50 Yıldızlı Pasaport 2. Bölüm


50 Yıldızlı Pasaport 2. Bölüm

5 Nisan 2009
Saat 14:15
San Francisco, CA

Aradan bir ay geçti, hala cevap yok. Dedim bir gidip sorayım neler oluyor? Fresno’da işi gücü bıraktım geldim eve ve hemen göçmenlik bürosuna gittim. Alt kattaki bölümde durumunuzla ilgili bilgi alacağınız bir servis var, önce ön masa, sonra görüşme masası derken benimle görüşen memura anlattım durumu. Kadının erkek kardeşi bir Türkle evliymiş, bana Türkleri ne kadar sevdiğini söylüyor.

 

 

  • Çok güzel. Ben de sizi seviyorum, ama lütfen benim dosyaya bir göz atıverin.
  • Bekle iki dakika.

Gitti bir yerlere ve benim dosyamla döndü. Baktı ki bana bir zarf gönderilmiş.

  • Almadın mı sen bunu?
  • Yoo. Ne zaman gönderilmiş, nereye gönderilmiş ve ne diyor?
  • Senden yeni belgeler istiyorlar.
  • ??? Nelermiş onlar?
  • Nüfus kayıt örneğinin aslını ve Türkçesini, vergi belgelerini ve başka bir şeyler daha.
  • Yahu ben nüfus kayıt örneğini verdim. Türkçesi de vardı.
  • Evet burada.
  • Eeee?
  • Belki anlamamışlardır.
  • Sen onu bir zahmet abine götür akşam. Karısı tercüme etsin.
  • Abim burada çalışıyor zaten.

Ne diyeyim ki? Sanki herşey olumlu ama bir şeyler var ki sonuç farklı. Sordum:

  • Ne yapmalıyım?
  • Anlaşılan yanlış adrese gitmiş zarf. Ben şimdi sana bunun fotokopisini vereyim.
  • Sağol be, çok iyisin.

Aldım fotokopileri, sinirlendiğimi hissettim bir an. Yeni belgeler, yeni fotokopiler falan filan. Kağıt israfı, ağaçlara yazık oluyor.


7 Nisan 2009
San Pablo, CA

Tekrardan hazırladım benden istenilenleri. 2007 yılına ait vergi evrakları, bana özel sorulmuş sorulara verdiğim cevapları içeren 3 sayfa ve nüfus kayıt örneği. Düşündüm ki bir de kapak yazısı yazayım, genç ve uzun memurun anlayacağı dilden olsun, kibar ama disiplinli cinsten.

Evet yazdım… Ve gönderdim zarfı. Eh artık anlamıştır arkadaş biraz.

Acaba?


4 Mayıs 2009
Fresno, CA

Evin restorasyonu devam ediyor. Hava mükemmel ve ev giderek yeni kimliğine dönüşüyor. Yorgunum ama bu iş bana zevk veriyor. Bir yandan da düşünüyorum, yine gecikme var beklediğim cevapta. Oysa herşey açık, hiçbir şeyi saklamadım, hep doğru cevaplar verdim. Çok mu zor bunları inceleyip kararı vermek? Bir de bir yanım var ki, hep diger tarafı da düşünürüm, dedim ki ‘Haksızlık etme! Onların da işleri güçleri var, kimbilir ne kadar çok dosyaya bakıyorlar. Önünde sonunda beklediğin cevap gelecek. Sabır biraz!’.

Bir saat kadar sonra oğlum aradı.

  • Baba, zarf geldi.

Sesi bozuk. Çok duygusaldır, etkilenir hemen.

  • Gerçekten mi? Ne diyor?
  • Maalesef başvurun reddedilmiş.
  • Aaaa!

Fresno – San Francisco arası 189 mil, normal trafik akışında 3 saat 15 dakika sürüyor. O akşam eve dönerken kaç saat sürdü ya da arabayı ben mi kullandım bilmiyorum.

5 Mayıs 2009
Saat 08:00
San Pablo, CA

Bir daha okudum yazıyı. Yazı dediğim ‘Vatandaşlık başvurusu için görüşmenin kararı’. Tam dört sayfa. Dört kelime yazsalarmış da olurmuş aslında. Dedim ya, ağaçlara yazık oluyor.

