<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Usa-Turk.com &#187; Hayatın İçinden!</title>
	<atom:link href="http://www.usa-turk.com/category/yasam/hayatin-icinden/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.usa-turk.com</link>
	<description>Amerika&#039;da Eğitim ve Yaşam Portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Apr 2011 01:52:04 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Amerika&#8217;da Google ile Sanal Gezinti</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2010/03/amerikada-google-ile-sanal-gezinti/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2010/03/amerikada-google-ile-sanal-gezinti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 05:12:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mine Tockey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eyaletler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[address]]></category>
		<category><![CDATA[adres]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[google map]]></category>
		<category><![CDATA[map]]></category>
		<category><![CDATA[San Francisco]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4865</guid>
		<description><![CDATA[Yeni göçmenlere yardım ederken ne zaman Googlekullanmayı biliyormusunuz diye sorsam, çok aptalca bir soru sormuş gibi, biraz hayret,birazda kızgınlıkla “Tabii, bilmezmiyim?” cevabını alıyorum. Aklımdan geçen peki biliyorsanız niye sorduğunuz bu soruları ordan bulmadınız oluyor ama doğal olarak bunu kendime saklayıp anlatmaya başlıyorum.
İlk öğrenilmesi gereken harita! Yani Google Map! Ve bu haritanın size görmek istediğiniz her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni göçmenlere yardım ederken ne zaman Googlekullanmayı biliyormusunuz diye sorsam, çok aptalca bir soru sormuş gibi, biraz hayret,birazda kızgınlıkla “Tabii, bilmezmiyim?” cevabını alıyorum. Aklımdan geçen peki biliyorsanız niye sorduğunuz bu soruları ordan bulmadınız oluyor ama doğal olarak bunu kendime saklayıp anlatmaya başlıyorum.</p>
<p>İlk öğrenilmesi gereken harita! Yani Google Map! Ve bu haritanın size görmek istediğiniz her yeri adım adım dolaşma şansı verdiğini biliyormusunuz?</p>
<p><strong>Nasıl mı? Gelin San Francisco’da Çin Mahallesini Birlikte Gezelim&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İlk etapta gitmek istediğiniz yeri Google’a yazıyorsunuz mesela <strong><em>San Francisco China Town</em></strong>! Normal aramada karşınıza bir sürü konuda bilgi geliyor ama bizim baktığımız “Harita” yanı GoogleMap! O yüzden sayfanın en üstünde yazan başlıklardan Map’i seçiyoruz ve üstüne tıklıyoruz. Bu size Çin Mahallesinin geniş bir haritasını veriyor.</p>
<p>Harita üzerinde gideceğiniz sokağı belirleyip haritayı o noktayı ortalayacak şekilde çekip ortalıyorsunuz. (haritaya bastığınızda çıkan el size bu konuda yardım eder) Diyelimki biz <strong><em>Grant Street</em></strong> ile <strong><em>Bush Street</em></strong>’in köşesindeki China Town Giriş Gate’ini (kapısını) görmek istiyoruz. O kesişme noktası haritanın ortasında iken harita üzerinde soldaki <strong>artı işaretine</strong> tıklıyoruz ve haritayı en büyük haline getiriyoruz. Hedef sayfada tam büyüklükte ve ortada iken bu defa gene harita üstündeki yazılardan <strong><em>Satellite</em></strong>’a başıyoruz. Şimdi binaların tepelerini göreceksiniz. Buda ilginç gelebilir ilk defa yapıyorsanız ama dahası var&#8230;</p>
<p>Harita üzerinde başarak haritayı büyüttüğünüz artının üstünde sarı renkli bir adam var. İşte o küçük sarı adam şimdi siz olacaksınız&#8230;</p>
<p><a href="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2010/03/san-francisco-google-map-china-town-3.jpg"><img class="aligncenter" width="545" height="215" title="san-francisco-google-map-china-town-3" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2010/03/san-francisco-google-map-china-town-3.jpg" alt="" width="985" height="389" /></a></p>
<p>O adam üstüne tıklayıp parmağınız hala basılı iken adamı görmek istediğiniz sokağın üstüne koyun. İşlem bittiğinde Çin Mahallesi karşınızda belirecek. Şimdi fotoğraflardaki okları çekiştirerek sokak sokak Çin mahallesini gezebilirsiniz.</p>
<p>Bu ne işinize mi yarıyacak? Boş vakitlerinizde görmediğiniz yerleri sanal olarak gezmenin ötesinde eğer yakında Amerika yolcusu iseniz size gideceğiniz yer hakkında fikir verir. Tutacağınız apartmanın bulunduğu mahallede ne var öğrenmenizi sağlar.</p>
<p>Mesela o bulduğunuz adresin haritası üzerindeki Googlebrowserina gorcery (market) yazdığınızda size nerde bakkal alışverişi yapabileceğinizi gösterir. Gene o adresten yola çıkarak okul, kütüphane, park hepsini tesbit edebilirsiniz&#8230;</p>
<p><strong>Dil Okulu, Otobüs seferleri, Kiralık Daire ve daha Neler Neler.. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2010/03/san-francisco-google-map-china-town-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4867" title="san-francisco-google-map-china-town-1" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2010/03/san-francisco-google-map-china-town-1-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" /></a>Diyelimki bir dil okuluna geliyorsunuz: Okulun adresi elinizde. Şimdi ilk iş kalacak yer arıyacaksınız. Googleemrinizde. Okul adresindeki <strong><em>zip code</em></strong>’a (posta kodu) bakın 5 haneli bir rakam olacaktir. Önce Googlea gidip rental homes yada rental apartments yazın. Önünüzde bir dolu site belirecek. Aklınıza yatan birini seçip okulun zıp kodu ile okul civarındaki apartmanları bulun. Sonra bu apartmanların adresini teker teker okulunuzun adresi ile bulduğunuz haritada GoogleMap yazısının altında directions yazısına bastığınızda çıkan ikinci haneye koyarak <strong><em>Get Direction</em></strong> düğmesine başın. Şimdi okulunuz ile apartmanınız arasındaki mesafenin kaç mil olduğunu, hangi yoldan gidebileceğinizi göreceksiniz.</p>
<p>Hatta <strong><em>Get Direction</em></strong> düğmesinin yanındaki seçeneklerden <strong><em>By Public Transit</em></strong> opsiyonunu seçerek otobüs seferlerini görebilirsiniz.</p>
<p>Tutulabilecek apartman olasılıklarını belirlediniz diyelim, apartmanın adresi ile girip <strong><em>near by business</em></strong>’den en yakın marketi de buldunuz&#8230; Gööğle’dan marketin web page’ini bulup girin. Böylece etin, sütün, çolanın kaç lira olduğunu görebilirsiniz.</p>
<p>Bunu dönüp başka bir şehirde marketlerin web sitelerindeki fiyatlarlada karşılaştırabilirsiniz.</p>
<p><strong><em>Şimdi bir daha sorayim..Googlekullanmayı biliyormusunuz? </em></strong>Çünki eğer biliyorsanız tüm yardım eliniz altında, kimseye ihtiyacınız olmayacak bu ülkede.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2010/03/amerikada-google-ile-sanal-gezinti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>iPhone’umdan Kareler!</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2010/02/iphone%e2%80%99umdan-kareler/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2010/02/iphone%e2%80%99umdan-kareler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 21:04:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Taylan Yalnız</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKA'da Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika'da Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[eyaletler]]></category>
		<category><![CDATA[foto]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4814</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde SmartPhone (Akıllı Telefon) olarak bilinen, bir cep telefonundan daha çok, gelişmiş bir bilgisayar olarak düşünülmesi gereken bu aletlerin en popülar olanları şüphesiz BlackBerry ve Apple iPhone’dur! (En yenilerden Google embedli Droid’idi de unutmamak gerekir şüphesiz!)
Smart Phone’ların hayatımızı ne ölçüde kolaylaştırabileceği elbette sunmuş oldukları “application”ları ne sıklıta kullandığımıza bağlıdır!

Şahsen ben sürekli bir şekilde, iş ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde SmartPhone (Akıllı Telefon) olarak bilinen, bir cep telefonundan daha çok, gelişmiş bir bilgisayar olarak düşünülmesi gereken bu aletlerin en popülar olanları şüphesiz BlackBerry ve Apple iPhone’dur! (En yenilerden Google embedli Droid’idi de unutmamak gerekir şüphesiz!)</p>
<p><strong>Smart Phone’ların hayatımızı ne ölçüde kolaylaştırabileceği elbette sunmuş oldukları “application”ları ne sıklıta kullandığımıza bağlıdır!<br />
</strong><br />
Şahsen ben sürekli bir şekilde, iş ve gezi amaçlı seyahatlerimde sıkça GPS, Weather (Hava Durumu), Hotel &amp; Flight&amp; Rental Car Booking (Otel, Uçuş, ve Kiralik Araba Rezervasyonları) gibi konularda iPhone uygulamalarından yararlanmaktayım&#8230; Kısaca özetlemek gerekirse SmartPhone’lar ve bilhassa kişisel favorim olan iPhone kullanımı son derece keyif verici, uygulama alanları son derece geniş, internet erişimi (AT&amp;T) ve internet uygulamalarının son derece hızlı ve yararlı olduğu bir üründür…</p>
<p>Bu konuda daha açıklayıcı, teknik anlamda çok daha yeterli bilgiye yer veren bir yazı sevgili <a href="http://www.usa-turk.com/2009/11/iphone%E2%80%99um-olmadan-asla-mi-yoksa-blackberry-mi/">Hakan BATIKHAN</a> tarafından daha önce paylaşılmıştı&#8230; Benim bu bloğumu yazmamdaki asıl amacım ise, bu kadar çok kullandığım iPhone’umun, geçtiğimiz birkaç ay içerisinde, merceğine takılan görüntüleri sizlerle paylaşmak ve işin teknik kısmını konu hakkında daha bilgili olan kişilere bırakmak… Aşağıda sizler ile paylaştiğim, iPhone’umla son aylarda çektiğim fotoğrafları beğenmeniz dileğiyle…</p>
<div id="PictoBrowser100212155926">Get the flash player here: http://www.adobe.com/flashplayer</div>
<p><script type="text/javascript" src="http://www.db798.com/pictobrowser/swfobject.js"></script><script type="text/javascript"> var so = new SWFObject("http://www.db798.com/pictobrowser.swf", "PictoBrowser", "575", "500", "8", "#EEEEEE"); so.addVariable("source", "sets"); so.addVariable("names", "Taylan YALNIZ's iPhone Pictures"); so.addVariable("userName", "usaturk001"); so.addVariable("userId", "40074111@N06"); so.addVariable("ids", "72157623422138114"); so.addVariable("titles", "on"); so.addVariable("displayNotes", "on"); so.addVariable("thumbAutoHide", "off"); so.addVariable("imageSize", "medium"); so.addVariable("vAlign", "mid"); so.addVariable("vertOffset", "0"); so.addVariable("colorHexVar", "EEEEEE"); so.addVariable("initialScale", "off"); so.addVariable("bgAlpha", "90"); so.write("PictoBrowser100212155926");	</script></p>
<div style="padding: 10px; background-image: url(http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2009/09/bg1TYTop10.gif); background-repeat: repeat-x; margin-top: 5px; background-color: #ffffff; border: 1px solid #DCDBD9;">
<h3 style="color: #003366;">Diğer Foto Galeriler!</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.usa-turk.com/sevgi-baranin-objektifinden-bodrum/">Sevgi Baran’in Objektifinden! Bodrum!</a></li>
<li><a href="http://www.usa-turk.com/sevgi-baranin-objektifinden-istanbul/">Sevgi Baran’in Objektifinden! Istanbul!</a></li>
<li><a href="http://www.usa-turk.com/sevgi-baranin-objektifinden-kuzeybatida-sonbahar">Sevgi Baran’in Objektifinden! Kuzeybatida SONBAHAR!</a></li>
<li><a href="http://www.usa-turk.com/sevgi-baran’in-objektifinden-las-vegas/">Sevgi Baran’in Objektifinden! – Las Vegas!</a></li>
<li><a href="http://www.usa-turk.com/sevgi-baran’in-objektifinden-santa-barbara-california/">Sevgi Baran’in Objektifinden! – Santa Barbara, California!</a></li>
<li><a href="http://www.usa-turk.com/turklerin-merceginden-amerika-foto-galeri/">Amerikali Türklerin Gözüyle Firsatlar Ülkesi Amerika!</a></li>
</ul>
</div>
<div style="padding: 10px; background-color: #ffffff; border: 1px solid #999999;">Bizim paylaştıklarımızda sizin yaşadıklarınızı bulamadıysanız sizleri de tecrübelerinizi paylaşmaya davet ediyoruz. Detaylı bilgi için <a href="http://www.usa-turk.com/author/serbest-kursu/">“Serbest Kürsü”</a> bölümümüzü ziyaret edebilirsiniz.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2010/02/iphone%e2%80%99umdan-kareler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR YOLCULUĞUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2010/02/bir-yolculugun-dusundurdukleri/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2010/02/bir-yolculugun-dusundurdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 12:14:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serbest Kürsü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Airlines]]></category>
		<category><![CDATA[Delta]]></category>
		<category><![CDATA[Lufthansa]]></category>
		<category><![CDATA[THY]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4806</guid>
		<description><![CDATA[Yine takıldım bir grupta çıkan bir yazıya. Daha doğrusu yazı dizisine. Gruptan bir arkadaş, Türkiye’den Amerika’ya Lufthansa ile giderken Frankfurt’ta bağlantı uçağının kaçması yüzünden havaalanında gecelemek zorunda kalır. Ve başından geçenleri anlatıp şikayetçi olur. Almanya vizesi olmadığı için transit yolcu salonundan dışarı çıkamaz. Bırakın yatacak yeri, oturacak koltuk bile bulamaz, yani zor bir durumda kalmıştır.
Özellikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yine takıldım bir grupta çıkan bir yazıya. Daha doğrusu yazı dizisine. Gruptan bir arkadaş, Türkiye’den Amerika’ya Lufthansa ile giderken Frankfurt’ta bağlantı uçağının kaçması yüzünden havaalanında gecelemek zorunda kalır. Ve başından geçenleri anlatıp şikayetçi olur. Almanya vizesi olmadığı için transit yolcu salonundan dışarı çıkamaz. Bırakın yatacak yeri, oturacak koltuk bile bulamaz, yani zor bir durumda kalmıştır.</p>
<p>Özellikle kıtalararası uçanlar, hele de sık uçanlar bu ve buna benzer olaylarla karşılaşılar. Yani yabancısı değillerdir. Benim de çok anım var, tatlı, tatsız&#8230; Uçağın bayrağı her zaman iyi veya kötüyü göstermiyor, bunu öğrendim. Buna göre prensiplerim oluştu. Ben Lufthansa’yı tercih ederim genellikle. İki nedenim var; birincisi gideceğim yere bağlantıları çok uygun, ikincisi çok sakin ve iyi bir servisle yolculuk oluyor. İyi servis kavramı görecelidir, herkese göre değişir. Ancak diğer faktörler açıkça farkı belli eder. İki defa THY ile uçtum, biri Chicago-İstanbul, diğeri İstanbul-New York. Çocuk gürültüsünden o yolculuklar nasıl geçti kolay kolay anlatamam. Biliyorum çoğu kişiyi kızdıracağım, ancak demeliyim ki Türk ailelerin çocuklarını terbiye konusundaki anlayışı sınıfta kalıyor. Bir defa da Delta ile uçarken hostes benim düşüncelerimi teyit etti açıkça. Bana Türkiye uçuşlarını hiç istemediğini ve çocuklardan çok yorulduğunu söylemişti.</p>
<p>Uçuş anıları anlatmakla bitmez. Ama ben burada başka konuya değineceğim şimdi. Yine döneyim Frankfurt’ta geceleyen arkadaşın durumuna. Denilebilir ki, ‘bilgi en büyük kuvvettir, önceden bu gibi durumlar bilinmeli ve olabilecek tedbirler alınmalı. Havayolu şirketlerinin sorumluluğu nereye kadardır, gümrük nedir önceden öğrenilmeli’. Ya da denilebilir ki (dendi de zaten) ‘mutlaka şikayetçi olunmalı’. Ya da yine denilebir ki (dendi de zaten) ‘Aman Lufthansa ile uçmayın, Hitlerin torunları bunlar, Türkleri hiç sevmezler, zaten batmak üzereler’. Ya da daha çok şey, bu ve buna benzer. Hele mantık değil duygular öne çıkınca&#8230;</p>
<p>Biraz daha uzaktan bakalım isterseniz konuya. Ülkelerin konumlarından, ya da dış politikalarından kaynaklanan bir gerçek var: Bazı ülkelerin vatandaşları serbestçe dolaşabilirken bazıları vizeye mahkum. E hani hepimiz insandık? Nerede insan hakları? Nerede ‘dünya masmavi bir gezegen, uzaydan sınırlar görünmüyor ki üzerinde yaşayanlar bir yerlere gitmek için izin alsınlar’ düşüncesi?</p>
<p>Felsefe başka da gerçekler daha başka. Eğer Frankfurt havaalanında Almanya vizesi olmadığı için sıkıntı çeken kişinin bir de Amerikan vatandaşlığı olsa, elini kolunu sallaya sallaya gümrükten geçer ve Lufthansanın misafiri olarak otelde geceler, ertesi gün rahatça gideceği yere uçardı. İşte fark burada, oysa kişi yine aynı kişi. Yani kişi değil pasaport konuşur.</p>
<p>Vizenin sebebi nedir? Her ülkenin vize uygulaması konusunda kendisine göre gerekçeleri var. Siyasi-politik, ekonomik sebepler öne sürülebilir. Haklı da olabilirler. Türkiye de diğer bazı ülkelere vize uygulayanlar arasında, ama baktığınızda çoğu misilleme amacı taşıyor ve gümrük kapısında harç tahsilatı ile misafirlerini buyur ediyor.</p>
<p>Vize, talep eden ülkenin bir yerde kuvvetini, yaptırım gücünü de ortaya koyuyor. Açıkça diyor ki ‘senden gelecek vatandaşlarına ihtiyacım yok, süzmek ve kontrol etmem gerek!’ Yakın tarihlere kadar Almanya konsolosluğu önünde sıra bekleyenlerin durumları ve bir yerde aşağılanma denilebilecek mağduriyetleri çok konuşuldu, hepimiz biliyoruz. Ama Türkiye vizelerin kaldırılması konusunda hiç birşey yapamadı. Üstelik vize talep eden ülkelerin sayısı arttı. Kimi zaman kızdık, kimi zaman dönüp kendimize bakınca onlara da hak verdiğimiz oldu.</p>
<p>Şimdi ben burada yine dönüp kendimize bakıp bir analiz yapmak ve neden Türkiye’den vize isteyen ülkelerin sayısının bu kadar kabarık olduğunu anlamak istiyorum.</p>
<p>Soğuk savaşın sona ermesinden sonra dünyada başka türlü ve gizli bir kutuplaşma başladı. Dinsel inanç ayrılığı! Aslında bu çok uzun yıllar öncesine dayanır ancak gerek 1. ve 2. Dünya savaşları, gerek sonrasındaki soğuk savaş, bu din ayrılıklarının çok önünde yer aldı. Özellikle 2. Dünya savaşından sonra dünyanın siyasi yapısındaki değişikliklerin oluşmasında din kullanıldı bile. Ama çok katı bir gerçek var ki din kendi inananları tarafından da kullanıldı. Oysa din yanlış bir kavram değil, sadece kişisel olması gereken bir inanç ve iman. Özgür bir düşüncedir ve kimse bu inancın içine veya dışına zorlanamaz.</p>
<p>Özellikle islam dininde reform yapılamamış olması, bu dinin çıktığı ve yayıldığı topraklardaki dine sahip çıkan topluluğun kendi siyasi güçlerini koruma amacıyla sert bir rejim kurması sebebiyledir. Eger din yayılırsa, kendi rejimleri o kadar güç kazanır ve krallık o kadar uzun ömürlü olur. Oldu da zaten. Ancak maalesef bugün gelinen nokta farklı, hatta zıt iki kutup oldu. Profesör Samuel Philips  Huntington yıllar önce bununla ilgili bir görüş ortaya attı; ‘Uygarlıkların Savaşı’. Yani bugün dünyada açık ve gerçek, örtülü veya sanal bir savaş var, çağdaşlarla bunu reddedenler arasında.</p>
<p>İslam dininde soru sormak hoş karşılanmaz. Kitapta yazan doğrudur ve kabul edilmelidir. Nasıl ve ne şekilde tercüme edildiği de önemli değildir. Oysa çağdaş insan, merak eden ve soru soran insandır. ‘Neden’ kelimesine cevap arayan insandır. Her konuda araştıran, deney yapan, sonuçlarını irdeleyen insandır. İşte bugün gelinen noktada Batı, yani çağdaş, İslam dininin dışında ve büyük bir çoğunlukla Hıristiyan toplulukları oldu. Teknolojik, politik ve ekonomik olarak dünyayı kontrol etmekte ve geleceğe yön vermeye çalışmaktalar. Bugün buna direnç gösteren ise İslamı kontrol edenlerdir.</p>
<p>Çağdaşlık nedir? Verilecek çok cevap var ama öncelikle insanı tanımak, ona haklarını vermek ve saygı duymak gelir. Her şey bu kavramdan başlar. Ayrımcılığa yer yoktur, kadın hakları, çocuk hakları, hatta hayvan hakları özenle uygulanmalıdır. Dinsel değil bilimsel hukuk ile haklar korunur ve hiçbir kişi veya kurum hukuktan üstün olamaz. Bir ülkenin tarihi ne kadar zengin, ne kadar iz bırakan imparatorluk olursa olsun, bugünkü yelpazede nerede ve ne kadar çağdaş olduğuna bakılır. Tarihin en önemli uygarlıklarından Mısır acaba bugün ne kadar çağdaş? Keza Hindistan, sahip olduğu tarihle aynı paralelde mi? Veya tersi olarak, bugünkü Kanada’nın tarihte hangi çağdaş geçmişi var?</p>
<p>Peki Türkiye? Ne kadar çağdaş sayılırız? 1980’den sonra bazı büyük şehirlerde gökdelen yapımı hızlandı. Bu acaba çağdaşlaşmanın bir göstergesi olabilir mi? Düşünüyorum ve şu sorular geliyor aklıma hemen:</p>
<ul>
<li>Bilimsel hukuka inanıyor muyuz?</li>
<li>Kadınlarımızın haklarını tam olarak veriyor ve koruyor muyuz?</li>
<li></li>
<li>Çocuklarımızın haklarını uyguluyor ve onları koruyor muyuz?</li>
<li>Kişileri öncelikle ‘birey’ mi, yoksa ‘kul’ mu olarak görüyoruz?</li>
<li></li>
<li>Toplu yaşamda başkalarına saygı duyuyor muyuz? Örneğin;</li>
<li>Trafikte yayaların öncelikli olmalarını tanıyor muyuz, onlara nerede olurlarsa olsunlar yol veriyor muyuz?</li>
<li></li>
<li>Yaya olarak trafiği aksatmamak için sadece yaya geçitlerini kullanmaya özen gösteriyor muyuz?</li>
</ul>
<p>Kim bilir sizlerin akıllarına da ne sorular geldi şimdi? Peki cevaplar hangi yönde?</p>
<p>Batının Türkiye’ye vize uygulamasında ana faktörlerden biri, göçü önlemek amacı ile konulmuş bir uygulama olmasıdır. Bu, biraz çağdaşlık sınıfındaki yeri ile de ilgilidir. Hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir konu olup, birey olarak üzerimize düşenleri eksiksiz yapmamızın süreci kısaltacağına inanıyorum. Bunun için alınacak yol var, ancak şahsen demeliyim ki bu konudaki  gelişme çok ağır. Sanıyorum daha uzun yıllar Türk vatandaşları vize kuyruklarında bekleyecekler.</p>
<p><span style="color: #888888;"><em>Bu yazı Sayın <strong>Erkan Ayhan</strong> tarafından gönderilmiştir.</em></span></p>
<div style="padding: 10px; background-color: #ffffff; border: 1px solid #999999;">Bizim paylaştıklarımızda sizin yaşadıklarınızı bulamadıysanız sizleri de tecrübelerinizi paylaşmaya davet ediyoruz. Detaylı bilgi için <a href="http://www.usa-turk.com/author/serbest-kursu/">&#8220;Serbest Kürsü&#8221;</a> bölümümüzü ziyaret edebilirsiniz.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2010/02/bir-yolculugun-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amerika&#8217;da bir Türk&#8217;ün Gözlemleri!</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2010/01/amerikada-bir-turkun-gozlemleri/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2010/01/amerikada-bir-turkun-gozlemleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 18:13:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serbest Kürsü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika'da Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Yasam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4795</guid>
		<description><![CDATA[ABD ile Türkiye arasında, Amerika seyahatlarım sırasında gözlemlediğim ilginç farklılıkları sizlerle paylaşmak istedim:
Amerika&#8217;da bir depo benzinin sadece 35 TL ile doluyor olduğunu biliyor muydunuz? Benzin fiyatları bize göre 4 misli ucuz! Bir kilo chikita muzun kilosu ise bizim paramızla sadece 75 kuruş (1 poundu 23 cent)! Amerika&#8217;da ev fiyatları hala düşmeye devam ediyor, Örneğin Florida&#8217;da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ABD ile Türkiye arasında, Amerika seyahatlarım sırasında gözlemlediğim ilginç farklılıkları sizlerle paylaşmak istedim:</p>
<p>Amerika&#8217;da bir depo benzinin sadece 35 TL ile doluyor olduğunu biliyor muydunuz? Benzin fiyatları bize göre 4 misli ucuz! Bir kilo chikita muzun kilosu ise bizim paramızla sadece 75 kuruş (1 poundu 23 cent)! Amerika&#8217;da ev fiyatları hala düşmeye devam ediyor, Örneğin Florida&#8217;da foreclosure (banka tarafından satılan) 40,000 USD&#8217;e 2 odalı bağımsız bir villa almak mümkün&#8230;</p>
