50 Yıldızlı Pasaport 1. Bölüm


50 Yıldızlı Pasaport 1. Bölüm

11 Ekim 2008 Cumartesi
Saat 19:24
SFO Havalimanı

Lufthansa zamanından önce indi, yaklaşık 15-20 dakika. Giderek bu uzun uçuşlar beni daha çok yoruyor sanki. Eskiden, neredeyse 12 saatlik uçuşlar vız gelirdi hiç anlamazdım. Ama şimdi bayağı ağır, heyecanı mı kalmadı, nedir?

San Francisco Havalimanı Uluslararası terminalinde upuzun bir koridor var. Uçaktan çıktım, omuzumda çantam, yürüyorum. Acele de etmiyorum çok fazla, gümrük sırasına erken gireyim diye. Nasılsa bir biçimde geçeceğiz. Gümrükten önce çıkmak, valizi konveyörden erken almak anlamına gelmiyor çünkü. ‘Amerikan vatandaşları/Yeşil Kart sahipleri’ bölümüne geçtim, sıra çabuk geldi. Memur genç biri. Pasifik adalarından sanki. İşaret etti, gittim karşısına.

  • İyi akşamlar.
  • İyi akşamlar.

Pasaportu ve yeşil kartı uzattım. Otomatik olarak işini yapıyor. Yeşil kartı elektronik makinede kontrol ettikten sonra sordu:

- Dışarıda ne kadar kaldınız?

Hayatımda ‘nefret’ kelimesine yer yok ama bu soru beni çok kızdırıyor. Her gelişimde aynı soru…

  • İki aydan biraz fazla.
  • Emin misiniz?
  • Çok fazla eminim.
  • Bana pasaportunuzda gittiğiniz ülkedeki giriş damgasını gösterebilir misiniz?

İşte bu soru bir ilk benim için. Biliyorum ki bazan Türkiye’de giriş damgası basmıyorlar ve benim son girişimde de yok.

  • Bakın, bazan gittiğim ülkede giriş damgası…
  • Aaaa buldum. İşte burada.

Memurun buldum dediği damga, benim bundan bir önceki gidişime ait Türkiye’ye giriş damgası. Memur damganın tarihini yanlış okuyor. Türkiye’de tarihler ‘Gun-Ay-Yıl’ sırasına göre, burada ‘Ay-Gun-Yıl’ sırasına göre yazılıyor ya, damgadaki tarihi kendi bildiği şekilde okudu ve dışarıda kaldığım süreyi dogru kabul etti. Tarih denk geldi, gülümsedim.

  • Ben bıktım bu işlerden. Biliyor musunuz, dışarıda kaldıkları süreyi en çok saklayanlar Filipinliler. Hep yalan söylüyorlar.
  • Neden ki? Pasaportlarında yok mu damgalar?
  • Var tabii, ama o kadar çok damganın arasından nasıl vakit ayırayım da bulayım hemen?
  • Ya yoksa giriş damgaları?
  • Olur mu hiç?  Olması lazım. Bana nasıl ispat edecekler sonra?
  • ……..

Pasaportuma giriş damgasını vurdu ve uzattı.

  • Amerika’ya hoş geldiniz.
  • Teşekkür ederim. Sanırım bir dahaki girişimde bana dışarıda ne kadar kaldığımı sormayacaksınız.
  • Neden?
  • Vatandaşlık için zamanım geldi

Gülümsedi afacanca:

  • Tebrik ederim, ama ben onlara da soruyorum aynı soruyu….

13 Kasım 2008
Sabah
San Pablo, CA

Yaklaşık bir haftadır, internetten indirdiğim N400 formunu dolduruyorum. Formu doldurmak kolay da, bir bölüm var dışarıda kalınan sürelerle ilgili, tam ve kesin tarihleriyle yazayım istiyorum. Son beş yıl içinde epey dışarı gitmişliğim var çünkü. Pasaportum elimde, tarihleri kontrol ediyorum birer birer. Ben çok düzenli biriyim, özellikle işimle ilgili her türlü kayıt dosyalarımda mevcut. Bu yüzden yazdığım tarihlerin doğruluğundan son derece eminim. Ama Türkiye’ye giriş damgalarından bazıları eksik. Eğer sorulursa cevabım hazır olsun istiyorum.

