Toz Pembenin Arkasındaki Kabus


Toz Pembenin Arkasındaki Kabus

Bıçağın keskin ucu elinin içini hızla kesti; duyduğu sızı ile işine ara verdi, içine işleyen ince bir acı elinden beynine doğru yayılırken bıçağı ve kesmekte olduğu “bagel”ı tezgahın üstüne bırakıp avucuna baktı beyaz bir çizgi görünüyordu, sonra birden kıpkırmızı kanla doldu avcu. Orda öyle donmuş gibi baka kaldığı avcundan kan fışkıra fışkıra beyaz tezgahın üstüne akıyordu. Ensesinde patronunun “Gross” diyen sesini duydu.. Ne demekse! Ama dişlerinin arasından söylediğine göre pek de iyi birşey olmasa gerekti. Tezgahın önünde bagelını bekleyen müşteri yüzünü buruşturmuş kanla kaplanan bagel’a bakıyordu. Ağzının içinde birşeyler mırıldanıp geri dönüp kapıdan çıktı. Birisi eline bir havlu tutuşturdu. Dilek, bir elinde havlu, avucunda köpüren kana bakıyordu. Patronu bu İtalyan asıllı edepsiz hatun omuzundan iteleyip onu kendine çevirdi havluyu elinden alıp kanayan ele sardı. Bir yandan da hoşnutsuz bir tavırla makineli tüfek gibi konuşuyordu. Sağlam eliyle havlu sarılı kanayan elini tutmuş halde hala dikiliyordu Dilek. Herşey sanki uzakta oynayan bir film gibiydi. Zaten son iki aydır herşey onun dışında oynayan bir filme benziyordu. Amerika’ya ayak bastığı günden beri herşey hiç hesaplamadığı, hiç beklemediği şekilde gelişiyor, sanki o, orda değilde birileri onun maketini ordan oraya sürüklüyormuş hissine kapılıyordu.

Patron şimdi kasayı açmış iki tane 20 dolarlık kapmış burnunda sallayıp birşeyler anlatıyordu. Hastane lafını ayırt etti dönüp etrafına bakındı, gözleri onunla burada çalışan diğer Türk kızı arıyordu. Kız köşede elinde paspas ve buram buram çamaşır suyu kokan kova ile dikiliyordu. Belli ki onun yarattığı pisliği temizlemeye hazırlanmıştı. Soran gözlerle ona bakınca kız ekşi bir yüzle “sana hastaneye gidip eline dikiş attırmanı söylüyor sonrada gelmene gerek yokmuş.. Yani seni isten çıkarıyor” diye tercüme etti isteksiz bir şekilde.

Dilek şimdi uyanmaya başlamıştı. “Neden ama?” Kız omzunu silkti “Söyledim sana bunlar çok uyuzdur, çok dikkatsiz olduğunu söylüyor, yiyecek satan yerde dikkat istermiş. Dediği hiçbir şeyi dediği gibi yapmıyormuşsun.”

Dilek bu defa İtalyan asıllı patronuna döndü kadın hala o hiç anlamadığı makinalı tüfek gibi ingilizcesi ile söyleniyordu. Ona baktığını farkedince eliyle tavuk kışlar gibi bir hareket yapıp “Go, go” diye bağırdı Dilek’e.”Damn foreigners” Bak bunun ne demek olduğunu iyi öğrenmişti. Son bir haftada bu lafı hiç duymadı ise 6-7 kişiden duymuştu. Şimdi elinin açısından çok içinde yükselen öfke ve endişeyi hissediyordu. Kesik kanayan eli günlerdir içinde bir bir kırılan şeylerin yanında hiç birşeydi. Gururu, özgüveni, kendine saygısı ve geleceğe umudu şu son bir kaç hafta içinde öyle çok yaralar almışlardı ki elinin acısı bunların yanında hiçti. Hısımla tezganın altında bir köşeye sokuşturduğu çantasını tek eli ile kaptı. Kapıya yürürken hala avucundaki 40 doları tezgahın üstüne fırlattı “söyle bu karıya bu havlusu için” kapıdan çıkarken içeri girmeye çalışan müşteriye omzu ile çarptı… Adam dönüp önüne bak diye bağırdı. Hışımla kaldırımda koşturmaya başladı. Gözleri dolmuş ağlamakla haykırmak arası boğazına tıkanan yumruk ile nefesi kesilmişti. Kavşağa geldiğinde durdu. Işığın değişmesini beklerken yanında dikilen kadının havluya sarılı eline baktığını görünce oda eline baktı. Havlu kıpkırmızı olmuştu. Işık değişti kalabalıkla birlikte caddeyi geçip bir sonraki sokağa dondu. Türk kahvesi buradan bir blok ötedeydi. Cino artık evin anahtarını vermediği için zaten gidecek başka yeride yoktu. İyice dermanı kesilen bacaklarını sürüklemeye çalışarak devam etti. Artık yaşlar gözlerinden süzülüp çenesinden akıyordu. Sağlam eli ile akan burnunu ceketinin yeni ile sildi. İki ayda ne başarılı olmuştu ama… Neye elini atsa kurumuş hayal ettiği başlangıçla alakası olmayan bir şekilde başlamıştı Amerikalı olmanın ilk adımlarına. Buğulu gözlerle Türk kahvesinin tanıdık kapısı önünde durdu. Buraya gelmeyi hele böyle gelmeyi hiç sevmiyordu ama gidecek başka bir yer aklına gelmiyordu ki. Normal bir halde olsa parka gider bankta oturup Cino’nun eve dönüş saatine kadar orada dadıları, anaları ile oynayan çocukları seyrederdi ama elini yıkayıp temizleyecek bir yer lazımdı şimdi. Ne durumda olduğunu bilemiyordu kadının söylediği gibi sahiden dikiş gerekir miydi acep? Hoş, gerekse de gerekmese de hastahaneye nasıl gidecekti ki? Duyduğu kadarı ile böyle birşey için binlerce dolar ödemesi gerekirdi oysa sadece iki ay olmasına rağmen parası suyunu çekmiş geride pek birşey kalmamıştı.