<ul>
<li><span>Telefonla arayan kişinin hem numarası ve hem de isminin otomatik olarak hem sabit telefonda hem de TV de gorulmesi Turkiyede olmayan ileri bir teknoloji.  Yani bilmediğiniz bir kişi veya bir kuruluş sizi ararsa onun ismini de telefona cevap vermeden önce telefonunuzda görüyorsunuz</span></li>
<li><span>ABD de genelde ev telefonlarına hiç kimse cevap vermek istemiyor. Genelde arayan kisi sesli yanıt sistemine mesaj bırakıyor. Daha sonra mesajlar dinleniyor ve istenirse arayan geri aranıyor.</span></li>
<li><span>ABD de bütün dünya ile limitsiz konusmak aylık 25 USD civarında. </span></li>
<li><span>Şehir içi konuşmalarda süre olarak limit yok. Konuşma adedi önemli. Limitsiz ABD içi arama yaygın. Böylece limitsiz tarife alan herkez saatlerce ABD içinde her eyaletle konusabiliyor. </span></li>
<li><span>Bir alışveriş yaptığınızda aldıgızın fişte kredi kartı bilgileri, satin alinan yerin ve  urunun kodu oldugu icin iadeyi alan gorevlinin barcode makinesiyle fişi okuması urunun paranın kredi kartınıza iadesi için yeterli. kredi kartınızı göstermek zorunda bile değilsiniz. </span></li>
<li><span>Urun iadesi sirasinda eger aldıgınız fişi kaybettiyseniz iade etttiğiniz ürünün barcodunda urunu aldıgınız yerin kodu da oldugu için size en azından aynı yer için gecerli alışveriş kredisi veriliyor. . </span></li>
<li><span>6 yillik eski bir arabayi 5,000 USD, 10 yillik eski bir arabayi 1500 USD civarinda almak mumkun. </span></li>
<li><span>Otellerde TV, micro dalga firin, bulasik makinesi&#8217;, utu&#8217; kahve makinasi, buzdolabi genelde standart olarak var.</span></li>
<li><span>Yurt ici ucuslarda havaalanlarinda karsilayanlar bavullarin alindigi yere kadar gelip yolcunun bavuluna yardım edebiliyor.. </span></li>
<li><span>Guzel bir gomlegi 5 dolara, bir bulucini 9 dolara almak mumkun.</span></li>
<li><span>Alisveris merkezlerinin otoparkinda kesinlikle yayalara yol verilmesi gerekiyor. Otomobiller 10 metrelik yaya kaldırımına adım atan ve yavaş yürüyen birini sonuna kadar sabırla beklemek zorunda. </span></li>
<li><span>Türkiyede 450 TL olan canon marka bir digital camera yı 108 USD e almanız mümkün</span></li>
<li><span>Kredi kartlarinin kulanilmasinda guvenlik kontrolu yapilmiyor. Bu nedenle Turkiyeden getirdiğiniz kredi kartınızı kaybetmek cok riskli. </span></li>
<li><span>Amazon gibi on-line satıs yapan magazaların merkezlerinden baska eyalette oturuyorsanız satın almalarda %6 lık vergiyi de ödemiyorsunuz.</span></li>
</ul>
<p><span style="color: #888888;"><em>Bu yazı Sayın <strong>Bekir BEKIROĞLU</strong> tarafından gönderilmiştir.</em></span></p>
<div style="padding: 10px; background-color: #ffffff; border: 1px solid #999999;">Bizim paylaştıklarımızda sizin yaşadıklarınızı bulamadıysanız sizleri de tecrübelerinizi paylaşmaya davet ediyoruz. Detaylı bilgi için <a href="http://www.usa-turk.com/author/serbest-kursu/">&#8220;Serbest Kürsü&#8221;</a> bölümümüzü ziyaret edebilirsiniz.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2010/01/amerikada-bir-turkun-gozlemleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YANGIN SAVAŞÇILARI &#8211; FİREFİGHTERS</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2010/01/yangin-savascilari-firefighters/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2010/01/yangin-savascilari-firefighters/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 15:19:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fethiye Temiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4749</guid>
		<description><![CDATA[Her sene X-Mas zamanı geldiğinde İtfaiyeyi hatırlarım, yani buradaki adıyla Fire Department. Holidays diye adlandırılan Thanks Giving (Şükran Günu) den başlayarak, Yılbaşı Akşamına kadar devam eden günler Amerika’nin her yerinde büyük bir coşkuyla kutlanır ve insanlar sanki tüm yıl içindeki günahlarını affettirmek ister gibi, yardım meleği kesilirler. Büyük mağazalar, lokantalar, polis merkezleri, itfaiye merkezleri hatta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her sene X-Mas zamanı geldiğinde İtfaiyeyi hatırlarım, yani buradaki adıyla Fire Department. Holidays diye adlandırılan Thanks Giving (Şükran Günu) den başlayarak, Yılbaşı Akşamına kadar devam eden günler Amerika’nin her yerinde büyük bir coşkuyla kutlanır ve insanlar sanki tüm yıl içindeki günahlarını affettirmek ister gibi, yardım meleği kesilirler. Büyük mağazalar, lokantalar, polis merkezleri, itfaiye merkezleri hatta araba galerileri bile “Food Drive”, “Toy Drive” düzenlerler. Nedir bunlar? American Food Bank’a bozulmayacak yiyecek toplama işi. Herkes normal alışverişini yaparken, bir kaç konserve ya da kuru gıda paketini bu niyetle alıp, mağaza çıkışlarında bunun için hazırlanan büyük varillere atarlar.   X- Mas’tan önce gönüllülerin çabalarıyla bu yiyecekler ayrıştırılır ve ihtiyacı olan insanlara paket paket yiyecek ulaştırılır. X-Mas yemeğinde herkesin sofrasında yiyecek bulunsun diye. “Toy Drive” ise, çocuklara oyuncaklar toplanır. X-Mas sabahı ağacın altına çocukları için oyuncak koyamayan aileler için de oyuncak temin edebilmek için oyuncak toplanır, her yaştan çocuk için.</p>
<p><strong><span style="color: #003366;">Aman İtfaiyeyi unutmayın</span></strong></p>
<p>İşte ben de, Amerika’da yeni olduğum zamanlarda, bir iş görüşmesine gitmek üzere hazırlanıyordum ki, bir garaj sale’den satın aldığım, neredeyse yeni gibi iki oyuncak ayı gözüme ilişti. Geçerken bunları da İtfaiye’ye teslim edeyim, iki çocuk sevinir diye düşündüm. Evden çıkıp, yolumun üzerinde, tam da otobana girerken köşede bulunan İtfaiye merkezine girdim, oyuncak ayıları bıraktim. Yola çıkarken de önce sola, sonra sağa ve sonra tekrar sola bakarak gaza baştım ve bastığım anda da frene aşılmam bir oldu. Tam önümde 15-16 yaşlarında bisikletli bir çocuğa hafifçe dokunmuştum ve yere düşmüştü. Ne kadar korktuğumu bilmem anlatmama gerek var mi?</p>
<p>Hemen indim tabi, cocugun bir seyi yoktu, basinda kaski da yoktu. Bir seyi olup olmadigini sordum, hastaneye gidelim diye israr ettim.  Genc delikanli, bir seyi olmadigini, endise etmemem gerektigini soyledi, tum israrlarimi da geri cevirdi. Ben de defalarca ozur dileyerek, araba bindim ve yoluma devam ettim.<img class="alignright size-medium wp-image-4754" title="SweetHome 011" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2010/01/SweetHome-011-300x225.jpg" alt="SweetHome 011" width="300" height="225" /></p>
<p>İş görüşmem bittikten sonra, arabama geldiğimde ön plakamın olmadığını farkettim. Birden, plakamı çocuğa çarptığım yerde düşürmüş olabileceğim aklıma geldi. Hemen İtfaiye’ye geri döndüm ve plakamı oralarda bulmak için bakınırken. Bir İtfaiye teğmeni, dışarı çıkıp ne aradığımı sordu. Plakamı burada düşürmüş olabileceğimi düşündüğümü söyledim. Beni içeri davet etti ve çocuğa çarptığım ani içerden seyrettiklerini söyledi. Plakamı görmüş, almış ve polise vermişler. Birden yüreğim yerinden çıkacakmış gibi çarpmaya başlamıştı. Çocukla ilgilendiğimi, bir şeyinin olmadığını ve onu görmediğimi, birden bire yanlış yönden önüme çıktığını söyledim.  “Haklı olabilirsin ama, neden bize haber vermedin?” diye sordu. Neden onlara haber verecektim ki? İşte o zaman, her itfaiye erinin aynı zamanda bir “Paramedik” olduğunu ve tüm kazalara polis arabasından önce onların gittiklerini, ilk müdaheleyi yapabildiklerini ve eğer onlara haber verseydim, kendimi  garantiye almış olabileceğimi öğrendim.</p>
<p>Bu ulkede yeni oldugumu, geldigim ulkemde itfaiyenin boyle bir gorevi olmadigini ve buna alisik olmadigimi anlatmaya calistim. “Ya cocuk, sonradan ‘benim bilegim agriyor’ diye sikayet de bulunursa?” diye sordu. Bu hic aklima gelmemisti.  Amerika’daki herkesin korkulu ruyasi “trafik suclamalari” ni yeni ogreniyordum. Sigorta sirketleri, her sene boyle suclamalarla dunyanin parasini oduyorlardi.</p>
<p>Plakamı almak için arayabileceğim polis telefon numarasını bana verip, bir daha itfaiyeyi aklımdan çıkarmamamı söylediler. Neyseki, sonradan polisle hiç bir sorun yaşamamış, bu konuyla ilgili de bir suçlama ile karşılaşmadan, posta ile tarafıma gönderilen plakamı almıştım.</p>
<p><strong><span style="color: #003366;">İTFAİYE EĞİTİM MERKEZİ</span></strong></p>
<p>Bir iki yıl sonra da, geçici işlerimden birini Sherwood İtfaiye Eğitim Merkezi’nde yapmıştım. Dört ay çalıştığım İtfaiye Eğitim Merkezi’nde, itfaiyecilerin nasıl eğitildiklerini, nasıl zor bir görev yaptıklarını, nasıl itfaiyeci olunduğunu öğrenmiş ve onlara çok saygı duymuştum.<br />
Biliyorsunuz, Amerika’da askerlik mecburi değil. Gençler daha çok, ağır eğitim masraflarını karşılayabilmek ve hatta biraz da para biriktirmek için askere giderler. Polis teşkilatı gibi İtfaiye Teşkilatı da, elemanlarını askerliğini yapmış gençlerden seçmeyi tercih ediyor. Çünkü disiplinli eğitim almış oluyor bu gençler. İşe ilk alınan itfaiye elemani, çok ağır bir eğitimden geçirildikten sonra aynı zamanda bir sağlık elemanının bilgileriyle de donanarak teşkilata katılıyor. İş burada bitmiyor tabi. Bir itfaiyeci meslek hayatı boyunca da devamlı olarak eğitim alıyor.</p>
<p><strong><span style="color: #003366;">CPR<img class="alignright size-medium wp-image-4753" title="SweetHome 008" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2010/01/SweetHome-008-300x225.jpg" alt="SweetHome 008" width="300" height="225" /></span></strong></p>
<p>Neredeyse tüm şirketler ve tabi özellikle de sağlık kurumlarında çalışanlar iki senede bir yenilemek zorunda oldukları CPR (Cardiopulmonary Resuscitation) (ilk yardım) eğitimlerini de itfaiye teşkilatlarından alırlar.</p>
<p>Sherwood Fire Department Training Center’da çalışırken, ellerindeki eğitim malzemelerini de databaşe’e girmiştim. Her türlü yangına (katı, sıvı ve kimyasal yangınlar) karşı nasıl eğitildiklerini daha yakından görmüş. Dünyada en çok kalp krizinden ölümlerin de, yoğun stress altında çalıştıkları için itfaiyecilerde olduğunu öğrenmiştim.</p>