Özetle diyorlar ki, burada yaşama devamlılığını sağlamamışım ve buraya yerleşme niyetim yokmuş.

Başka birşeyler söyleseler ‘belki’ diyebilirim ama bu kararı kabul etmem mümkün değil. Birşeyler yapmalıyım, da ne?

14 Mayıs 2009
Saat 18:45
Fresno, CA

Bir yandan evle uğraşıyorum – ki düşündüklerim gerçekleşiyor, hoşuma gidiyor, bir yandan da sürekli düşünüyorum, senaryolar üretiyorum ne yapmalıyım? Susmalı, kabul mu etmeliyim? Yoksa itiraz mı? Kararıma göre sonuçlar ne olabilir? Ne sonucu? Karar veremiyorum ki sonuçları öngöreyim.

Bir görüş geldi, hem itiraz edilebilir, hem de yeniden vatandaşlık talebi olabilir. Ama her iki yol da hiç kolay değil şu aşamada. Kendi kendime düşünüyorum, itiraz etmek ne kadar doğru? Kendi kararlarını bozabilirler mi kolaylıkla acaba?

Karar almakta hiç zorlanmam. Ya da çabuk karar verenlerdenim, mesleğim gereği herhalde. Ama bu beni nedense kararsızlığa itti. Kararsızlık, beyine girmiş kurt. Önlem alınması gerekir.

Akşam internette bir yazı okudum. Hiç tanımadığım, kendisini görmediğim bir hanımefendi Portland, Oregon’da trafik cezasına nasıl itiraz etmiş ve davasını nasıl kazanmış, onu anlatıyordu. Dava öncesi hazırlıkları, cezayı yediği yerden çektiği fotgraflar ve hakime sunuşu… Yazının son cümlelerine gelmeden kararımı vermiştim bile. Derhal itiraz ediyorum, başka bir yol yok!

Bir yazı insana bu kadar mı cesaret verir?

17 Mayıs 2009
Sabah saatleri
San Pablo, CA

Bir gün önce bir sayfa itiraz yazısı yazdım ve görüşme talebinde bulunduğumu bildirdim. Sinirliyim ve aslında onlara savaş ilanında bulunuyorum. Bir yakın arkadaşım eğer haklıysam bu ülkede şartlar ne olursa olsun hakkımı alacağımı söyledi. Eh, ben artık bu gazla durabilir miyim yerimde? Yazının sonunda, beni haklı çıkartacak her türlü belgeyi görüşme günü vereceğimi söyledim.

O an tek istediğim hemen bir iki gün sonraya gün almak.

5 Haziran 2009
Fresno, CA
Öğlen saatleri

Sıcak havaları hiç sevmem. Fresno’nun sıcağı da yakıyor adamı. Allahtan nem yok havada. İş programının çok gerisindeyim ama proje bitme aşamasında. Dış cephe boyası kaldı sadece.

Yine oğlumdan telefon.

  • Babacım, randevu günü belli oldu.
  • Ne randevusu?
  • Savaş ilan etmiştin ya.
  • Eveeet. Ne gün görüşeceğiz kendileriyle?
  • 27 Temmuz
  • Yine çok atmışlar.

Programı şöyle yaptım. Önce ev bitecek. Mesela bir hafta içinde. Sonra hemen kaçacağım Fresno’nun sıcağından. San Francisco serin olur hep, tam bana göre. Dinlenmek için epey zamanım var. Çok yorgunum, kendimi toplamam gerek. Son hafta iyi bir odaklanma ve hazırlık yapıp öyle gideceğim karşılarına.

27 Temmuz 2009
Saat 11:00
San Francisco

Gün geldi, savaş alanındayım. Bu defa beni 3. kata gönderdiler. Oğlum da babasını yalnız bırakmak istemedi. Yanımda bir dosya var ki, yahey! Her şeyi çok iyi hazırlamışım. Sanki tek darbede işi bitireceğim. Yine bir adam geldi ve seslendi ismimi. Bu defaki sesleniş Amerikalı gibi. Orta boylu zayıf ve biraz da çekingen birisi. Daha girmeden içeri sordum kendisine.