İlk Günlerde Savrulan Paralar

Money_flyingO ilk birkaç haftada aldığı makyaj malzemeleri, kıyafetler için şimdi köpek gibi pişmandı ama yapacak birşey yoktu. O günlerde kolayca öğretmen olarak bir yerde işe başlayacağını, hadi o olmadı bir ofis işi falan bulacağını sanıyordu. Ne de olsa üniversite mezunu idi, senelerce öğretmenlik yapmış özel dersler vermiş, gelirken yok pahasına sattığı dershanesi ona yıllardır iyi bir gelir getirmiş bayağı, bir isim yapmıştı. Bunların tabiri ile o bir “looser” değildi ki. Ama herşey ters gidiyordu. Herşey taa ilk günden beri…

Kapıyı itti, içerde Türk televizyonunda bangır bangır biri türkü söylüyordu. Gözlerinden akan yaşlar daha da bir arttı, Türkiye’de olsa hayatta böyle bir türkü dinlemezdi ama şimdi bu ona evini, annesini, isten çıkıp okuldan dönmüş annelerinde onu almaya gittiğinde kapıya koşan oğlunu hatırlattı. Ayakta sallanarak ilk bulduğu masaya çöktü. Kapı açıldığında çalan zilin sesi ile kafasını içerden mutfaktan uzatan Remzi abi elini önünlüğüne silerek kendine doğru koşturuyordu.
“Ne oldu kız?”
“Hiç elimi kestim”
Önlüğünün kemerine sokuşturduğu kirli bezi masanın üstüne yaydı.
“Ko bakim elini şunun üstüne”
Kandan kıpkızıl olmuş havluyu açtı. Dilek büzdüğü avcunu açınca pıhtılaşmış kandan görünmeyen yara gene kanamaya başladı.

Remzi “Uyy bu iyi görünmüyor” diye homurdanıp içeri tezgahın arkasındaki mutfağa koşturdu gene. Dilek paralise olmuş bir halde yaradan gene akmaya başlayan kana bakıyordu. Yara büyük gözükmüyordu ama derin olsa gerekti bunca kanadığına göre.

Akan kanla beraber bütün hayalleri içinden sökülüp akıyormuş gibi geliyordu şu an ona. Evini, annesini, oğlunu ama herşeyden çok saygınlığını özlemişti… Hemde çoooook.
Yaşlar şimdi kanayan elinin üstüne akıyordu.
Remzi elinde su dolu bir kapla geldi. Bir rulo da kağıt havlu getirmişti.
“Koy elini şunun içine.. al şunu da sil iyice kanı, görelim ne kadar yara.”
Döndü, gene tezgahın ardında kayboldu. Dilek elini ılık suya daldırdı, su anında kızıla boyanmıştı. Avuçladığı kağıtla elinin üstünde, bileğinde pıhtılaşmış kanları ovuşturdu. Elinin içine ellemeye korkuyordu. Remzi gene gelmiş bu defa elini almış temiz bir havlu ile siliyordu.
“Aç şimdi avcunu bakayım”dedi.
Dilek avcunu açtı, Remzi masanın üstüne bıraktığı kolonya şişesini kapıp hala kanayan avcuna kolonyayı boca etti. Dilek can açısı ile sıçradı. Remzi avucunun içine kağıt havludan bir parça tutuşturdu. Kolanya ile pembeleşen kanı tekrar sildi ve şişeyi bir daha boca etti. Dilek, kendini geri çekerken.
“Dur yaa…” diye bağırdı.
Remzi çocukla uğraşırmışçasına sesler çıkarıyordu.. ”Suss sussss şimdi geçecek.”

