Kabullenilmesi Zor Gerçekler


Kabullenilmesi Zor Gerçekler

Remzi elinde bir çanak tarhana çorbası ile geldi, gene önlüğünün cebinden çıkardığı kaşığı uzatıp karşısındaki iskemleye çöktü.
“İç şunu” dedi. “Çok kan kaybettin bu durmazsa seni hastaneye götüreceğim dikiş atmak gerekebilir.” Cino’yu aradım o işten çıkamazmış, sen bitir şu çorbayıda ben bir daha bakayım hala kanıyorsa gideriz hastaneye”
Dilek “Yok” dedi, “Yok gerek hastaneye falan, hem sen zaten bırakamazsınki dükkanı.”
Remzi kalın kaşlarını kaldırıp şöyle bir baktı. “Boşver dükkanı falan insanlık öldü mü? Kaparız kapısını olur biter. İç sen çorbanı hele.”

Dilek çorbayı kaşıklarken adam kendini seyrediyordu.

“Bak kızım bilirim senin nasihata falan ihtiyacın yok, okumuşsun, bilmişsin, sen kimseleri dinlemezsin ve kimselere ihtiyacın yok ama ben bi daha söyliycem. Şimdi iyi dinle biz çok gördük senin gibileri. Yanlış anlama yeni gelenler diyorum. Herşeyi bilirler kimseyi dinlemezler herkes ya aptaldır ya kıro, onların nerden geldiğini kim olduğunu bilir miyiz biz. Bu hep böyle olur yenilerde. Zamanla anlarlar kimsenin, onların nerden geldiğini, geldikleri yerde ne olduklarını takmadığını, sen şimdi hiç kimsesin. Aha köşede müşteri bekleyen Portorikolu orospu, aha sen, kimse için farkınız yok. Duuurr duuurr lafımı kesme de dinle. Ne zaman ki kabul edersin başkaları için beş para değerin olmadığını, geçmişinin olmadığını, o zaman başlarsın geleceğini kurmaya. Dinleyerek, öğrenerek vızıklayıp, sızlanmayı bırakarak. O zaman öğrenirsin neyi nasıl yapacağını ve başkalarının yaptıklarına, yapabildiklerine saygı duymayı. Bunun içinde önce kabullenmen gerek şu anda sıfır olduğunu sıfırdan başladığını. Başkalarına ihtiyacın olduğunu ve sana selam veren birine bile minnet duyman gerektiğini. Ya da kafanı vura vura bezdirir bu memleket seni, kaçar geri gidersin. Şimdi bitir çayını da bakayım eline bi daha…”Dilek burnunu çekerek elini uzattı. Dün olsa çorba kasesini kafasına geçirirdi adamın böyle konuştu diye ama şu anda bunca kırık dökükken sesinden, halinden biliyordu ki Remzi ona hakaret etmek için demiyordu bunları. İçinde bir sızı ile Emine hanımın aylar önce söylediklerini hatırladı “Bu ülkeye sıfırdan başlamaya, fakir olmaya geliyorsunuz, bunu baştan kabullenmek işini kolaylaştırır.” O zaman da bu kadının söylediklerini burnu büyüklük diye düşünmüştü, nasıl kıskandığını hatırladı bu kadının evini, Amerikalı eşini. Çok da vakit geçmemişti üstünden, sadece 5 ay. O ilk gelişindeydi Amerika’ya pasaportlarına greencard damgalarını vurdurmak için oğluyla gelişlerinde. Ne güzeldi oysa o zaman Amerika renkli bir şeker gibi hep değişik tadlarla, değişik koku ve ışıklarla önündeydi. Gelecek, bütün bunları yaşayacaktı. O da bu mağazaların devamlı müşterisi olacak, altında arabası kolunu cama dayayıp o yollarda keyifle gezecekti. Oysa şimdi otobüse binerken bilet parasını düşünmek zorundaydı. Hiç ama hiç beklediği gibi olmamıştı..