<p>İtfaiyecilerin tamamı yüksek okul mezunu, fiziksel olarak yapacakları ise uygun ve inanılmaz derecede disiplinliler. İtfaciyeci olabilmek için EMT (Emergency Medical Technician) (acil medikal teknisyeni) eğitimi alanlar vardı okulda ben medikal asistan olmaya çalışırken.<br />
Trafik kazalarında, çoğu zaman ambülans ve hatta polisten bile önce olay mahalline gelirler ve özellikle araç içinde sıkışmış olan kazazedeleri kurtarmak onların işi ve görevidir. Hatta ağaca çıkıp inemeyen kediler, kuyuya düşen çocuklar, yoğun kar yağışında dağda kaybolanlar  ve aklınıza gelebilecek her türlü kazada da yine onlardır ilk görebilecekleriniz. Hatta borunuz patlayıp da evinizi şu bastığında bile, onlardır gelip suyu boşaltan. Hatta evlerde, apartmanlarda “duman dedektörü” zorunludur ve bunların var olup olmadığını, olanların da çalışıp çalışmadıklarını denetlemek de İtfaiyenin görevleri arasındadır.</p>
<p>Her semtte ayrıca “Volunteer Fire Fighter” (gönüllü itfaiyeciler) vardır. Yani, ihtiyaç halinde çağrılabilecek, normal işinde gücünde çalışan ama sürekli olarak eğitim alan ve bu işi sadece gönüllülük bağlamında yapan bir dolu insan vardır komşularınız arasında.</p>
<p>İtfaiye Teşkilatı, Amerika’da Polis Teşkilatından sonra gelir desek hiç yanlış olmaz. Aynen Polis Teşkilatında olduğu gibi, İtfaiyecilerin de rütbeleri vardır, mesleğe “er” olarak başlar, eğitim ve başarılarına göre terfi ederler.</p>
<p>Bu yazıyı yazmayı düşündüğüm sıralarda, bir arkadaşımla oturup çay içtiğimiz kafe’ye gelip, yanımızdaki Masada neş’eli kahkahalarıyla dinlenme molası alan itfaiyecileri görünce, onlarla bir resim çektirip çektiremeyeceğimi sordum, o kadar memnun oldular ki, hele hele bunu Amerika’daki Türk toplumu için yaptığımı ve onlarla geçici de olsa 4 ay çalıştığımı söylediğimde, sanki kırk yıllık ahbapmışız gibi etrafımı sarıverdiler.</p>
<p>Ne herhangi birinin tanıdığı, ne falanca partinin tavsiyesi, ne de İtfaiye Teşkilatında çalışan herhangi birinin yakını olmak, Amerika’da İtfaiyeci olmak için bir kriter değil yani. O kurumda bir kez bu eğitimi aldıktan sonra da, herhangi bir sebeple bu donanımlı insanlar feda edilmez. Halkla ilişkileri de fevkalade iyidir, bu konuda da eğitim alırlar. Diğer meslek kuruluşlarının yaptığı gibi, İtfaiye Teşkilatı da, zaman zaman okullara özellikle ilkokullara eleman gönderip, mesleği tanıtıcı, çocukları eğitici bilgiler verirler.</p>
<p>Darısı Türkiye’nin başına.</p>
<p>Güvenli, huzurlu ve tüm dileklerinizin gerçekleşeceği yeni bir yıl dilerim. 2010 tüm dünyaya barış getirsin.</p>
<p>Sevgiler,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2010/01/yangin-savascilari-firefighters/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NİYE İLK ÖNCE AMERİKA?</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2009/12/niye-ilk-once-amerika/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2009/12/niye-ilk-once-amerika/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 20:24:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Dağcı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika'da Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Yasam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4743</guid>
		<description><![CDATA[Yazımın başlığının sonuna aslında şöyle bir ekleme yapmak isterdim ‘Aya ayak bastı?’ ancak Amerika’nın yaptığı pekçok  ilk olduğu için çerçeveyi daraltmak istemedim. Çünkü yazımın devamında bu ‘NİYE’ sorusuna cevap olacak olan anahtara ulaşacaksınız.
Türkiye’ye dönüp askerliğimi bitirdikten sonra ki iş arama sürecimde bazı günler gündüzleri İstanbul’da yardımcı rehperlik yapıyor, akşamları ise  gazete ve internetten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazımın başlığının sonuna aslında şöyle bir ekleme yapmak isterdim <em><span style="color: #003366;"><strong>‘Aya ayak bastı?’ </strong></span></em>ancak Amerika’nın yaptığı pekçok  ilk olduğu için çerçeveyi daraltmak istemedim. Çünkü yazımın devamında bu <em><strong><span style="color: #003366;">‘NİYE’ </span></strong></em>sorusuna cevap olacak olan anahtara ulaşacaksınız.</p>
<p>Türkiye’ye dönüp askerliğimi bitirdikten sonra ki iş arama sürecimde bazı günler gündüzleri İstanbul’da yardımcı rehperlik yapıyor, akşamları ise  gazete ve internetten iş ilanlarına bakıyordum.O  günlerden birinde yine  İstanbul’u gezdirdiğimiz elli beş-altmış yaş ortalaması olan altı kişilik Amerikalı grup o kadar memnun; tatminkar oldular ve İstanbul’un büyüsünden de eklilenmiş olsalar gerek beni boğaza sıfır Four Season Otel’de akşam yemeğine davet ettiler. Aslında bu akşam yemeğine yalnızca teşekkür ve memnuniyet  sunumu için davet edilmediğimide biliyordum. Bildiğim; İstanbul’u gezip, o mistik havayı soluktuktan ve tarihi yerleri gezip, gördükten sonra birde burada yaşayanları gezip, onlara dokunmak, onlar ile paylaşımda bulunmaktı amaçları.Aslında öylede olmalı, elbetteki tarihi yerleri, müzeleri , doğal güzellikleri gezmek müthiş , ama birde orada yaşayanlar ile paylaşımda bulunmak, onlara gördüklerinizi, görmediklerinizi, duyduklarınızı sormak; sizin o geziden alacağınız tadı doruğa ulaştırmaz mı? Tıpkı yunusların gösterisini izlemek ile o gösterinin bi parçası olup,  o dev akvaryumun içinde onlar ile birlikte yüzüp, onlara dokunmak gibi.</p>
<p>Muhteşem İstanbul Boğazı manzarasında  başlayan akşam yemeği karşılıklı soru cevap şeklinde  politikadan, eğitime, tarihten, Türkiye’deki yaşama, pek çok soru cevap ile sürüp devam ettiği sırada,  gayet normal sayılabilecek bir soru sordum.</p>
<p><em><strong><span style="color: #003366;">- &#8220;Torunlarınız ile en son eğlenceli vakit geçirmek için ne yaptınız belki kopya çekip bende yiğenim ile aynısı yaparız?&#8221;</span></strong></em></p>
<p><strong>Ve işte, bir tatlı Amerikalı  bayanın  beş yaşındaki torunu ile paylaştığı bir gün;</strong></p>
<p>Bundan iki hafta önce annesi torunumu bana hafta sonu bakmam için getireceğini söylemişti ve bende bu sefer biraz daha farklı bir aktivite yapmak istedim. Annesi bana getirdiğinde torunuma dönerek,  şimdi duvardaki saate dikkatlice bak, akrep arka bahçeyi, yelkovan hava alanını  gösteriyor. Şimdi söyle bakalım sen hangisine gitmek istersin? Torunum bir çığlık, hava alanı anneanne! Bana hava alanını göster! dedi. Hemen elinden tuttuğum gibi soluğu havaalanın kapısında aldık. Elimden geldiğince ona her ayrıntıyı göstermeye, anlatmaya çalıştım. Tabi ki bana bir sürü soruyor; polis amcalar niye bizi aradılar? X-ray cihazı ne işe yarar, midemizin içinide gösterir mi&#8230;?</p>
<p>Güvenlikten geçtikten sonra bu seferde insanları incelemeya başladık.Herkesin farklı, farklı sayıda, ebatta bavulu olduğunu gösterdim torunuma, insanların kültürüne göre farklı farklı giyseler giydiğini gösterdim, sonra birden torunum niye orada tek başına oturan teyzenin  çantası olmadığını sordu, hemen bizde gidip yolcuya kendimizi tanıttık, niye çantasının olmadığını sorduk&#8230;.</p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-4746" title="istock_000003272215xsmall[1]" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2009/12/istock_000003272215xsmall1-300x299.jpg" alt="istock_000003272215xsmall[1]" width="300" height="299" />En son olarakta ona bir süprizimin daha olduğunu söyledim. Onu alıp doğru daha önceden çok iyi bildiğim, havaalanın katlı otoparkının uçak pistini en iyi gören kısmına park ettim ve &#8220;Evlat; uçakların nasıl havalandığını görmek istermisin bakalım, diye sordum? Hazır mısın bakalım, bu çok eğlenceli ve heyecan verici olacak inan bana&#8221; dedim. Birazdan pek çok uçağın, o dev gibi tonlarca ağırlığındaki kütlenin nasıl oluyorda yumuşak bir şekilde havalandığını göreceksin. Dikkatle bak şimdi diye de ekledim&#8230;</p>
<p>Böylece pekçok uçağın pistten havalanışını izledik, ve en sonunda torunuma dönerek,</p>
<p><span style="color: #003366;"><em><strong>Bugün seni  niye buraya getirdiğimi biliyor musun? </strong></em></span>Sana insanoğlunun neler yapabildiğini göstermek, imkansız gibi görünen olayların aslında mümkün olabileceğini ve en önemlisi asla ve asla kendine sınırlar koymaman gerektiğini öğretmek istedim! Ne kadar zor, imkansızda görünsede asla kendine sınırlar koyma. Şimdi anladın mı seni niye buraya getirdiğimi? ‘’</p>
<p><span style="color: #003366;"><em><strong>Bu hikayeden sonra sizler ile paylaşmak istediğim; </strong></em></span>elbetteki torunlarımızın, yiğenlerimizin ellinden tutup bakkala sakız, çikolata almak için gideceğiz ama lütfen birazda onları tiyatroya, müzeye, kütüphaneye, üniversite kampüslerine, tarihi yerlere, spor müsabakalarına &#8230;.yada bir hava alanına götürelim.  Ancak böyle hep arzuladığımız kültür seviyesi yüksek, sanata saygılı, okur-yazar, aydın, tartışan, sorgulayan, düşünen, kitap okumasını seven, cesur, lider, kişilik sahibi, girişimci, ileriyi hedefleyen, sınır tanımayan ve diğer yıldızlı sıfatlara sahip bireyler yetişir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2009/12/niye-ilk-once-amerika/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni bir Ülkeye Gelirken Düşünülmesi ve Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2009/12/yeni-bir-ulkeye-gelirken-dusunulmesi-ve-bilinmesi-gerekenler/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2009/12/yeni-bir-ulkeye-gelirken-dusunulmesi-ve-bilinmesi-gerekenler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 18:35:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mine Tockey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika'da Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Yasam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4715</guid>
		<description><![CDATA[Genelde Amerikaya gelmek, yerleşmek dendiğinde ilk konuşulan şeyler nasıl vize alınır, nerde kalınır, nasıl iş bulunur soruları. Gelmeden önce öğrenmeye anlamaya çalışılan şeyler hep somut olarak günlük yaşamda yer alan şeyler.
Ne varki bu büyük değişikliğin birde çok daha önemli ve sizin günlük yaşamınızı hatta tüm hayatınızı etkileyecek başka bir boyutu var. Psikolojik boyut.