  • Afedersiniz, oğlum da gelebilir mi benimle?
  • Sanmam. Bu size ait bir duruşma.

İçeriye girdim. Memur yine kibarca ve bidiğim şeylerle başladı. Yemin ettim. Önce kendi notlarını aldı ve benim son görüşmeden sonra durumumda bir değişiklik olup olmadığını sordu. İtiraz yazımı öne çıkardı ve orada belirttiğim gerekçelere ait hangi belgeleri kanıt olarak getirdiğimi sordu. Tam sırası, aldım sazı elime ve başladım anlatmaya. Durmak bilmiyorum. Hem anlatıyorum, hem de tek tek belgeleri veriyorum. Kira sözleşmelerini, benim yeşil kartı almadan 2 yıl önce gelip burada kurduğum şirketin belgelerini, 2004 yılında İzmir’den getirdiğimiz ev eşyalarının gümrük kayıtlarını, arsa ve evin tapularını, son yaptığım projenin resimlerini, çok çabuk anlaşılır biçimde hazırladığım Amerika’ya giriş-çıkış tarihleri ve sürelerini ve bir kaç belge daha. Ben konuşuyorum ama adam sadece evin resimlerine bakıyor. Yaklaşık 10-12 sayfa ve her sayfada iki fotograf var; üstteki eski hali, alttaki son hali, aynı açıdan çekilmiş. Beni dinledi mi, dinlemedi mi, bilmiyorum. Yüzünde gülümseme var, ama neyi ifade ediyor?

Memur evle ilgilendi epey. Sordu:

  • Çok güzel olmuş. Oraya mı taşınacaksınız?

Beni dinlemediği belli oldu. Ben ona bu evi satmak için restore ettiğimi söylemiştim biraz önce.

  • Hayır. Ev iki hafta önce satışa sunuldu.
  • Anlıyorum. Bakın, sizi dinledim. Konunuzda kuvvetlisiniz. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hani filmlerde olur ya, mahkemede avukatlar davanın sonunda öyle laflar ederler ki, son darbe ve galibiyet. Ona benzer bir şeyler söyleyeyim dedim.

  • Ben buraya, karşınıza iki şey için geldim. Birincisi, haklarımı biliyorum. Hiçbir şekilde benden istenen şartların dışına çıkmadım ve bunu size ispat ettim. İkincisi, bu ülkede inandığım bir şey var; haklıysanız hakkınızı alırsınız.

Memurun yüzünde hep aynı gülümseme var, değişmiyor. Yorum yapamıyorum. Bana cevabın mektupla ve engeç 2-3 hafta içinde geleceğini söyledi. Ayrılırken elimi sıktı ve yineledi.

  • Ev çok güzel olmuş, tebrikler.

Dışarı çıktım, oğlum heyecanla yanıma geldi ve sordu hemen.

  • Baba, durum ne?
  • Bu iş tamamdır evladım. Adam kesin evi satın alıyor.

29 Eylül 2009
Öğlen saatleri
Los Angeles, CA

Bir iş yarattım kendime ve onu takip için buradayım. Hava harika. Santa Monica daha harika. Ama gelen telefon?

  • Baba, cevap geldi nihayet.

Ses tonu yine garip.

  • Öyle mi? Sonunda hatırladılar beni. Ne diyorlar?
  • Bir şey demiyorlar ki. Seni yine görüşmeye çağırıyorlar.
  • Hoppalaaaa!

2 Ekim 2009
Saat 9:15
San Francisco, CA

Yine aynı binadayım ama bu son gelen mektubun anlamını öğrenmek için. Masadaki yaşlı kadına kısaca anlattım durumu ve sordum.

  • Bunun son mektubun anlamı nedir? Ne yapmalıyım?
  • Açıkcası az görülen bir durumdur. Belli ki durumunuz biraz şüpheli, yine sorulacak sorular var. Bu iş biraz sabır işidir. Yani kazanıncaya kadar savaşmaya devam dostum.
  • Yahu ben önceki görüşmede herkesi öldürdüm ve savaşı kazandım sanıyordum.
  • Yukarıda daha çok adam var öldüreceğin.


16 Ekim 2009
Saat 11:00
San Francisco, CA

Tekrar görüşmek için aynı yerdeyim. Danışma masasındaki kadına rica ettim.