Hastahaneye Bile Gidemezsin

Remzi sargıyı gevşetip açtı. Kanama durmuş gibiydi. İkiside kurumuş kanla kaplı yara izine baktılar.
“Ne dersin gidelim mi iki üç dikiş attırmaya” dedi Remzi.
“Yok yok” dedi Dilek..” Kapanmış gibi çok birşey kalmamış.”
“Sen bilirsin” dedi Remzi. “Acil servis 3 blok ötede istersen gidip attrırız dikişi”
“Yok şimdi dünya para isterler baksana kapandı zaten benim etim iyidir çabuk kapanır”
“Orası öyle bu namussuzlar aspirine yüz dolar charge ederler” diye homurdandı Remzi.
“Şimdi bir daha tentürdiyotlayayım da kapatalım oldu mu?”
Remzi tentürdiyot şişesini almaya içeri yürürken Dilek içinde minnet dolu ardından baktı adamın. Dedikleri doğruydu öyle yanlızdı ki bu memlekette, öyle herkese her desteğe her el verene ihtiyacı vardı ki. İçi sızladı yaşlar gene gözlerine doluyordu.
Remzi şişe ile döndü hiç kurcalamadan yaranın üstüne bir iki damla damlattı şişeden ve yeni bir tampon koyup sardı elini. Bir yandan da kendi kendine mırıldanıyordu. “ Şimdi bunu kullanıp ıslatmazsan üç dört günde geçer bu.”
İşini bitirince doğrulup Dilek’in yüzüne baktı. “Sen işten de kovuldum mu dedin?”
“Evet” dedi Dilek “Kadın bana gene gelme dedi.”
“Cino ilede aranız pek yok galiba?”
Dilek başını önüne eğdi. Telefonda Cino söylenmiş olmalıydı.
“Sana şimdi hem iş hem yer lazım yani?”
Dilek kafasını kaldırıp soran gözlerle Remzi’nin suratına baktı.

Kural Biiiiiir…

“Bak kızım bu ülkede kendi ayakların üstünde durmayı öğrenecen yoksa kimseden sana hayır gelmez. Bu kural biiiiiir. Nerden buldun bilmem ama bizim oğlanlar hep ayni.. Amerikalı karılarla yapamazlar illa Türk ararlar, olduk olmadık sözler verirler. Cino fena oğlan değildir ama onun arandığı evini çekip çevirecek bir karı, öyle gözüküyorki o da sen değilsin. Senin green kartın falan vardı di mi?”

Dilek yutkundu. Evet, Cino daha ilk günden açık açık söylediydi evlenecek birini arıyordu. Dilek de hani olursa olur gibi bakmıştı ama onun derdi evlenmek falan değildi. Hele onun öyle beklediği gibi evinin kadını davalarına giremeyeceğini daha baştan anladıydı. Ama gelirken böyle bir bağlantısı olması, kalacak yer, ona iş bulacak biri olması da kolay gelmişti. Ne de olsa internetten bulup tanıştığı diğerleri bu kadar da derli toplu sayılmazlardı. Hatta birinin evli olduğunu öğrenmişti geldikten sonra.

Cino, Allah için ilk iki hafta harika davranmıştı. Gelmiş alandan almış evine getirmiş ilk günden üstüne çullanmamış, almış her akşam gezdirmişti. Gittikleri yemeklerde falan elini cebine sokmasını da beklememişti. Ama sonradan başlamıştı söylenmeye, yaptığı alışverişlere çok para harcamasına, evde kahve bardaklarını her köşede bırakmasına kadar her detay nedense batmaya başlamıştı adama. Hatta artık beraber yatmaya başladıkları halde. Akşam geldiğinde yemek hazır olacak diye mi bekliyordu ki? Üstelik gelmeden önce internette konuştukları gibi öyle üç günde iş falan da bulmamıştı ona. Dilek’in ingilizce konuşamamasını mazeret göstermişti. Sonrada abuk subuk temizlik işleri, bebek bakıcılığı gibi şeyler önermişti, sanki o buraya hizmetçiliğe gelmiş gibi. Kendi çalıştığı ofiste güya bir ofis işine yerleştirecekti, onada seni bu kadar ingilizce ile öneremem demiş çıkmıştı. Oysa Dilek ingilizce bilmeyen bir kör cahil değildi ki! Sadece bazen hızlı konuştuklarında anlamıyor ve konuşmak ona zor geliyordu. Halbuki işe başlasa kısa zamanda şakır şakır konuşurmuş gibi geliyordu ona. Böylece eve tıkılmış kalmış bütün gün internette öbür bağlantıları ile konuşmuş durmuştu. Ama gelmeden önce binbir vaadde bulunan adamların hepsi iki adım geri çekimişlerdi işte. Gezmeye geldiğinde yanına gidip tanıştığı Bekir bile yattıklarını kalktıklarını unutmuş “gelirsen oda parası vermen lazım” diyecek kadar alçalmıştı. Cino, internette başkaları ilede konuştuğunu farkettiğinden beri tedirgindi. Geçen pazar bu kahve çıkışlarında da zaten ipler koptu gibiydi. Şimdi işinden de olduğunu duyduğuna göre iyice köpürmüş olsa gerekti.