İnsanın yaşamını değiştirmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genelde Amerikaya gelmek, yerleşmek dendiğinde ilk konuşulan şeyler nasıl vize alınır, nerde kalınır, nasıl iş bulunur soruları. Gelmeden önce öğrenmeye anlamaya çalışılan şeyler hep somut olarak günlük yaşamda yer alan şeyler.</p>
<p>Ne varki bu büyük değişikliğin birde çok daha önemli ve sizin günlük yaşamınızı hatta tüm hayatınızı etkileyecek başka bir boyutu var. Psikolojik boyut.</p>
<p>İnsanın yaşamını değiştirmeye karar vermesi kolay değil. Bazen bunu bilinçli bazende pek farkına varmadan yaparız. Ama eğer bir şekilde kıta değiştirme kararı vermişseniz en azından yaşamınızın tamamen değişeceğini biliyorsunuz demektir.</p>
<p>Bu kararı vermeden önce bilinmesi gereken pek çok şey var. Hazırlanması gereken evrak ve bavullar yanında hatta onlardan çok daha önce kendinizi bu fikre ve gerçeğe hazırlamalısınız.Daha da önemlisi kendinizi iyice bir sorgulamalısınız.</p>
<p>Her geçen gün daha bir globalleşen dünyada, ulaşımın ve haberleşmenin kolaylaşması ile birlikte insanların hareketliliği de artıyor. Ana babalarımızın kuşağındaki gibi doğduğu yerde ölen insan sayısı git gide azalıyor. Ama bununda yani sıra getirdiği ciddi bedeller ve sorunlar varki özellikle Amerikaya göçmen olmaya karar verdi iseniz bunları kesinlikle öğrenmeniz ve değerlendirmeniz gerek.</p>
<p>1.         <a href="#o1">Göçmen mi yoksa Geçici İşçi misiniz?</a></p>
<p>2.         <a href="#o2">Geride bıraktığım neler benim için ne kadar önemli?</a></p>
<p>3.          <a href="#o3">“Nobody” olmaya hazırmısınız?</a></p>
<p>4.         <a href="#o4">Eğer yanlız gelmiyorsanız ilişkilerinize ne kadar güveniyorsunuz?</a></p>
<h2><span style="color: #003366;"><strong> </strong></span></h2>
<p><a name="o1"> </a></p>
<h2><span style="color: #003366;"><strong>Göçmen mi yoksa Geçici İşçi misiniz?</strong></span></h2>
<p><strong> </strong></p>
<p>1950 lerde Almanya`nın Türkiye’den işçi talep etmesi üzerine başlayan Geçici işçi kavramı Türkiye’de Almancı olarak tanımlanıyor çoğunlukla. Bu dönemde ve takip eden yıllarda akın akın insanımız Avrupa’ya daha iyi imkanlar ve daha çok para kazanmak üzere giderken bu göçün ardından gelecek sosyal problemleri hiç hesaplamadılar.</p>
<p>Ne varki başlangıçta bir iki yıllık çalışma hayatı düşüncesi ile başlayan bu göç ler zamanla uzayıp ikinci üçüncü kuşaklara intikal etti. Ve ortaya çıkan sorunlar git gide de buyudu.</p>
<p>Ana ve babalar kendilerini geldikleri ülkeye ait hissederken bu yeni kuşaklar her iki ülkeye de ait olamamak gibi sorunlarla karşılaştılar.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Amerika Avrupa’dan cok daha farklı</strong><strong> bir ü</strong><strong>lke!</strong> Sadece uzakligi degil kültür olarak ta Avrupa’dan cok daha farklı olmasininda getirdigi kendine mahsus konumlar var.</p>
<p>Amerika&#8217;ya doğru bu maceraya başlarken kendinize sormanız gereken ilk soru “<strong>Ben Geçici İşçimiyim yoksa Göçmenmiyim</strong>” olmalı.</p>
<p>Bu seyahatinizin amacı daha iyi koşullarda çalışıp para biriktirip ülkeye geri dönmek mi yoksa bu yeni ülkeye sahiden yerleşip burayı kendinize vatan bellemek niyetindemisiniz?</p>
<p>Amerika Avrupadan çok daha açık ve özellikle yeni göçmenlere toleranslı bir ülke. Geçmişinin göçmenlerden oluşmasından dolayı sizi olduğunuz gibi kabullenmeye hazır bir ortam.bulacaksınız.</p>
<p>Ama aynı zamanda tamamen değişik bir kültür ve yaşam biçimi de söz konuşu.</p>
<p>Tanıdığım bir çok Türk büyük hayallerle Amerikaya gelip yerleştikten sonra emekliliklerinde Türkiye’ye geri dönebilme hayalı kuruyor. Ne varki bu ülkede geçirilen her gün bu dönüşü biraz daha zor hatta imkansız yapabilir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="#"><strong>↑</strong><strong> Yukarı Çık!</strong></a></p>
<p><a name="o2"> </a></p>
<h2><span style="color: #003366;">Geride bıraktiğim neler benim için ne kadar önemli?</span></h2>
<p><strong> </strong></p>
<p>İnsanın yaşamı sadece iş, çalışmak ve para kazanıp para harcamak olmadığı için bu maceraya atılırken özellikle sizin için nelerin değerli olduğunu, ne gibi alışkanlıklarınız olduğunu ve bugün ki yaşam şeklinizi baştan gözden geçirin.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-4727" title="StatueofLiberty002[1]" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2009/12/StatueofLiberty0021.jpg" alt="StatueofLiberty002[1]" width="290" height="291" />Aileniz, arkadaşlarınız sizin için ne kadar önemli. Onlarla geçirdiğiniz vakit günlük yaşamınızın ne kadarını kapsıyor. Sosyal hayat sizin için ne anlam ifade ediyor? Yeniliklere ne kadar açıksınız? Ne tür hobileriniz var?</p>
<p>Örneğin tanıdığım bir Türk erkek geçmiş yaşamında günün büyük kısmını kahvede geçirirmis. Burdaki yaşam da bunu yerini alacak başka bir aktivite ve arkadaşlar bulamadığı için boş zamanında ne yapacağı onun için ciddi bir problem olmaya başladı.</p>
<p>Bir arkadaşımın Fransız eşi koşulları çok iyi olduğu halde bu ülkeden nefret edip 2 seneden sonra işlerini ve düzenlerini bırakma pahasına Avrupa’ya geri dönmek istedi. Niye diye kendisine sorduğumda<strong><em> “Bu ülkede dost bulmak imkansız, ilk geldiğimiz gün yandaki evde oturan komşumuz bahçedeki çitin arkasından bize Merhaba deyip sohbete başlamıştı. Bende ne sıcak kanlı kadın diye düşünerek sevinmiştim.Ama iki sene boyunca ne yapatıysam bu ilişki çitin öbür tarafına geçmedi” </em></strong>dedi.</p>
<p>Bir başka Türk hanım, akşam üstleri <strong><em>ö</em></strong>rg<strong><em>ü</em></strong>s<strong><em>ü</em></strong>n<strong><em>ü</em></strong> alıp arkadaş evlerindeki toplantılara gidemediği için kocasını burda bırakıp Türkiye’ye geri dondu.</p>
<p>Başta çok önemsiz ve küçük gözüken bu detayların sizin yaşamınız için ne denli önem taşıdığına ancak siz karar verebilirsiniz. Ama bu kararı almadan önce bu detayları kesinlikle düşünmekte fayda olduğunu gelecek senelerde sizlerde göreceksiniz.</p>
<p>Genelde bu göçe karar verilirken maddi koşulların daha iyi olacağı, yaşam şartlarının çok daha ileri gideceği göz önüne alınmakta. Ama unutmayınki bunun birde ciddi bir psikolojik cephesi var.</p>
<p><a href="#"><strong>↑ Yukarı Çık!</strong></a><br />
<strong><br />
</strong></p>
<p><a name="o3"> </a></p>
<h2><span style="color: #003366;">“Nobody” olmaya hazırmısınız?</span></h2>
<p>Yeni bir ülkeye yerleşmek ve birden bire sizi kimsenin tanımadığı, nerden geldiğinizi bilmediği ve önemsemediği bir ortamda bulmak çarpıcı ve rahatsız edici bir deneyim.</p>
<p>Her ne kadar yeni gelenler diğer Türklerin yakınında ve desteği ile bir başlangıç yapma şansına sahip olsalarda burdaki Türk grubununda Türkiyede ki gibi olmadığını olamayacağını kısa zamanda farkederler. Zamanla günlük yaşamda bu tür eş dost ilişkilerine vakit bulamadığınızı göreceksiniz. Yavaş yavaş yaşamınız Türkiye’de olmadığı bir biçimde önceden planlanmaya, her saat ve dakikanız hesaplanmaya başlayacak. Ve bu yeni gelenler için çok anlaşılır bir durum olmadığı için tepki ile karşılanmakta.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4728" title="ChicagoUSA" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2009/12/ChicagoUSA.jpg" alt="ChicagoUSA" width="165" height="298" />Çat kapı ziyaretler, uzun ev oturmaları zamanla pek uygulanamayacak lüksler olmaya başlar.</p>
<p>Sabah 6 da kalkmak zorunda iseniz akşam 10 da yatağa gitmeniz gerektiğini kısa bir sürede anlayacağınız gibi, birkaç denemeden sonra telefon edip haberleşmeden birilerinin kapısında belirmeninde pek akıllıca olmadığını kapıda kaldığınızda yada gittiğiniz evin planları olduğunu gördüğünüzde anlayacaksınızdır. Bu yaşam biçimi değişiklikleri zaman zaman yeni gelenlerle eskiler arasında derin çelişkilere ve kırgınlıklara yol açar. <strong><em>Daha da önemlisi genelde ilk gelindiğinde yardım alınan kişi ile gırtlak gırtlağa gelinir.</em></strong></p>
<p>Bunu deneyimlerimle en iyi bilenlerden biri olarak çok düşünüp araştırdım ve sonuçta bunun suçlusunun <strong><em>NoBody Sendromu </em></strong>olduğuna karar verdim. Bu benim yarattığım değil ama benim adını taktiğim bir sendrom. Göçmenlerde çok yaşanan bir duruma takılmış bir isim. Kim bilir bu konuda araştırma yapan, <strong><em>Göçmen Psikolojisi</em></strong> konusu olanlarda buna belki başka bir ad takmışlardır. Tabii bu her Göçmeni vuran bir konuda değil belki ama ben yinede iyi kötü hemen her göçmenin bu sendromu kendi kültür ve geçmişi doğrultusunda yaşadığına inanıyorum.</p>
<p><strong><em>Nobody sendromu</em></strong> belli bir yaşta başka bir ülkeye göçüp birden bire kendinizi bulduğunuz durumdur.</p>
<p>Dedimya bu herkesi ve her koşulu belki tam anlamı ile kapsamaz ama çoğunlukla herkes bir yerinden bir kısmını yaşar.</p>
<p><strong><em>“Taş yerinde ağırdır”</em></strong>diye güzel bir ata sözü vardır. Bunun anlamı kişinin doğup büyüdüğü ait olduğu ortamdaki değerinin ne kadar farklı olduğu ile ilgilidir. Öyleki doğal çevremizde ailemiz, senelere dayanan ilişkilerimizde dost ve arkadaşlarımız, iş hayatında bizi uzun uzun inceleme değişik koşullardaki tutumlarımızı gözleme şansı bulmuş iş arkadaşlarımızla bir anlam ifade ederiz.</p>
<p>Ama ömrünüzün bir yarısında kalkıp göçmen olarak bir yere geliyorsanız birden bütün bu kimlik ve bu kimlikle gelen kolaylıklardan mahrum kalıyorsunuz demektir. Ve göçmenlikte bu sendrom en şiddetli şekilde o ilk bir iki aylık balayı sonrası hissedilmeye başlar. <strong><em>Özellikle de belli bir yaşta ve belli bir konumdan geliyorsanız.</em></strong></p>
<p>Öncelikle çok basit şeyleri bile bilmemek koyar insana. Alışverişte kasada parayı öderken o garip makinaları kullanmayı keşfedebilmek, girip bir benzin istasyonundan benzin almak, aksanınızı ve dilinizi anlamayan birine derdinizi anlatabilmek için debelenmek. Hele ve hele ilk adımınızda hazır bir işiniz yada çok geçerli bir mesleğiniz yoksa. Kendi ülkesinde mimar yada mühendis olanların bulaşıkçılık, taksi şoförlüğü yapması yaptıkları bu işlerle kendi ülkelerindeki yaşam standartlarının üstünde bir standartta sağlasalar da derin psikolojik sorunlar yaratabilmektedir.</p>