Vatandaşlığa müracaat etmenin ilk kuralı, yeşil kart alınışından 5 yıl sonra hak kazanılması. İkinci kural, bu 5 yılın enaz yarısı süreyi burada yaşamış olmak gerek. Eğer ikinci kural 5 yıldan 3 ay önce dolmuş ise müracaatınızı o gün yapabiliyorsunuz. 3 ay 3 aydır ama değil mi? İşte bugün benim 30. ayım doluyor ve müracaata hak kazanıyorum.

Herşeyi hazırladım. Hiç eksik yok, tarihlerden ve sürelerden eminim. 5 yıl içinde 10 defa dışarıya gitmişim. Hiç biri 6 ay’dan fazla değil, ortalama 2.5-3 ay diyelim. Ve 5 yılın yarı süresinde buradaydım.

Zarfı hazırladım, içine çeki de koydum ve öğlen saatlerinde postaya verdim.

Acaba ne zaman gelir cevap?

17 Aralık 2008
Saat 09:25
San Pablo, CA

Asyalı postacımız zarfı getirdi. Gerek içindeki kağıdın şekline, gerek içeriğine alışmışlığımız var. 2004 yılında 21 yaşından büyük oğluma yeşil kart almak için müracaat etmiştim. Yazışmalarımız var, oradan biliyorum.

Yazıda diyor ki, lütfen 23 Aralık 2009 günü parmak izinizi vermek için saat 10:00 da Oakland, Ca. daki merkezimizde hazır bulunun.

Bir hafta var, ben daha erken gitsem nasıl olur acaba?

19 Aralık 2008
Saat 09:50
Oakland, CA

Parmak izini önceden vermek amacıyla binaya geldim. Kapıda yaşlı ama o kadar da tatlı siyah bir görevli var.

  • Günaydın
  • Günaydın, hoşgeldiniz
  • Benim parmak izi için randevum var. Ama biraz erken geldim.
  • Zararı yok.
  • Hayır, saat olarak değil, aslında randevum önümüzdeki hafta.
  • Patron, hoşgeldin. Bak, içerde biz bize oturuyoruz zaten. Hiç olmazsa kızlar senin için çalıssınlar biraz.

Çok iyi be. Şanslıyım, işim hızlı gidecek galiba… Böyle giderse bir ay sonra yemin töreninde bulursam kendimi, şaşmam. Çıktım üst kata. 15 dakikada parmak izim alındı ve dediler ki ‘şimdi size görüşme günü bildirilecek. Alın bu kitabı iyi çalışın. Sınav yenilendi, sorularda eskiye göre değişiklikler var’. Gülüştüler aralarında.

Zor mudur nedir?

15 Ocak 2009
Saat 10:15
San Pablo, CA

Asyalı postacının zamanlaması harika. Tam evden çıkmak üzereydim, zarfı elden aldım. Yine aynı zarf, aynı başlık. Görüşme günü, yeri ve saati bildiriliyor. 3 Mart’ta beni bekleyecekler. Şereflendireceğim kendilerini.

Aslında verdikleri süre bana biraz uzak geldi. 1.5 aydan fazla. Daha yakın bir zaman olabilirdi, ne bileyim mesela ertesi gün ya da daha ertesi gün. Ama açıkcası o günlerde başka bir heyecan içindeydim ve birbuçuk ay sonra olacak görüşmenin çok da üzerine düşmedim. Bir ay kadar önce Fresno’da bir ev almıştım ve işlemler yeni bitmişti. Epeydir bu evin modernize edilmesi için hazırlık yapıyordum ve bu konuya odaklanmıştım. Hem nasılsa zaman geçecek ve ben sınavı 3 Mart’ta atlatacaktım. Benim için önemli olan evin restorasyonunun başlamasıydı.

Projeler hazır, malzeme listesi hazır, hatta ne kadar ciddiye alıyorum ki küçücük bir proje için iş programı bile hazır. Buradakilere göstereceğim kendimi.

Vatandaşlık sınavı mı? Boş ver, nasılsa aynı gün alırım yemin töreni tarihini.