Evdeki Hesap Çarşıya Uymadı

Upset_immigrantHesapça bu işte bir iki hafta çalışıp, topladığı para ile eve çıkacaktı. Şimdi ise herşey gene alt üst olmuştu.
Remzi’ye dönüp “Evet” dedi.. ”Ben lottodan greencard kazandım”
Remzi yamuk yamuk gülümsedi “Yaaaaa ne piyango ama di mi?

İlk zamanda bunun hayatının şansı olduğunu düşünen Dilek de yavaş yavaş böyle hissetmeye başlamıştı. İşini satmış, evini dağıtmış oğlunu annesine bırakıp gelmişti. Geri dönse bile nereye dönecekti 12 sene önce terkettiği baba evine mi?

Remzi daldığı düşüncelerden uyandırdı. Onu omzuna iki saplak vurup.” Dur bakalım sen şimdi en az bir hafta çalışamazsın bu elle ama ben bakalak olacağım birşey buluruz nasılsa. Cino ile de konuşurum bunca zamandır dayanmış bir iki hafta daha sıksın dişini. Sende açık kiracı gibi davran be kızım, hiç mi öğretmedi anan sana evi derle topla,yemeğini yapıver adamı seni aldığına pişman etme işte..”

Dilek dikiliverdi..”Ne dedi ki sana ne yapmışım ben onada dayanamazmış.”
Remzi kaşlarını çatarak sesini yükseltti..”Hey hey dur bakalım. Beni ilgilendirmez aranızda ne olduğu beni araya sokma.. Sana babalık etmeye çalışırım benide pişman etme susta dediğimi dinle ve yap emi. Sen Cinoyu idare et üç beş gün daha ben bakayım sağa sola roommate arayan varmı diye bizimkilerden. Paran var mı bari?”
Dilek boynunu büktü…
”Çok değil ama var.”
“İyi onuda sıkı tut o zaman, bak kızım okumuş yazmış insansın, çocukta değilsin, kafana sok becerirsen bu ülkede kendin becereceksin, kendi başına onun bunun koynunda değil.”

Dilek dikildi ne sanıyordu bu adam onu… Ağzını açmaya yeltendiğini gören Remzi lafını kesti gene.
“Hiç diklenme, biz kaçın kurasıyız adamdan da anlarım gözüne bakınca, neler gördü bu gözler. Burası memleket değil.. Ama bak Amerikalı hatunlarıda görmüyon mu? Onlar gibi giyinmeye özenirsinde niye onlar gibi davranmaya özenmezsin.. Hepsi kendi paçasını kendi toplar. Amazon gibidirler valla hiç bir adam gelsinde bana baksın, korusun, kollasın demezler. Bak kalkıp buralara kadar gelecek kadar cesaret göstermişsin madem, bundan sonrasınıda getir. Birinin evine eş, uşak olmak isteyeydin kalkıp yollara düşüp buraya gelmezdin. Onu memlekette yapardın. Ama madem burdasın kendi göbeğini kesmeyi öğren anladın mı?”

Dilek yutkundu gene. Bu adam her ağzını açtığında onu yerin dibine batırıyordu ama söylediklerinde haksız değildi.

Buraya bir Türk’e Karı Olmaya mı Geldin?

“Ama ne kimseyi tanıyorum ne de yapacağımı biliyorum.”
“Senin problemin de orda kızım. Sen ne istediğini de bilmiyorsun buraya bir Türk’e karı olmaya mı geldin, kendine yeni bir hayat kurmaya mı? Göçmen olmanın numarasıda bu zaten bi bok bilmediğin bir yerde tutunmak.”