Önlüğün cebinden bir gazlı bez paketi çıkarıp bu defa avcuna tentürdiyotumsu birşeyi damlatıp gazlı bezide üstüne koydu. Sonra paketini dişleri ile açtığı sargıyı sıkıca eline doladı.

“Bu daha kanayacak gibi ama şimdi daha iyi elini masanın üstünde tut, aşağı sallama” deyip masa üstündeki kabı, kanlı kağıtları toplamaya başladı. Arkaya doğru yürüken omzunun üstündenden seslendi.
“Ne içersin”
Dilek yorgun bir sesle “çay” dedi. Kağıt havludan bir parça kopararak kaba kağıtla yüzünü burnunu sildi. Remzi elinde büyük bir kupa çayla geri gelip omzunu sıvazladı. Babacan bir sesle..
“Olacak bunlar ilk günlerde korkma geçecek. Nerde kestin sen elini böyle işte mi?”
“Evet” dedi Dilek. “Bagel’ı keserken, aptal karı iki ayağımı birbirine dolandırıyor, bir de kovdu beni niye bagel aletinde değil elimde kesiyormuşum diye. Dikkatsizmişim bir haftada öğrenememişim. Herşeyin aletini kullanmak şart sanki.” Şimdi konuşmaya başlar başlamaz kızgınlığı köpük köpük artıyordu “Pis cadaloz İtalyan orospusu”
Remzi yanına çöktüğü iskemlede doğruldu.
“Yanlışsın” dedi. “Nino edepsizdir falan ama kötü insan değildir. Sana bir işi bir şekilde gösterdilerse öyle yapacaksın bu memleketin yoğurt yiyişi de bu. Böyle yapılacak dediklerinde bir nedeni var ki öyle diyorlar… Ahaa işte sende öğrendin bagel niye bagel tahtasında kesilir.”

Kabullenilmeyen Acı Gerçekler

Dilek’in duymak istediği cevap bu değildi. Çalan telefona doğru uzaklaşan Remzi’nin arkasından baktı. Bu adamla daha iki gün önce kavga etmişti.
İnce belli bardaklarla verdiği çaya iki dolar alıyor diye. O çayını kupada istemişti çay dediğin doya doya içilirdi. Karşıdaki Café’de o fiyata kupa ile veriyorlar demişti de Remzi dönüp “O zaman orda iç çayını burası Türk kahvesi Starbucks değil, biz çayımızı ince belli bardakla içeriz” demişti. Zaten her yeri geldiğine laf sokuştururdu bu adam ona sanki babası yada amcası idi. O gün kapıdan girdiğinde de şöyle bir bakıp “Ne bu kıyafet” demişti. Üstünde yeni aldığı küçücük şortu vardı. Evet oda biliyordu şort o koca gövdesinde çok harika durmamıştı, bacakları pırtlayarak çıkıyor göbeği de sıkı kemerden taşıyordu ama üstüne koca bir t-shirt de geçirmiş, en azından göbeğini kapamıştı üstelik burda herkes böyle giyiniyordu. Türkiye miydi burası? Zaten ona neydi ne giyip ne çıkardığından. Hemen terslenmiş “Ne o hiç mi şort görmedin Amerika’dayız kafanı çıkarda sokağa bak bütün Amerikalılar böyle giyiyor” demişti. Remzi de dönüp “Sen Amerikalı değilsin sen burda Türk bile değilsin sen –God Dam Foreigner’sın hiç duymadın mı bunu?” diye cevap vermişti. Duymaz olur muydu, ikide bir birileri bunu hatırlatıyordu kendine ne zaman ağzını açsa. Üstüne birde çay için atıştıklarında Pazar gezetesini okumaya çalışan Cino’yu çekiştirip başka yere gitmek istediğini söylemiş yolda da kavgaya tutuşmuşlardı. Cino arabada ağzına geleni söylemişti, ona göre Dilek kimseleri beyenmiyordu. Remzi ağbi için köylü kaba Kürt diyemezdi ne olursa olsun bu adam burdaki en başarılı Türk’lerden biri idi. Hala anlamamıştı burada herkese ihtiyacı olduğunu kimseyi küçük görecek hali olmadığını. Dilek de patlamış “sen kim oluyorsun?” demişti onun kim olduğunu biliyormuydu ki. O başarılı bir iş kadını idi kendi işi vardı, kaç kişi kaç Türk kadın kendi işini kurabilmişti ki? Cino soğuk soğuk bakmış “Burda ne işin var ne iş kadınısın ne de başarılısın. Böyle gidersede hiç olamayacaksın da” deyip konuyu kapamıştı. Ama o akşam ona bir takım çarşafla battaniye verip divanda yatmasını söylemiş ve artık kendine bir yer bul demeyi de ihmal etmemişti. Sabah da evin anahtarını bırakmamıştı… O günden beri ilişkileri bayağı gergindi. Dilek zaten ilk haftadan sonra öyle pek bir yere varamayacaklarını farketmişti ama genede bunu beklemiyordu.

