NİYE İLK ÖNCE AMERİKA?


NİYE İLK ÖNCE AMERİKA?

Yazımın başlığının sonuna aslında şöyle bir ekleme yapmak isterdim ‘Aya ayak bastı?’ ancak Amerika’nın yaptığı pekçok ilk olduğu için çerçeveyi daraltmak istemedim. Çünkü yazımın devamında bu ‘NİYE’ sorusuna cevap olacak olan anahtara ulaşacaksınız.

Türkiye’ye dönüp askerliğimi bitirdikten sonra ki iş arama sürecimde bazı günler gündüzleri İstanbul’da yardımcı rehperlik yapıyor, akşamları ise gazete ve internetten iş ilanlarına bakıyordum.O günlerden birinde yine İstanbul’u gezdirdiğimiz elli beş-altmış yaş ortalaması olan altı kişilik Amerikalı grup o kadar memnun; tatminkar oldular ve İstanbul’un büyüsünden de eklilenmiş olsalar gerek beni boğaza sıfır Four Season Otel’de akşam yemeğine davet ettiler. Aslında bu akşam yemeğine yalnızca teşekkür ve memnuniyet sunumu için davet edilmediğimide biliyordum. Bildiğim; İstanbul’u gezip, o mistik havayı soluktuktan ve tarihi yerleri gezip, gördükten sonra birde burada yaşayanları gezip, onlara dokunmak, onlar ile paylaşımda bulunmaktı amaçları.Aslında öylede olmalı, elbetteki tarihi yerleri, müzeleri , doğal güzellikleri gezmek müthiş , ama birde orada yaşayanlar ile paylaşımda bulunmak, onlara gördüklerinizi, görmediklerinizi, duyduklarınızı sormak; sizin o geziden alacağınız tadı doruğa ulaştırmaz mı? Tıpkı yunusların gösterisini izlemek ile o gösterinin bi parçası olup, o dev akvaryumun içinde onlar ile birlikte yüzüp, onlara dokunmak gibi.

Muhteşem İstanbul Boğazı manzarasında başlayan akşam yemeği karşılıklı soru cevap şeklinde politikadan, eğitime, tarihten, Türkiye’deki yaşama, pek çok soru cevap ile sürüp devam ettiği sırada, gayet normal sayılabilecek bir soru sordum.

- “Torunlarınız ile en son eğlenceli vakit geçirmek için ne yaptınız belki kopya çekip bende yiğenim ile aynısı yaparız?”

Ve işte, bir tatlı Amerikalı bayanın beş yaşındaki torunu ile paylaştığı bir gün;

Bundan iki hafta önce annesi torunumu bana hafta sonu bakmam için getireceğini söylemişti ve bende bu sefer biraz daha farklı bir aktivite yapmak istedim. Annesi bana getirdiğinde torunuma dönerek, şimdi duvardaki saate dikkatlice bak, akrep arka bahçeyi, yelkovan hava alanını gösteriyor. Şimdi söyle bakalım sen hangisine gitmek istersin? Torunum bir çığlık, hava alanı anneanne! Bana hava alanını göster! dedi. Hemen elinden tuttuğum gibi soluğu havaalanın kapısında aldık. Elimden geldiğince ona her ayrıntıyı göstermeye, anlatmaya çalıştım. Tabi ki bana bir sürü soruyor; polis amcalar niye bizi aradılar? X-ray cihazı ne işe yarar, midemizin içinide gösterir mi…?

Güvenlikten geçtikten sonra bu seferde insanları incelemeya başladık.Herkesin farklı, farklı sayıda, ebatta bavulu olduğunu gösterdim torunuma, insanların kültürüne göre farklı farklı giyseler giydiğini gösterdim, sonra birden torunum niye orada tek başına oturan teyzenin çantası olmadığını sordu, hemen bizde gidip yolcuya kendimizi tanıttık, niye çantasının olmadığını sorduk….

istock_000003272215xsmall[1]En son olarakta ona bir süprizimin daha olduğunu söyledim. Onu alıp doğru daha önceden çok iyi bildiğim, havaalanın katlı otoparkının uçak pistini en iyi gören kısmına park ettim ve “Evlat; uçakların nasıl havalandığını görmek istermisin bakalım, diye sordum? Hazır mısın bakalım, bu çok eğlenceli ve heyecan verici olacak inan bana” dedim. Birazdan pek çok uçağın, o dev gibi tonlarca ağırlığındaki kütlenin nasıl oluyorda yumuşak bir şekilde havalandığını göreceksin. Dikkatle bak şimdi diye de ekledim…

Böylece pekçok uçağın pistten havalanışını izledik, ve en sonunda torunuma dönerek,

Bugün seni niye buraya getirdiğimi biliyor musun? Sana insanoğlunun neler yapabildiğini göstermek, imkansız gibi görünen olayların aslında mümkün olabileceğini ve en önemlisi asla ve asla kendine sınırlar koymaman gerektiğini öğretmek istedim! Ne kadar zor, imkansızda görünsede asla kendine sınırlar koyma. Şimdi anladın mı seni niye buraya getirdiğimi? ‘’

Bu hikayeden sonra sizler ile paylaşmak istediğim; elbetteki torunlarımızın, yiğenlerimizin ellinden tutup bakkala sakız, çikolata almak için gideceğiz ama lütfen birazda onları tiyatroya, müzeye, kütüphaneye, üniversite kampüslerine, tarihi yerlere, spor müsabakalarına ….yada bir hava alanına götürelim. Ancak böyle hep arzuladığımız kültür seviyesi yüksek, sanata saygılı, okur-yazar, aydın, tartışan, sorgulayan, düşünen, kitap okumasını seven, cesur, lider, kişilik sahibi, girişimci, ileriyi hedefleyen, sınır tanımayan ve diğer yıldızlı sıfatlara sahip bireyler yetişir.

 



Yorum Yaz