<p>Tanıdık bir bakkalın <strong>“Ohh merhaba abi”</strong> si, çaycının <strong><em>“beyim bir tavşan kanı istermişin”</em></strong>i aslında egoları farkına varmadan besleyen, insanların güven duygularını arttıran küçücük farkedilmeyen katkılar, ama önemli katkılar. Bir işiniz olduğunda iki telefon edip yaptırabilmeniz yada halledebilecek birilerine erişebilmeniz, parasız kalsanız borç alabileceğiniz akrabalar, eş dostun olması yaşamı inanılmaz kolaylaştıran şeylerdir içinde yaşarken farketmesekte. Birden bire bütün bunlardan yoksun kalmak ise tam anlamı ile “<strong><em>No body</em></strong>” olma sendromudur işte.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-4732" title="metroUSA" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2009/12/metroUSA1.jpg" alt="metroUSA" width="200" height="186" />Göçmen erkekler bunu çok daha şiddetle yaşarlar kadınlardan. Kadınların zaten çok fazla bir öz güveni ve önemli bir rolü olmayan toplumlardan geldiklerinde bu ülkeyi çok sevip çok çabuk alıştıklarını izlersiniz. Gün be gün kendilerine edinebilecekleri yeri ve rolü ve bunların ne denli kolaylıkla edinilebileceğini gördüklerinde derin bir sevgiyle bu yeni ülkeye bağlanır ve gelen özgürlüğü ve toplumsal rolü benimserler. Oysa erkekler çoğunlukla geride ne olursa olsun kendilerine verilmiş o önem ve statü yerine sıfırdan başlamayı bir türlü kabullenemezler. Çoğu buruklaşır ve bezginleşir yeniden kendilerini kabullendirmek için gereken çaba ve uğraş yerine geçmişte ne olduklarını durup durup vurgulamayı yeğlerler ve çoğu zaman gerideki yaşamın bir uzantısını burdada arayıp dururlar. Gerginlik ve durumu kabullenememe dışarıya da yansıyıp onları sempatik olmaktan uzak ve çevrelerindede çabuk kabulenilemez bir hale getirir.</p>
<p>Bütün bu dış savaşımın yani sıra o özledikleri saygınlığı bunca ararken evde de saygınlıklarını kaybetmekte olduklarını düşünmeleri normaldir. Eş dış yaşama kendini kolaylıkla uydurmaya başlamış keşfettiği yeni özgürlükler ve rolde eski rolünün dışına evdede çıkmaya çalışmakta, çocuklar ise bu yeni dünyada eski geleneklerin uygulanılmaya çalışılmasına kesinlikle karşı çıkmaktadırlar. Hatta daha da ileri gidip bu kırık dökük konuşan ebeveynin hiçbir şey bilmediklerini düşünüp onlardan utanıyor bile olabilirler. Bütün bu faktörler arasında kişinin kendine ve geleceğe olan güvenini koruyabilmesinin ne kadar zor olduğunu anlayabilirsiniz. Kaybolmamak ve sadece ayakta kalmak değil, daha da ileriye gidebilmek ve başarmak için normalden çok daha büyük bir çaba ve psikolojik olarak ciddi bir şekilde güçlü olmak gerekir.</p>
<p>Doğal olarak geçen süreçte insanlar bulundukları çevreye alışıp o ilk zamanın Nobody hissini atsalar yada azaltsalarda bazen bu duygu taa dipte bir yerde kalakalır ve derin bir özlem olarak kendini gösterir. Artık o özlem memleket özlemindende öte adı konmasada ordadır ve ne yazıkki birçok kişiyi yaşadığı bu yeni ortamı bir türlü sevememe ve ait olamama şeklinde etkiler.</p>
<p><strong><em>Göçmenlik sadece yeni bir yaşama başlamak değil aynı zamanda yep yeni bir insan olarak doğmaya benzer.</em></strong> Buna böyle bakar ve positif bir tutumla bunu eğlenceli bir macera olarak kabul ederseniz ve kendinizi yeniden yepyeni bir insan olarak inşa edip yeni bir çevreye kabul ettirmeyi hedeflerseniz birçok şey daha kolay gelebilir.</p>
<p>Unutmayın Nobody olmak kolay değil belki ama o Nobody`i bir <strong>“Somebody” </strong>ye çevirdiğinizde alacağınız hazzı hiçbirşey karşılayamaz..Ve kaç insana kendini geçmiş yanlışlarından uzakta yeniden oluşturma şansı verilir.</p>
<p><a href="#"><strong>↑ Yukarı Çık!</strong></a></p>
<p><a name="o4"> </a></p>
<h2><span style="color: #003366;">Eğer yanlız gelmiyorsanız ilişkilerinize ne kadar güveniyorsunuz?</span></h2>
<p>Tamamen değişen bir ortama eğer bir çift yada ana baba olarak geliyorsanız bu yeni yaşamın ilişkilerinizi nasıl etkileyeceğini de göz önünde bulundurmalısınız. Bu yeni yaşamda ilişkinizdeki rol dağılımlarının değişeceğini ve her bireyin bulunulan ortamda farklılaşırken bu değişimlerin ilişkiyi de etkileyeceğini unutmamalısınız.</p>
<p>Örneğin evil iseniz esiniz sizi evlendiğiniz dönemdeki işiniz, statünüz ve toplumda temsil ettiğiniz yerle tanımış ve o şekilde kabul etmiş demektir. Amerika’ya geldiğinizde büyük ihtimalle ilk bulacağınız işler ülkenizdekiler seviyesinde olmayacak. Dış dünyadaki saygınlığınız ülkenizdeki ile kıyaslanmayacak seviyede olacak artı bilgi ve görgünüzde bu ülkede kendi ülkenize göre son derece kısıtlı ve yetersiz olacak.Eşinizin mesela Mühendis olan size bir benzinci de çalışırken görmesi, Mac Donald’s’da drive-thru’ya girmeyi beceremediğinizi izlemesi nasıl etkileyecek.</p>
<p>Yada tam tersi, ülkenizde akşam eve geldiğinizde yemeği hazırlamış evi toplamış olan eş burda çalışmaya başlamış ve size burda herkes bu işleri paylaşıyor bu akşam sen niye yemeği yapmıyorsun dediğinde, yada iş yerinden kızlarla girls night out’a gidiyorum ben bu akşam dediğinde ilişkiniz nasıl etkilenecek?</p>
<p><strong><em><img class="alignleft size-full wp-image-4736" title="kidsUSATurk" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2009/12/kidsUSATurk.jpg" alt="kidsUSATurk" width="235" height="229" />Mahmut ve Rusanla tanışalı nerdeyse 12 yıl olmuş.</em></strong>O Ohio’nun soğuk bir kışında gittiğimiz bir restauranda çalışan Türkler olduğunu duyup tanışmıştık. Mahmut upuzun ip ince bir oğlancık. Oğlancık dediğime bakmayın gene 20 lerin sonlarında 30’ların başlarında bir yerde. Ama öyle temiz öyle dümdüz bir insanki daha ilk günden onun o kendine mahsus yürüyüşü ile gülüşüne vuruluyorsunuz. Zaman içinde pek çok şeyi paylaştık. Ne zaman birşeyde yardıma ihtyacım olsa hemen ne yapar yapar o çalıştığı üç işi falan bir şekilde iptal eder hemen yanımızda biter. Rusan ise oldukça göstrisli bir kızcağız sarısın mavi gözlü fıkır fıkır. Birde oğulları var. O zamanlar 3-4 yaşlarındaydı tabii. Ele avuca sığmayan ve zaman zaman beni deli edip “Yahu çocuklar biraz ingilizceniz düzelsinde sizi bir “ana baba” okuluna yollayalım” dedirten cinsten.</p>
<p>Aslında kötü bir çocuk değil, ama kendileri daha çocuk olan ana babanın gerçekten düzensiz ve kötü yönlendirmesi ile şaşkın ne yapacağını bilmez bir oğlan. Amerika’ya Greencard lottary ile gelmişler. Nasıl bir cesarettir bilinmez; dil bilmeden, geçerli bir diploma olmadan daha yaşadıkları şehirden dışarı çıkmamışken bir şekilde çıkan bu imkana kısmettir deyip atlamışlar. Önceleri gelir gelmez kimseleri bilmedikleri için bir iki defa yer değiştirmişler. Birilerinin verdiği bir isim, öylesine verilmiş bir telefon numarası ne bulurlarsa değerlendirmişler. Önce güneyde bir eyalette bir Türk’ün garaj üstündeki tek odalı misafir hanesinde yaşayıp onun fuar işlerinde çalışmış Mahmut, Rusan da evin temizliğine bakmış karın tokluğuna. Sonra bakmışlar bu böyle sürüp gidecek ve para pul göremeyecekler Ohio’da buldukları başka ahbab tavsiyesi ile yüklenip buraya taşınmışlar.</p>
<p>Müdürü Türk olan bu restaurandda bir iş, bir diğer Türk restaurantta gece işi ve zamanla edinilen eş dostun evlerinde tamirat. Mahmut ben onu bildim bileli 3 iste birden çalışır hep. Önceleri haftada bir bütün mektuplarını toplar getirirdi bakar ayıklardık beraber faturaları ve junk mailleri.Sonraları ikide bir kavga eder olduk, onu sıkıştırır daha ne kadar bu asgari ücretli işlerde kendini öldüreceğini sorardım.. İngilizce kursuna gitmesi, bir sanat edinmesi gerektiğini söyledikçe boynunu kırar <strong><em>“Ama vakitmi varki”</em></strong> derdi. Bir türlü ona anlatamamıştım vakti yaratırsa 3 iste yaptığı parayı bir iste kazanacak bir sanat edinirse geleceği olabileceğini. Rusan ise daha becerikli idi. Belki ilkokul mezunu bile değildi ama ingilizcesini televizyon izleyerek ilerletmiş daha sonrada ona ayarladığımız bir kilisenin bedava kurslarını kaçırmadan takip etmişti.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-4737" title="waitressUSA" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2009/12/waitressUSA.jpg" alt="waitressUSA" width="205" height="261" />İşte o noktadan sonra anlaşmazlıkları günden güne arttı ve bana kadar yansımaya başladı. <strong><em>Rusan artık gezmek dolaşmak istiyordu oysa Mahmut akşam eve geldiğinde gece yarısı tekrar gideceği ikinci işinden önce ancak yemek ve uyumak için zaman buluyordu.</em></strong> Rusan artık Mahmud’u beyenmiyor onu devamlı ilgisiz olmakla suçluyordu. Sonunda Mahmut çareyi onada iş ayarlamak ve araba kullanmayı öğretmekte buldu. Artık ikişide restaurantta çalışıyorlardı ama farklı saatlerde çünki evde bir çocuk vardı ve çocuğa baktırmak büyük masraf olacaktı. Geçen yıllar içinde adım adım uzaklaşmalarını izledik. Mahmud internete merak sarmış ve her nasılsa birden bire Türkiye’den Amerikaya gelmeye çalışan hatunların hücumuna uğramış ama sanırım bu durum Rusan’ın onu devamlayan horlayan tutumu içinde tam bir çıkış olmuştu.</p>
<p>Rusan ise kendi gücü ile sarhoş durumdaydı artık öncelikle kazandığı paradan beş kuruş eve vermeyeceğini ilan ederek başladı. Bu aralarında epey bir tatsızlık yarattıysada Mahmut sonunda ellememeye başladı. Ardından Rusan elden düşme eski arabasını beğenmemeye illa Mahmud’un aldığı yeni arabadan istemeye başladı. Böylece kapıları önünde iki yeni Buick ve tabii olabildiğince yüksek faizli iki araba ödemeleri oldu. Buda Mahmud’un dahada çok çalışması demekti.</p>