Devamı: Kabullenilmesi Zor Gercekler

 


İlgili Yazılar

  • No Related Post


14 Responses to “Toz Pembenin Arkasındaki Kabus”

  1. Fethiye diyor ki:

    Haydi bakalim.. gene “ne olacak bakalim simdi” hikayesi.. ahhh ahh, ne kadar da bizden.. sicak simsicacik.. Eline saglik Mine..
    Sevgiler,
    Fethiye

  2. Dilek Cumrali diyor ki:

    Adasimin basina gelenlere cok uzuldum. Ama bu hikayede bir tutarsizlik var. Birinci tutarsizlik: Dilek Ingilice bilmiyor ama sirf Turkiye de universite bitirdigi ve ogremen oldugu icin burada ogretmen olarak is bulmayi dusluyor ve bu gerceklemeyince hayal kirikligina ugruyor.Size mantikli geliyormu bu bu durum?

    Ikinci tutarsizlik: Dilek anladigim kadari ile kilolu. Uzerindeki mini sort ve siki kemerden etleri fiskiriyor. Nerede olursa olsun bu kilik hic akli basinda birinin giyecegi kiliga benzemiyor. Insan once kendini bilmeli.

    Ucuncu tutarsizlik: Dilek gecimsiz biri. Kavga etmeye hazir her an. Sanki yesil kart aldi diye dunyanin kendine borclu oldugunu filan dusunuyor.Ilk defa cay icmeye geldigi biri ile kavga ediyor. Remzi hakli . Cay, ince belli cam bardakta icilir.Kupa da degil. Ayrica kendisine yatma yeri gosteren kisi ile de hirlasmis durumda… Dilek in acilen bir psikologa gitmesi lazim. O da tabii Turkiye de.

    • Yalçın Sert diyor ki:

      Dilek arkadasim tamamen haklisin ama iste bu dedigin tutarsizliklari yasiyor yesilkart piyango kazanlarin buyuk bolumu. Asagida Selami bey de yazmis cogu insan saniyor ki burada hazir hayata gelecekler. Halbuki resmi sitede de aciklaniyor bu baska web sitelerinde ve forumlarda da. Kimisi okuyor ama “aman ne olacak gidince yapariz” mantiginda ve ister istemez bir anda kara kabuslara bogulmak icten degil…

    • Mine diyor ki:

      Sevgili Dilek, Dilek ingilizce biliyordu geldiginde. Ingilizce egitim yapan bir universiteden mezundu. Ama Ingilizce yasamak ve oylesine ingilizce bilmek cok farkli. Pratiginiz yoksa lisani kullanmaya baslamak vakit aliyor

  3. Bunyamin Sekip OVUN diyor ki:

    Bu maceranin sonunu simdiden tahmin edebiliyorum. Yani Dilek cayci Remzi`yi dinleyecek ve Italyan patronice Nino`nun yaninda calisan Turk isci kiz gibi Amerika`da yasamayi surdurecek. Dur bakalim neler olacak, cok merak ediyorum.