Ellerini masaya dayayıp bir gerindi Remzi. Sonra gülümseyerek lafına devam etti.
“Ama hani seninde daha yemen gereken epey bir fırın ekmek var.. Önce bir gülümsemeyi öğren be kızım.” Adamın gülümseyen gözlerinin içine bakınca Dilek elinde olmadan gülümsedi..
“Hah söyle yahu aylardır geliyorsun şuraya daha diyim bu ilk..”
“Aman deme öyle Remzi abiii..” Dilek gülümseyip başını öne eğerken düşündü aslında adamın dediği doğru idi. Bu adamı hatta genelde buraya gelip giden müşterileri hiç gözü tutmamış hiçbirine de yüz vermemişti daha önce.. Hatta her dışarı çıktıklarında ne yapıp edip yolu burda bitiren Cino’ya da çıkışmıştı kaç kere kendisini bu seviyesiz Türklerin arasına sokuyor diye.
Remzi devam etti.
“Burda birbirimize muhtacız unutma. Beğen beğenme insan insandır hele senin durumunda sıfırdayken adam seçme şansı yok. Burda bir laf vardır, “dilencilerin seçme hakkı yoktur” diye onu aklında tut. Şimdi sen dilencisin, bunu kabul et etme başka türlü ayakta kalma şansın yok. Şimdi sen yardım alacaksın inşallah ilerde de yardım edersin. Oldu mu?” derin bir iç geçirdi.
“Sen gene şanslışın biz nerelerden başladık neler yaşadık bilsen!” Dilek merakla gözleri dalan adama baktı.
“Sahi sen nasıl geldin Remzi agbi?” Koca adam omuzlarını hoplata hoplata güldü.
“Oooo o uzun hikaye.. Bizde nerde öyle greenkartlar falan, yük gemisinden kaçıpta çıktım sahile ben sen sanırsın ki seninki macera birde benimkini bilsen.. Hoş Allah’a şükür hep iyi insanlara rastladım, Allah onlardan razı olsun… Ama sen iyi oldun mu insanlar da sana iyi oluyor, ben dersimi çabuk öğrendiydim. Bide tabii bizim asaletimiz yoktu memlekette bıraktığımız senin gibi.”Gülümseyerek baktı Dilek’in yüzüne.
“Öyle deme be ağbii.”
“Öyle öyle.. O asaletin burda başına bela senin. Önce onu katlada bir rafa kaldır ki bir an evvel burda asalet kazanasın.” Remzi yerinden gene doğruldu.
“Hadi bakalım öğlen oluyor benim sandviç hazırlamam lazım, şimdi bizim koçerolar bir bir dökülürler. Bir çay daha içer misin?”
Dilek de doğruldu.
“Ağbi yardım edeyim?”
”Yok yok otur sen o elle bir işe de yaramazsın zaten. İstersen git evde uzan rengin falan kül gibi.”
“Evin anahtarı yok ki” diye mırıldandı Dilek. Remzi gene kaşlarını kaldırıp durdu.
“Hımmmm, o zaman geç şu köşeye bacaklarını da uzat biraz dinlen bugünü burda geçirirsin, iyi bari bana yarenlik edecek adam çıktı.”

<<< Önceki bölüm: Toz Pembenin Arkasindaki Kabus

 



6 Responses to “Kabullenilmesi Zor Gerçekler”

  1. burak yucel diyor ki:

    gerçekten hikayeyi çok güzel kaleme almışsınız özellikle betimlermeleriniz harika diğer yazacaklarınızı da bekliyorumm…..

  2. Hatun Ay diyor ki:

    Iki bolumu de bir solukta okudum. O kadar asina ki bu anlattiklariniz, hayal kirikliklarina ugramis bir “suru” insanin icinde gorduklerimizin aynisini dile getirmissiniz. Ne yazik ki dogrular bunlar. Eminim benimle birlikte bir cok kisi devamini bekliyor
    Basarilar

  3. cakara diyor ki:

    mine hanım
    odtu lu olmanın farkını konusturmusunuz
    hikayenz gercekten guzel
    kendime baktım
    ya huu
    benm burada zaten bişeyim yok
    dolayısı ile orada da zaten sıfırdan baslayacam sıkıntı yok o zaman
    ufak bi soru brnci somestrda fizik mezunu olacaagm orada ogretmenlk yapabimem icin buradan yapacagm bir hazrlık var mı green cıkma ihtmaline gore tabii

    • Mine diyor ki:

      Korkarim gelmeden yapabileceginiz tek sey ingilizcenizi olabildigince ilerletmek.Ogretmenlik icin burda yeniden okula gidip egitim sertifikasi almaniz gerekecek ve cok ama cok iyi bilmeniz .

    • Mine diyor ki:

      lazim ingilizceyi

Yorum Yaz