<p>Biz taşındıktan sonra çok fazla takip edemedik gelişmeleri ama Rusan’ın peşpeşe trafik kazaları Mahmud’un durmadan artan iş sayısı bu aradada okula başlayan oğlanın iyiden iyiye bozulan davranış biçimi ve büyük ihtimalle psikolojisine ilişkin bölük pörcük haberler geldi gitti. <strong><em>Bir müddet sonra boşandıklarını öğrendik.</em></strong> Boşanma kağıt üstünde olmuş ama hala bağlantıları kopmamıştı..İlişkileri ne seninle ne sensiz bir durumdaydı. Ne başka birileri ile yapabiliyorlar ne de bir araya gelebiliyorlardı. California’ya geldikten sonra Mahmut’tan bir telefon aldık gelip buraları görmek istiyordu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4738" title="newcars" src="http://www.usa-turk.com/articles/wp-content/uploads/2009/12/newcars.jpg" alt="newcars" width="273" height="275" />Buyur ettik. Çıka geldiğinde gene aynı uzun oğlancıktı daha da zayıflamış tam bir karikatür olmuştu. İnternetteki Türk kız arkadaşlarını anlattı hepsi buralara gelmek istiyordu. Ama Mahmut’ta aptal değildi. Türkiye’ye gidip tanıştığı pek hocbeş ettikleri birine Amerika’ya dönüşte <strong><em>“Ben sensiz yapamayacağım Türkiyeye geri geleceğim senin için” </em></strong>demiş ve ortalık karışmıştı. Kız ailesinin evlenmelerine izin vermeyeceğini kendisinin üniversite onun ise ilk okul mezunu olduğunu söylemeye başlamıştı. Mahmut buna iyi bozulmuştu. <strong><em>“Burda beraber olmaya gelince iyi oluyor ilişkide Türkiyede olmuyor ne işse”</em></strong> deyip deyip gülüyordu.</p>
<p>Bu arada Rusan`a da ineternette chat öğretmiş böylece onunda yakasından düşeceğini ummuştu. Şimdi ise Rusan’ın ikide bir Amerika içinde ve Türkiye’de birilerine ziyaretlere gitmesi yüzlerce dolarlık telefon kartları kullanıp bu adamlarla konuşmasına çok bozuluyordu.</p>
<p>Artık Ohio’da kalmak istemediğini California’ya gelip yeni bir hayat kurmak niyetinde olduğunu söylediğinde açıkçası sevindim. Onun gibi bir eski dostun yakında olması her zaman içi hoş birşeydi. Üstelik beni bir köşede yakalayıp <strong><em>“Ben elektrikçi olmaya karar verdim olmasa okula da gideriz ama o lisansı alacam”</em></strong> dediğinde üstünden 12 senede geçmiş olsa böyle bir karar verdiği için gurur duydum onla. Şimdi bu dosta yeni bir başlangıçta yardım ederken bir yandanda düşünüyorum. Eğer hiç gelmeselerdi bugün Türkiye’de büyük ihtimalle beraber iyi bir evlilikleri olacaktı. <strong><em>Acaba öyle dahamı iyi olurdu?</em></strong></p>
<p>Çocuklar ise başlı başına bir konu. Ne yazıkki en çok sorun yaşanan cephelerden biri de yeni göçmenler için çocuklar. Özellikle geldiğinizde yanınızda okul çağında çocuğunuz varsa ciddi çelişkiler yaşamaya hazır olun.</p>
<p><strong><em>Çocukların ülkeye alışmaları büyüklere göre kolay oluyor</em></strong>. Yaş ne kadar küçükse sorunda daha azalıyor gibi. Okula ilk başladıklarında dil problem ile karşılaşmanın yanında birde kendilerini kabul etirme sorunu yaşıyorlar.</p>
<p>Üstelik eğer yakından izlerseniz çocukların dünyasının büyüklerinkinden çok daha vahşi ve acımasız olduğunu görürsünüz. Kendilerinden olmayan, tanımadıklarını aralarına almadıkları gibi onlara karşı çok saldırgan davranışlarda gösteriyorlar.</p>
<p>Bu durumda çocuklar genelde kendileri gibi gurup dışında kalanları arkadaş olarak seçme eğlemine giriyorlar. Ne varki bu dışlananlar bir çok zaman problemli, hatta tehlikeli olanlar olabiliyor. Bu şekilde <strong><em>gang çetelerine katılan, yada uyuşturucu ve hap alışkanlıkları</em></strong> edinen pek çok yeni göçmen çocuk görmek mümkün.</p>
<p>Diğer bir problemde gün be gün çocuklar kendilerine çıkış bulup uyum sağladıkça, ev yaşamları ile çelişkeye düşmeleri. Onlar okulda sokakta artık Amerikalı olarak kabul edilmeye başladıklarında evde ailelerinin tamamen başka bir kültürü empoze etmeleri çatışmalara ve kopmalara neden oluyor.</p>
<p>Ana babalarından utanan onların okula gelmesini istemeyen çocuklar, arkadaşlarını evlerine davet etmek istemeyenler gibi pek çok durum gördüm. Ve adım adım bu farklılık büyüdükçe aile ile çocuklar arasında ciddi uçurumlar oluşuyor. Özellikle kendi kültürünü korumak isteyen ebeveyn ile artık kendini bu ülkenin bir ferdi olarak hissetmek isteyen ve bu konuda bazen aşırıya kaçan gençlerin sürtüşmelerine pek çok örnek verilebilir.</p>
<p><strong>İşte gelmeden düşünmeniz ve hesaplamanız gereken psikolojik etkenlerden bir kaç örnek</strong>. Bunlar herkes için illa olacak şeyler değil belki ama ne yazıkki pek çoğumuz gelmeden önce işin bu yanını hiç düşünmediğimiz ve bilmediğimiz için sorunları ve sorun olabilecekleri baştan tesbit etme şansımız olmadı.</p>
<p><a href="#"><strong>↑ Yukarı Çık!</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2009/12/yeni-bir-ulkeye-gelirken-dusunulmesi-ve-bilinmesi-gerekenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yapı Marketler</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2009/12/yapi-marketler/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2009/12/yapi-marketler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2009 03:14:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mine Tockey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emlak]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4704</guid>
		<description><![CDATA[Ev sahibi olmanın en olumlu yanlarından biri istediğiniz değişikliği yapabilmek, ama bir yandanda bu zaman zaman kantarın topuzunu kaçırıp her hafta sonunu yeni projelerle geçirmenize sebep olabiliyor. Bizimkide bu ikinci duruma giriyor.
Bu hafta sonu sonunda eşimi bir duvara build in kitaplık yapmak yerine İkea’dan kitaplıkları almaya ikna edince bir heyecan İkea’nın yolunu tuttuk. Hesapça sominenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ev sahibi olmanın en olumlu yanlarından biri istediğiniz değişikliği yapabilmek, ama bir yandanda bu zaman zaman kantarın topuzunu kaçırıp her hafta sonunu yeni projelerle geçirmenize sebep olabiliyor. Bizimkide bu ikinci duruma giriyor.</p>
<p>Bu hafta sonu sonunda eşimi bir duvara build in kitaplık yapmak yerine İkea’dan kitaplıkları almaya ikna edince bir heyecan İkea’nın yolunu tuttuk. Hesapça sominenin etrafındaki duvarı kaplayacak şekilde bütün parçalar alınacak böylece bir dolu duvar delme ve marangozluk işinden kurtulacağız. İlk posta dolaplar eve geldi, montaj başladığında dolapları tamamen duvara monte etmeden duvarın boyanmasının daha bir akıllıca olduğuna karar verip bu defa Home Depot’nun yolunu tuttuk. Boyalar alındı, o arada gözümüz cam fayanslara ilişince nerden geldi ise sominenin cam fayans kaplanması fikri ağır bastı ve bir dizi de fayansda eklendi alışveriş listesine.</p>
<p>Gittikçe büyüyen projeye başlamak üzere eve gelip torbaları açtığımızda İkeadan dolabın menteseleri kutudan çıkmadı. Projeye başlamadan herşeyi tamamlamaya pek kararlı bir şekilde tekrar yola düzüldük. Vakit öğlene yaklaşmıştı, eşim return deskte sıra beklerken bende hemen gidip iki sandeviç alıp geldim. Ne varki döndüğümde return desk alanı epey şenlenmişti. Genç bir kadın yanında üç ve beş yaşlarında iki çocuk ve eşi ile bir bebek yatağını geri vermek üzere müdür olduğu anlaşılan genç bir Çin&#8217;li oğlanla tartışıyordu.</p>
<p>Kadın bu hikayeyi birkaç defadır tekrarlıyor olmalı ki sesi gitgide yükseliyordu. “Anlamıyorsunuz bebeği kaybettik,Bu yatağı hergördüğümde bana bunu hatırlatıyor, fişi kaybettik ama bu özel bir durum anlamalısınız, bu beşiği evde görmeye dayanamıyorum.” Müdür saygısız bir tavırla ikide bir telefona cevap verirken robotsu bir tavırla.”Fisiniz yok yatağı geri alamayız” diye tekrarlıyordu.</p>
<p>Kadın umutsuzca,” Evet ama bütün parçaları burda herhangi yeri kırık falan değil” diye ısrar ediyor adam ise sırıtarak aynı cümleyi tekrarlıyordu. İş iyice çığrından çıkmak üzere idi. Kadının eşi birşeyler söyleyip kadını dışarı götürmeye çalışırken kadın telefonda gülen müdüre dönerek patladı, bağıra bağıra “Ben hayatımdaki bir dramadan bahsederken siz karşıma geçmiş bana gülüyorsunuz”. Artık sesi çığlık çığlığa idi. Müdür de sesini yükseltip “Burası bir iş yeri burda böyle davranamazsınız şimdi güvenliği çağıracağım” diye bağırmaya başladı.</p>
<p>Bir yandan sandeviçimi kemirirken bir yandanda bu rahatsız edici sahneyi izliyordum. Sonunda güvenlik geldi eşi kadını ve annelerinin ağlamaya başlaması ile ona katılıp ağlayan çocukları toplayıp dükkandan çıkardı. Müdür ise büyük bir iş becermiş edayla tam karşımda dikiliyordu. Ağzımdaki son lokmayı yutup dayanamadan” Doğrusu ya bu pek kaba idi” dedim. Müdür inanmayan bir ifadeyle bana baktı”Ne diyorsun?” dedi.<br />
Tekrarladim. “Bence çok kaba davrandiniz, İkeanın geri alma politikasının ne kadar sıkı olduğunu biliyorum ama bu işi idare etmenin daha ince bir yolu olmalıydı beşiği geri almasanız bile.” Genç oğlan tam büyük bir başarı ile bir müşteriyi halletmişken bir başkasını beklemiyordu ki pek bozuldu. “Karşıma geçip ne konuşuyorsunuz şimdi, susun” dedi pek emreden bir tavırla.</p>
<p>Kaşlarımı kaldırıp söyle bir baktım..Yanımda eşimin “oh boy” diyerek arkasına yaşlandığını gördüm. “Burası Amerika, konuşma özgürlüğümüz var. Ve bende bunu kullanarak bu konudaki fikrimi söylüyorum.” Genç oğlan tizleşen bir sesle “Burası bir iş yeri” diye başladı. Sert bir sesle kesip” Evet bende senin işinim, eğer müşteriler olmazsa bu iş yeri de olmaz. Ve müşteriler böyle bir muameleye maruz kalmamali”. Müdür ikinci bir defa o pek sevdiği yönteme başvurdu.</p>
<p>“Burası bir işyeri kapı orda beyenmiyorsanız gidersiniz, güvenliği çağıracağım.”<br />
Bizim parçalar hala gelmemişti, bir zıbıdı söyledi diye hiçbiryerede gitmeye niyetim yoktu doğrusu. Sakın bir şekilde kalkıp Müdürün göğsündeki isim etiketine baktım.<br />
“Adın neydi senin..ahh David. Bak David burası bizim dükkanımız. Sen hiçbir şekilde bir müşteriye ne zaman geleceği yada gideceğini dikte etme hakkına sahip değilsin. Ve kusura bakma ben şenle daha fazla uğraşmayacağım ama burdan çıkar çıkmaz ilk isim seni rapor etmek olacak.” Sonra ha bire bizim göstermelik müdüre sakinleşmesini işaret eden güvenliğe döndüm. “ Sizde şahitsiniz bütün bu konuşmalara” dimi dedim. Adam mahçup bir tavırla basını sallayıp müdürün koluna girip uzaklaştirdi. Bense yerime dönüp oturdum. Karı koca birbirimize gülümseyip kolalarımızı bitirdik, ekrandada bizim numaramız belirmişti.</p>