  • Lütfen bana bir kadın memur ayarla. İyisinden olsun.

Bu defa F kapısındayım. Yanımda hiçbir belge yok. Ne alayım ki, hepsini verdim daha önce. Ayrıca ek olarak bana ne soracaklar onu da bilmiyorum. Heyecansız, bitse de çekip gitsem havasındayım. Bu defa hoparlörden geldi ismim. Yine erkek, anlaşılan etkileyememişim danışmadakini. Kapıyı hafif yaşlı, gözlüklü bir memur açtı ve aldı içeriye beni. Kendini tanıttı, soyadından belli ki Kuzey Avrupa kökenli. Çok kibar ve saygılı. Yemin yinelendi. Başlangıçta sorulan sorular yinelendi. Adres, medeni durum, başka değişiklik vs. Bana soruları sorarken bir taraftan cevap veriyorum bir taraftan da anlamaya çalışıyorum; acaba bu memurun önceki görüşmeden haberi var mı, yoksa yok mu? Sordum kendisine:

  • İzin verirseniz bir şey sorabilir miyim?
  • Tabii. Ben sizi dinlemek için burada bulunuyorum.
  • Çok naziksiniz, teşekkürler. Bu benim ikinci duruşmam oluyor, bunu biliyorsunuz değil mi?

Kısaca anlattım durumu. Ben itiraz duruşmasına artık bir cevap beklerken tekrar çağırıldığımı söyledim. Daha önce hem postayla hem de görüşmede elden verdiğim belgeleri kendi dosyasından gösterdim tek tek. Adamın yüzünde bir ifade var ki, anlatılır gibi değil. Daha önceki görüşmeleri yapanların bana verdikleri kağıtların asıllarını çıkardı dosyadan ve ayrı bir yere koydu. Belli ki bunlardan hiç haberi yok. Durumu toparlamaya çalıştı. Kibarca özür diledi ve birkaç soru sordu, cevaplarını verdim. Anlıyorum ki bana inanıyor ama bir biçimde ve kendi prensiplerine göre dosyayı kapatması lazım.

Çok uzun sohbet ettik. Ayrılmadan önce kendisine bu konunun benim için bir önceliği kalmadığını, ve sonucu beklemediğimi söyledim. Acilen dışarı gitmek zorunda olduğumu ve zamanın benim için çok önemli olduğunu ekledim. Sonrasında o kapattı görüşmeyi.

  • Bakın, sizi çok iyi anlıyorum. Lütfen sizi anladığımı anlayın. Size, hiç kimseye hiçbir şekilde garanti veremem. Ancak garanti vereceğim şey, hemen bugün öğleden sonra dosyanızda çalışma yapacağımdır. Cevabı en kısa sürede alacaksınız.

Dışarı çıktım. Ama rahatlamıştım biraz. En azından içimdekileri söyledim, çekinmedim. ‘Benim için bu pasaportun önemi kalmadı’ derken blöf yapmıyordum.

18 Ekim 2009
Saat 10:34
San Pablo, CA

Mektubu posta kutusundan aldım. Artık öğrendim; kalın bir zarf ise red, bir sürü açıklamalarıyla beraber. Bana gelen bu zarf ince. İçinden tek sayfa kağıt ve kısa bir yazı çıktı. Kira ödemelerimin ispatı, oğlumun pasaportunun fotokopileri ve son yılın vergi kayıtları isteniyor. Yine evrak trafiği!

Artık ben kaçtıkça onlar kovalıyor. Akşama kadar tüm istenenleri hazırladım. Fotokopiler, çeklerin kopyaları, oğlumun yeşil karta hak kazanma yazısı, ne varsa buldum ve koydum zarfa, tam 115 sayfa. Gönderdim hemen.

Bu kadar belge sunulur mu hiç? Sunmuyorum ki, benimle son görüşmeyi yapan Kuzey Avrupalı beyefendiye silah veriyorum sadece.

31 Ekim 2009
Saat 11:10
San Pablo, CA

Yine hafta boş geçti, postacı yolunu gözlemek haftaya kaldı derken postacı geldi. Salondan görüyorum, kutuya bir şeyler bıraktı. 20-25 dakika sonra kalktım yerimden, dışarı çıkıp açtım.