3 Mart 2009
Saat 10:00
San Francisco, CA

Federal göçmenlik bürosu San Francisco’da merkezde bir yerlerde. Daha önce bir iki defa gitmişliğim var. Ama bu defa diğer caddedeki kapıdan aldılar beni. İkinci kata çıktım. Müracaat masasındaki kadın gülücükler dağıtıyor herkese. Bana dediki ‘simdi siz gidin A kapısına yakın bir yerde bekleyin. Sizi çağıracaklar’.

Vay be. Gün geldi. Amerika’ya ilk gelişimi hatırladım birden. 3 Kasım 1993. Chicago havalimanı. Gümrükteki memur sormuştu bana.

  • Amerika’ya ilk gelişiniz mi?
  • Evet, ama son olmayacak bu.
  • Hoşgeldiniz. Dilerim rüyanız gerçek olur.

İşte simdi, bunca yıl sonra buradayım. Artık rüya mıdır nedir bilmiyorum. Dahası çok da önem vermiyorum, eskisi kadar.

Geçtim A kapısına yakın bir yerlere, oturdum ve bekliyorum. Hiç heyecanlı değilim. Daha önce buna benzer toplantıları çok yapmışlığım ve alışmışlığım var, üstelik çok da hoşuma gidiyor. Geçen 1.5 ay süresinde sadece üç-dört defa sorulara göz attım. O da evin çalışmaları sırasında kulaklıkla dinlediklerim.

Genç ve uzun boylu bir adam çıktı kapıdan ve seslendi ismimi. Ama o ne biçim fonetik öyle! Sandım ki bir Türk beni çağırıyor. Burada pek duymadığım bir şey.

-    Hoşgeldiniz, nasılsınız?

-    Çok teşekkür ederim, siz nasılsınız?

-    Iyiyim. Başlamak için önce yemin etmeniz gerekiyor. Burada vereceğiniz ifadelerin doğru          olacağına, doğrudan başka bir şey olmayacağına yemin eder misiniz?

-    Ederim.

Memur kibar ama belli ki çok disiplinli biri. Ona göre davranıyorum. Kısa ve öz cevap.

-    Türksünüz.

-     Evet

-     Biliyor musunuz, Oraya gitmeyi çok istiyorum.

-     Çok güzel bir ülkedir. Her mevsim gidebilirsiniz.

-     Boğaz nasıl?

-     Harikadır, görmeniz gerek. Ayrıca Ege, Akdeniz, Karadeniz….

-     Biliyorum. Zaten ondan gitmek istiyorum.

İyi başladık, iyi gidiyoruz. Sanırım bitti bu iş. Sohbete devam ediyorum, sordum.

  • Hiç daha önce gittiniz mi?
  • Hayır, ama gitmeyi gerçekten çok istiyorum.
  • Biliyor musunuz, ismimi öyle telaffuz ettiniz ki sandım beni bir Türk çağırıyor.
  • Gerçekten mi?
  • Evet
  • İlginç, peki şimdi isterseniz sınava geçelim.
  • Tabii.
  • Çok fazla bir şey sormayı gerekli görmüyorum, söyler misiniz bu ülkenin Babası kimdir?
  • George Washington.
  • Güzel. Anayasa Mahkemesi Başkanı?
  • John G. Roberts.
  • Son soru: 1900’lü yıllarda hangi savaşlarda bulunduk?
  • Körfez savaşı.
  • Başka?
  • Vietnam.
  • Başka? Daha önemlisi?
  • İkinci Dünya Savaşı
  • Tamam.

Bu arada uzun boylu, genç memur benim formu inceliyor bir yandan. Sırasına göre bakıp bir yere takıldı ve sordu.

  • Çalıştığınız yerlere ait bölümü boş bırakmışsınız?
  • Evet
  • Hiç çalışmadınız mı peki?
  • Çalıştım ama burada değil. Dışarıda.
  • Neden yazmadınız ki?
  • Ben sandım ki soru Amerika’da çalışmalarımla ilgili.
  • Hayır. Burada diyor mu Amerika’daki çalıştığınız yerler?

Kolay zora dönüşüyor. Hissettim bir an.

  • Özür dilerim, benim hatam.
  • Çok önemli değil.

Disiplin devam ediyor.

  • Burada yazabilirim hemen.
  • Hayır! Burada yazamazsınız.

