında, mağdurun vatandaşı olduğu ülkenin yeterli korumayı sağlayamıyor olması da gerekmektedir. Bir ülkenin şiddete uğrayan vatandaşlarına yeterli koruma sağlayıp sağlayamadığının tespiti ise her zaman kolay olmayabilir. Bu tespitte mahkemeler bazı kriterleri dikkate alabilirler.
Ülkemizde, aile içi şiddet mağdurlarının mülteci statüsüne başvurup başvuramayacağı konusu, henüz tartışmaya açılmamıştır ve konu ile ilgili herhangi bir başvuru da bulunmamaktadır.
Avrupa Birliği Mülteci Hukuku çerçevesinde yapılan düzenlemelerde ise konu, 1951 Cenevre Sözleşmesinden daha ayrıntılı olarak düzenlenmiş ve şiddet mağdurları da düşünülmüştür.
İspanya’ya ve İspanyollara gelince…
Gerçekten de çok ehil-i keyif insanlar İspanyollar.. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi çok seviyorlar.. Yaşamayı seviyorlar anlayacağınız… Farklı bir beslenme alışkanlıkları var, çok geç yemek yiyorlar.. Akşam yemeği yaklaşık 22.00 sıralarında.. Gerisini siz tahmin edin işte..
Cuenca’ya gelince.. İspanya’nın bu pek bilinmeyen şehri, inanılmaz otantik. Türkiye’de Mardin’i görmüş olanlarınız bilirler, taştan inşa edilmiş bir kenttir.. Cuenca da böyle bir şehir.. Özellikle antik Cuenca dedikleri, şehrin ilk kurulduğu yer.
Taş binaların insanı mistik bir şekilde etkileyen, başka bir zamanda yaşıyormuş hissi veren garip bir atmosferi vardır ya. Günümüz modern binalarına ve modern şehre benzemeyen. Yüzyıllardır ayakta kalıyor olmanın verdiği gururdan mıdır nedir, çok şey görmüş geçirmiş kadın edası vardır bu şehirlerde.. Cuenca da öyle işte.. Görmüş geçirmiş bir kadın gibi vakur ve mağrur karşıladı bizi..
Katılımcıların bazıları aldıkları kartpostalları ailelerine postalamak istediler. Pek çok Avrupa şehrinde olan, kaldırım kenarlarındaki posta kutularını bulamadık bir türlü. Sorduğumuz birinin yanıtı ise pek bir şaşırttı bizi, yanlış mı anladık acaba diye baktık birbirimizin yüzüne. Söylediğini tam olarak tercüme ettiğimizde, “duvardaki aslan” diyordu. Duvarlardaki aslan figürlerine dikkat etmemişti hiç birimiz. Fotoğrafını göreceğiniz gibi, sokak duvarlarındaki aslanların ağzına atıyorduk kartpostalları
Cuenca’dan ayrıldıktan sonra, kolokyuma katılan birkaç arkadaş ile birlikte, Madrid’de kaldık bir gece. Metroda yanımda oturan biri, anladı yabancı olduğumu ve İspanya’ya ne zaman geldiğimi sordu. “Bir hafta önce Cuenca’ya, dün de Madrid’e geldim” deyince şaşırdı. “Cuenca çok özel bir şehirdir, ancak turistler pek bilmezler bu şehri, keşfedilmemiştir henüz. Siz çok özel turistler olmalısınız” dedi.. Gülümsedim.. Gerçekten de… Özel bir şehirde, özel bir atmosferde, özel bir şekilde ağırlanmıştık.. Akademik çalışmaların ve kurulan dostlukların yanı sıra, Cuenca’dan geriye kalanlar kısaca bunlar işte..
Pek çok sevgiler, saygılar..
Necla Öztürk
Cok guzel bir yazi olmus.Ozellikle esinden siddet gorupte multeci olarak basvurmayi acikcasi hic duymamistim. Aslinda bunun kanunla kalkmis olmasi ABD icin gercekten hayirli olmus
Ispanya ya gitmistik ama Cuenca’ya ugramamistik. Sanirim Toledo tadinda bi sehir olsa gerek.Gercekten Ispanyollar rahatlarina inanilmaz duskun insanlar cook cok dogru bir tespit, bu kadar rahat olmalarini neye borclular o da ayri bir mevzu olsa gerek
Esra Hanim Merhaba,
Cok haklisiniz. Sizin gibi pek cok kisinin hic duymadigi, hic dusunmedigi bir konu “aile ici siddet magdurunun multecilik statusu”. Amerika’da son 15 yildir tartisilan bir konu ve nihayet Yuksek Mahkeme, belli sartlarla, ozellikle magdurun kendi ulkesinin koruma saglayamadigi durumlarda, multecilik talebinin kabul edilebilecegine karar verdi. Zira bazi ulkelerde, aile ici siddete ugrayan kadin polise basvurdugu zaman, bu konunun aile ici mesele oldugu gerekcesi ile evine geri gonderiliyor. Iste bu halde, ulke koruma saglayamamis oluyor. Oysa biliyoruz ki, Amerika’da benzer bir olay olsa, hemen tedbir karari verilir ve siddet uygulayan, magdurun cok yakinina bile yaklasamaz.
Bir de su konu var. Aile ici siddet derken, sadece fiziksel siddet kasdedilmiyor. Yine bazi ulkelerde yaygin olarak uygulanan, kadin genital organinin sunnet edilmesi, zorla evlilik, fahiselik yapmaya zorlanma, zorla kisirlastirma vs gibi durumlar da bu kapsamda degerlendiriliyor.
Cok tesekkur ederim ilginiz icin.