Zarf orada.

Aldım zarfı elime bakıyorum. Düşünüyorum; içinde bir yazı var ve bu defa artık neredeyse bir yıllık  maceranın sonundayım. Çok büyük bir olasılıkla kesin bir cevap var. İtirazıma cevap, ya onaylanacak, ya da yine reddedilecek. Tabii ki merak ediyorum. Ama emin olduğum bir şey var ki sonuç ne olursa olsun benim hayatıma yön vermeyecek. Ben yine benim.

Her yeni yılın başında kendi kendime düşünürüm hep, sanırım herkes yapar bunu. Sorarım; acaba geçen yıl haksızlık yaptım mı başkalarına? Bunun farkında mıyım? Bilerek kalp kırıyor muyum? Gerek davranışlarımda gerek beklentilerimde bir üst seviyeye çıkabildim mi, devamında nasıl çıkarım? Kalite arayışım benim bunlar. Yani benim hayatıma yön verecek şeylerin arayışı bunlar. Bu arayışlarım hep sürecek. Bu pasaport benim kimliğimi değiştirmeyecek ki.

Zarfla birlikte eve girdim ve açmadan oğluma gösterdim. Açtık. Gelen yazıda kısaca şöyle diyor. Amerikan vatandaşı olmaya hak kazandınız, sizi tebrik ederiz.

Yazının birinci bölümü için tıklayın…

Bu yazıyı Gönderen Okuyucumuz Erkan Ayhan

 



5 Responses to “50 Yıldızlı Pasaport 2. Bölüm”

  1. [...] Yazının ikici bölümü için tıklayın… [...]

    • Nilly diyor ki:

      Erkan Bey,
      yazinizi soluksuz okudum ve San Francisco East Bay’de yasayan Izmir’li bir Turkish-American vatandasi olarak sizi tebrik ediyorum.
      Siz ve diger arkadaslarin tecrubelerini ve bilgilerini burada bizlerle paylasmalari cok guzel ve faydali. Size ve diger yazi yazan butun arkadaslara tesekkur ediyorum.
      Nilgun Sessions

  2. Erkan Ayhan diyor ki:

    Nazik yorumunuz icin ben tesekkur ederim Nilgun Hanim.

    Baslangicta bu kadar uzun surecegini hic tahmin etmedigim bir durumu anlatmak istedim. Sanirim bir fikir vermistir bu asamada bulunan arkadaslarimiza.

    Tekrar tesekkurler

    Erkan

    • Nilly diyor ki:

      Sizin durumunuzda bir sanssizlik olmus Erkan Bey. Yoksa hazirliklariniz son derece iyi ve yeterliymis. Ama yanlis bir insanla karsilasmak insana neler yasatiyor!…
      Bu civarda yasayan Ermenilerin cogu Turklere dusman ve bu yuzden 3 sene once calistigim yerden ayrilmistim. Vatandaslik alma zamanim geldiginde sizinkine benzer durumla karsilasma korkusu icimde vardi ama iyi gecti ve ilk gorusmede aldim.
      Evet, vatandasligina muracaat eden her insana yaziniz ve belgeleri nasil hazirladiginiz, yardimci olacak.Tipki arkadasim Fethiye’nin yazisinin mucadelenizde size isik tutmasi gibi.
      Bu arada, yolunuz bu taraflara dusecek olursa bir “Merhaba” demenizden memnun olurum, Erkan Bey.
      Selamlar

  3. Erkan Ayhan diyor ki:

    Evet, benim durumum sanssizliktan kaynaklaniyor. Bugun ofise tekrar gittim yemin gunu icin, orada da dedikleri ayni. Ama bu defa beni ayri bir koseye oturttular, iki uc kisi kosusturup durdu ve dolu olmasina ragmen ilk yemin toreni listesine beni de aldilar. 50 defa ozur dilediler, 100 defa tebrik ettiler. Dedim ki kendilerine “bir daha olmasin, bozulurum sonra!” :)

    Ne taraftasiniz bilmiyorum ama tanismaktan zevk duyarim…

    Erkan

Yorum Yaz