Neden ki? Neticede ben bir biçimde bilgi veriyorum ve bu anladığım kadarıyla kayıt altında zaten. Gizli saklı bir şey değil ki bu.

  • Yurt dışına fazla çıkmışsınız. Belirttiğiniz tarihler doğru mudur?
  • Kesinlikle doğru. Hem yemin ettim hem de bir biçimde gerek pasaportumdan gerekse de gümrük kayıtlarından kontrol edebilirsiniz.
  • Anlıyorum. Bakın, İngilizce dil bilgisi ve devlet yönetimi konusunda sınavı geçtiniz. Şimdi sizden bazı belge ve aydınlatıcı bilgiler isteyeceğim. Bunları postayla göndereceksiniz. Dilerim fotografınız vardır yanınızda.
  • İki adet var.
  • Tamam. Bana da iki adet lazım zaten. Şimdi bu belgeyi size veriyorum. Burada yazdıklarımı tamamlayıp bana en kısa sürede gönderin. Dosyanızı kapatayım.

Toplam 19 dakika sürdü görüşme. Ama sonuç? Yeni evrak hazırlanması vs vs. Dedim ki kendime: ‘Peki. Ne istediyse arkadaş, hazırla gönder, olsun bitsin. Ne de olsa ismimi bir Türk gibi telaffuz etti’.

Dışarı çıktığımda yağmur devam ediyordu. Bart istasyonuna doğru yürüdüm, bir yandan da düşündüm, ne belge istiyor ki bu genç ve uzun adam benden? Gözlüklerimi yanıma almamışım okuyamadım orada…

5 Mart 2009
San Pablo, CA

Genç ve uzun boylu arkadaşın listesinde ne var ne yok, bir tanesi hariç hemen o gün hazırladım. Pasaportumun tüm sayfalarının fotokopisi, dışarıda iş yaptığım yerler, adresleri, tarihleri ve süreleri. Bir de bir tablo hazırladım ki harika oldu. Pasaportumdaki giriş çıkış damgalarını fotokopi üzerinde ve ayrıca bir tabloda açıkladım. Ne zaman nereye gittim, ne zaman döndüm hepsi belli. Bir de Lufthansa’dan belge ekledim, uçuş tarihlerim var gayet ayrıntılı. Bundan daha iyisi olur mu? Kim verir böyle ayrıntılı ve açık bilgileri, hem de en kısa zamanda? Son olarak konsolosluktan alacağım nüfus kayıt örneği kaldı. İki gün sonra LA konsoloslukta bizzat elden aldım evrakı, hem Türkçe hem İngilizce. Los Angeles’ı oldum olası severim her ne kadar benim ilk beş şehrim içinde değilse de. Ve Oradan postaladım zarfı, kalın ve büyük. Ucu açık kalan işlemler beni rahatsız eder. Bir an önce sonuçlanmalı ilgili olduğum projeler, sağlıklı ve zamanında. Düşünüyorum ki, memurun her istediği belge, hatta fazlasıyla hazırlandı ve gönderildi. Herhalde iş bitmiştir artık.

Oysa ne bileyim ben sürprizlerin daha yeni başladığını…

Yazının ikici bölümü için tıklayın…

Bu yazıyı Gönderen Okuyucumuz Erkan Ayhan

 



3 Responses to “50 Yıldızlı Pasaport 1. Bölüm”

  1. [...] Yazının ikici bölümü için tıklayın… [...]

  2. Fethiye diyor ki:

    Erkan bey,

    Hikayenizi bizlerle paylastiginiz icin oncelikle tesekkur ederim. Taa Oregon’dan size isik olabildiysem ne mutlu bana, iste simdi siz de baskalarina isik oluyorsunuz, az bir sey mi bu?
    Umarim baska hikayelerinizi de okumak kismet olur.
    Sevgiler,
    Fethiye

  3. Erkan Ayhan diyor ki:

    Fethiye Hanim,

    Oncelikle benim size tesekkur etmem gerek. Yazinizi okudugum gun sanki cok agir bir yuk altindan kalkmisim gibiydim. Hani denir ya, “en kotu karar bile kararsizliktan iyidir”.

    Siz yazmaya devam edin lutfen, sizden etkilenecek ve ogrenecek cok kisi var.

    Saygilarimla,

    Erkan

Yorum Yaz