  4. Fethiye diyor ki:

    Dilek hanim,
    Amerika’da kimin ne giydigi kimseyi enterese etmedigi icin, ozellikle biraz kilolu insanlarin, Turkiye’de pantalonu bile ustune tunik giymeden gezemediklerini dusunurseniz, burada o insanlar son derece ozgur hissediyor ve evet etleri fiskirsa da giyiyorlar o kiyafetleri, hic sasilacak bir sey degil.
    Ikincisi, insanlar uyum saglayamadiklari zaman kolay kolay kendilerini zorlamiyor, sorgulamiyor ama hep baskalarini sucluyorlar, o yuzden de surekli birileriyle ve ozellikle de yapmasi gerekenleri soyleyenlerle gecinemiyorlar. Ucuncusu de, ogretmenlik olmasa bile mutlaka bir ofis isinde calisabilecegini dusunuyor insanlar.. en azindan bir Turk isveren mutlaka onlara yardimci olur diye dusunuyorlar.. ornegi cok.
    Sevgiyle,
    Fethiye

    • Dilek Cumrali diyor ki:

      Evet haklisiniz Fethiye hanim. Amerika zevksizligin, rukuslugun tavan yaptigi bir ulke. Bizim kizimiz da herhalde o Amerikan dizilerine ozenip o kiliklara burundu. Aslinda kizin kisilik problemi giyiminin altinda sakli. Ingilizce bilmeyen birine nicin “Green Card” verirler ve Ingilizce bilmeyen birine nicin Turk is sahibi ofisinde yer versin? Bu iki soruya cevap veremiyorum. Insallah eli iyilesmistir. Onun psikolojik destege ihtiyaci var. Bu kizcagizin eminim Turkiye de de psikolojik sorunlari vardir. Bastirilmis “exibitionism” onemli bir gosterge. Saldirganlik ta oyle.

  5. OSMAN YILDIRAN diyor ki:

    Dılek hanım,ben de Italyan patronların yanında pızza restaurantta 5 yıl aralıksız calıstım.O kadar ıyı ınsanlardı kı onları kendı aılem gıbı gordum.Gercı her ınsan bır degıldır ama dıger gelısmelere de bakılırsa sızde bır sorun var gıbı goruluyor.Sıze bol sanslar dılerım.Cunku buna cok ıhtıyacınız olacak.

  6. Selami Tan diyor ki:

    Amerikaya gelen, ozellikle piyango talihlilerinde sanki devlet onlara ev, is, araba falan verecekmis gibi bir his var nedense. Sanki TR’de olduklarindan 3-5 adim ilerden Amerika’da baslayip krallar gibi hayatlari olacak. Oysa sifirdan baslamak kacinilmaz ve bu arada da tecrubelilere saygi duymali, dediklerine biraz kulak vermeli. Dilek hanim bunu yavas yavas anliyor gibi ama umarim is isten gecmeden gerceklerin farkina varir. Merakla bekliyorum devamini.

  7. Tunc diyor ki:

    Merhaba,

    benim calistim yer bir universite buraya cok Turkiyeden green card cikmis insan geliyor (ilk once Istanbuldu sonra Almanya, Avrupa simdide ABD “tasi topragi ALTIN)!! , bazisi cok mutsuz oluyor ve daha buyuk problemler yasiyor basizi ise buradaki verdigimiz nasihatlari dinleyerek cok basarili oluyorlar hata ve hatta hic ingilizce bilmeden gelip te 2 cocugunu okutup, “full-time” id sorumlulugu tasiyorlar Benim kendi dusuncem : Hayata ne kadar bagli olup ve gerekirse tirnaklariniz ile savasacaksiniz. ABD deki enbuyuk sorun “YANLIZLIK ve DUYGUSAL destek olmamasi”.

  8. [...] <<< Önceki bölüm: Toz Pembenin Arkasindaki Kabus [...]

  9. salih berk diyor ki:

    Oncelikler herkese selamlar..Bende green card kazanip 2 hafta once geldim ve tabiki kendime gore planlarim vardi..Ingilizcem cok iyi olmasina ragmen burda dil okuluna yazildim ve onumuzdeki hafta dominos pizzada calismaya basliyacagim..Ilk basta bunun boyle olacagi ve sifirdan basliyacagimi biliyordum.Bunu yeni gelenlerinde bilmeesi gerekir.Acikcasi amerikaya gelipte herseyin mukemmel olmasini beklemek kadar tutarsiz birsey olamaz..Herseyden once burasi kapitalizmin kalesi ve burda nolursa olsun calismak zorundasiniz..Bence sorun dil bilip bilmemekte veya green cardi alip gelmekte degil..Sorun buranin nasil biryer oldugunu bilmemekte..Green card kazanip gelecek olan arkadaslar ve greencard hayalini kuranlar simdiden bunun boyle oldugunu bilmeleri gerekir.. Ve olayda adi gecen dilek hanimin kim oldugunu bilmiyorum ama bu hayatta ne ekerseniz onu bicersiniz…

Yorum Yaz