<p>Sakın bir şekilde görevlinin getirdiği parçaları aldık kapıya yürürken güvenlik görevlisi mahçup bir tavırla yanımıza yaklaşti. “İnanın aslında kötü bir insan değildir, diğer müşterinin durumuna üzüldü ama elinden birşey gelmedi o yüzden sınırlı olsa gerek. Onun yerine ben özür dilerim sizden “dedi. Adama baktım,”Teşekkür ederim ama mali geri almasanızda o durumdaki bir müşteriye daha incelikle muamele edilmesi gerektiğini düşünüyorum hala”dedim.</p>
<p>Arabaya yürürken eşim sakinliğimden dolayı beni tebrik ediyor ve üç ay önce alıpta sonra başka bir dükkanda daha güzelini bulduğumuz için geri iade etmeye çalıştığımız iskemleler yüzünden kavga ettiğimiz adamında bu olduğunu hatırlatıyordu. O zaman çileden çıktığında onu ben sakinleştirmiş ve iskemleleri başka bir yerde kullanabileceğimize ikna etmiştim.</p>
<p>Eve döner dönmez ise başlamadan hemen internete geçip İkea’ nin sayfasında müşteri hizmetlerini buldüm. Telefon hafta sonu için option değildi ama canlı chat şansım olduğunu görünce hemen chati açıp görevliyle konuşmaya başladim. “Birkaç dakka önce dükkandaydım ve çok çirkin bir olaya şahit oldum ardındanda son derece saygısızca bir muameleye maruz kaldim. Bunu nereye şikayet edebilirim” ilk sorum oldu. Chatteki kız ben rapor tutabilirim ayrıca size Corporate ofisin telefonunu da vereyim orayı Pazartesi arayabilirsiniz dedi. “Hadi ikisini de yapalım” dedim ve hikayeyi anlattım. On dakka sonra masum bir kütüphaneden, duvar boyama fayans kaplamaya kadar genişleyen ise başlayınca İkea’yi da olayıda unuttuk.</p>
<p>Ta ki ertesi sabah o günkü fasla başlamadan dolapların içine monte etmek üzere lamba almak için tekrar İkeaya gitmek gerekene kadar. Kapıdan içeri girerken eşimle David i de görmeye gidelimmi diye sakalaşarak dükkana girdik ama elektrik bölümünde seçenekler arasında en uygununu bulmaya çalışırken herşeyi unuttuk gitti. Ta ki İkea görevlisi bir kadın yanımıza nefes nefese yaklaşana kadar. Kadın yanıma gelip “Özür dilerim, dün dükkanda mıydınız?”diye başladı. Soran bir sesle “Evet” dedim. “Return kısmında?”,cevap gene”Evet?” idi.<br />
“İsminiz Mia`mi?”,onun yanıtı da evet oldu.</p>
<p>Elini uzattı, “Benim adım Viki , şube müdürüyüm.Güvenlik kamerada girişinizi görmüş bana haber verdi. Akşam evinize de telefon etmiştim beni arayın diye bilmem aldınızmı mesajımı”. Eşim de koruyucu bir eda ile arkama gelip ellerini omzuma koymuştu. “Mesajları kontrol etmedim korkarım”dedim. Bir yandanda aklıma gelmişti chatte adımı adresimi ve telefon numaramı vermiştim. “kadın elimi hala avuçları içinde tutarken “Öncelikle şahit olduğunuz çirkin durum için çok özür dileyerek başlamak isterim.</p>
<p>Beşiğin sahibi hanımla temas kuruyoruz merak etmeyin durumu telafi edeceğiz ve sizden de çok özür dileriz ve ayrıca duyarlı davranıp bizleri haberdar ettiğiniz için teşekkür ederiz. Ben şahsen David ile konuştum” dedi. Sözünü kesip”Bakın ben şahsen ilke olarak kimsenin işi ile oynamak istemem,heleki bu gibi bir dönemde. Ama bu genç adam kanımca kesinlikle şu anda çalıştığı bölüme uygun değil.</p>
<p>Ona başka bir yerde iş ayarlayıp returne daha duyarlı, zor durumlarda müşteri ile daha kolay dialog kurabilecek birini koymanız lazım” dedim. “burası bizim mahallemiz İkea da bizim mahallemizdeki dükkanlardan biri burda dünya kadar alışveriş ediyoruz ve doğrusu ya hoşlandığımız bir dükkanda böyle şeyler görmeyi ve özellikle kapıyı gösterecek kadar densiz bir muameleyi de yaşamak istemiyoruz”diye ilave ettim. Kadın tekrar teşekkür etti. “Çıkışta lütfen kasada beni çağırmalarını söyleyin, sebep olduğumuz rahatsızlıktan dolayı size ufak bir hediye vermek isteriz “dedi. İkimiz bir den “Hiç gerek yok” dedik. Ama dayanamayıp atladim. “En büyük hediye İkeanın o anneden özür dilediğini bilmek olacak”.Kadın “Ondan emin olabilirsiniz “dedi. Bizde birbirimize bakıp gülümsedikten sonra alışverişimize döndük.</p>
<p>Dükkandan bu defa çıkarken içimiz daha rahattı. Eve gelirken yolda İkea aradığında o genç annenin nasıl şaşıracağını konuşuyorduk. Bunu düşünmek bile içimizi işitmişti.<br />
Demokrasilerde vatandaşlara düşen görevlerden biri bir yanlış gördüğünde müdahale etmektir. Eğer vatandaşlar bu vazifeyi yapmazlarsa bir gün vaktiyle müdahale etmedikleri bu küçük detayların nasıl adım adım birçok başka haklarını da yitirmelerine sebep olduğunu görebilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2009/12/yapi-marketler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Subaru’nun Sol Arka Camı</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2009/11/subaru%e2%80%99nun-sol-arka-cami/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2009/11/subaru%e2%80%99nun-sol-arka-cami/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 20:37:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serbest Kürsü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4679</guid>
		<description><![CDATA[Bir arkadaşım vardı, şimdi uzun zaman oldu kendisini görmüyorum. Hem Türk hem Amerikan vatandaşı. Ne düşündü, neden yaptı bilmiyorum, tuttu Amerika’daki Subaru marka otomobilini İzmir’e getirdi. Aracın geliş rotası gemiyle New York – Rotterdam, Hollanda. Sonrasında karayoluyla Türkiye. Karayoluyla getirmesinin amacı, biraz da orta Avrupa’da gezmeyi planlamış olmasından.
Gezisi güzelmiş ancak Macaristan’da bir gece hırsızlar aracın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir arkadaşım vardı, şimdi uzun zaman oldu kendisini görmüyorum. Hem Türk hem Amerikan vatandaşı. Ne düşündü, neden yaptı bilmiyorum, tuttu Amerika’daki Subaru marka otomobilini İzmir’e getirdi. Aracın geliş rotası gemiyle New York – Rotterdam, Hollanda. Sonrasında karayoluyla Türkiye. Karayoluyla getirmesinin amacı, biraz da orta Avrupa’da gezmeyi planlamış olmasından.</p>
<p>Gezisi güzelmiş ancak Macaristan’da bir gece hırsızlar aracın sol arka kapı camını kırarak içerde ne var ne yok hepsini almışlar. Arkadaş çok gırgır, bana öyle güzel anlatıyor ki soluksuz dinliyorum, hem de gülüyorum&#8230; ‘Hayır’ diyor, ‘vallahi hepsini kendiliğimden verirdim eğer isteselerdi benden. Hem de bagajdakileri bile. Ama ben nereden bulurum bu Subaru’nun camını buralarda?’</p>
<p>Ertesi sabah polis gelip rapor tutmuş ancak açık açık söylemişler, bu tür hırsızlıklarda çalınanlar pek kolay geri gelmiyor. Arkadaşın derdi gidenler değil, aracın camı. Rapor sigorta için önemli.</p>
<p>Hemen o gün Amerika’ya, sigorta şirketine telefon edip durumu anlatmış ve kırılan camın yenilenmesini talep etmiş. Özetle karşılıklı anlaşmışlar ki, arkadaş bir hafta sonra İzmir’de olacak ve sigorta şirketi de orijinal camı İzmir’e gönderecek.</p>
<p>Şimdi bundan sonraki maceraya ben de ortak oluyorum. Nasıl mı?</p>
<p>Arkadaşım geldi ve sigorta şirketinden kendisini aradıklarını, camın İzmir’e ulaştığını haber verdiklerini söyledi. Elinde de bir fax var, cam Tokyo’dan Almanya’ya, oradan İstanbul’a ve sonrasında THY ile İzmir’e gönderiliyor. Uçuş numaralarına kadar her türlü bilgi var. Bana rica etti, ‘lütfen benimle gel, bana yardımcı ol, alalım şu camı THY’den’.</p>
<p>Günlerden Cuma, sıcak bir Mart günü. Kalktık gittik havaalanına. Orada öğrendik ki camı THY’den değil, gümrükten alacağız. Sora sora bulduk gümrük binasını ve üst kata çıktık. Anlattık durumu ve gösterdik belgeyi. ‘Camı alabilir miyiz?’ dedik. Üç kişi vardı genişçe odada. İki erkek ve bir kadın. Erkek olanlar aradılar taradılar ama bir türlü bulamadılar kendi kayıtlarında camın gelişini. Sonunda kestirip attılar ki cam daha gelmemiş. Ben dayanamayıp sordum:<br />
- Bakın beyefendi. Bu belgede hangi uçakla gelmiş, saat kaçta gelmiş yazıyor. Ama siz yok diyorsunuz. Deponuza da bakmadınız, belki oradadır. Olamaz mı acaba?<br />
- Kardeşim bu bizim işimiz. Biz nelerle karşılaşıyoruz burada hergün. Anlatsak destan olur&#8230; Bu belli ki İstanbul’da takılmış. Bekleyeceksiniz&#8230; Yarın bir daha sorun.<br />
- Yarın Cumartesi.<br />
- O zaman Pazartesi sorun.</p>
<p>Dedim ki arkadaşa, simdi gidiyoruz ve Pazartesi geliyoruz. Yapacak ve üsteleyecek bir şey yok, inatlaşmaya hiç gerek yok. Garibim ‘peki’ dedi sadece.</p>
<p>Bu arada, Subaru’nun arka camı naylonla kapatılmış ve kenarlarından bantlanmış, biz öyle dolaşıyoruz şehirde. Pazartesi oldu ve öğleden sonra gittik gümrüğe. Yine aynı memurlar. Neredeyse aynı kelimeler. Sonuç yine aynı: Cam yok!</p>
<p>Sordum, ‘Ne yapacağız? Ya da ne yapmamız gerek?’ Memur rahat:<br />
- Valla aslında abartılacak bir şey yok. Merak etmeyin kaybolmaz, gelecektir bir biçimde&#8230;<br />
- Anladım da hangi biçimde?<br />
- Arada bir soracaksınız gelip gelmediğini.<br />
- Siz haber veremez misiniz geldiği zaman?<br />
- Maalesef hayır. Bu bizim görevimiz değil.</p>
<p>Döndük yine eve. Arkadaşın evi İzmir Kordon’da. Akşamüstü balkona çıktık. Bira içiyoruz, manzaraya bakıyoruz ve gümrükteki diyaloğa takılıp gülüp duruyoruz. Birden aklıma geldi, ‘yahu biz niye İstanbul’u aramıyoruz?. İşi hızlandırmanın kısa yolu bu olmaz mı?’ Evet karar verdik sabah erkenden İstanbul gümrüğünü arayacağız ve soracağız: ‘Neden bizim şu camı İzmir’e göndermiyorsunuz?’</p>
<p>Sabah yine buluştuk ve İstanbul gümrüğünü aradık. İlk telefondan başka bir telefon numarası aldık, orayı aradık. Oradan başka bir numara aldık, orayı aradık. Hep ben konuşuyorum ve çıkan herkese aynı şeyi söylüyorum. Son telefondaki hanım bana yanlış yeri aradığımı söyledi, aramam gereken yer THY. Bana ancak oradan doğru uçuş bilgileri verebilirlermiş. Mantıklı geldi, öncelikle orayı aramamız gerekirdi. Tecrübe oluyor bütün bunlar.</p>
<p>Hemen THY İstanbul Havaalanı Müdürlüğünü aradık. Yine başka bir numaraya yönlendirildik. Diyorum ki kendi kendime: ‘Oğlum, kızmak yok! Sakin ol, sonuca yaklaşıyorsun’. Evet, son telefondan genç bir erkek sesi geldi, belli ki çok iyi bir aile terbiyesi almış. Ona da anlattım durumu. Dedi ki,<br />
- Beyefendi, size yardımcı olmak isterim. Ama bana biraz zaman vermeniz gerekir. Mümkün mü?<br />
- Tabii ki. Sizi tekrar ne zaman arayayım?<br />
- 20-25 dakika sonra.</p>
<p>20-25 dakikanın lafı mı olur? Artık düşünüyoruz ki camı bulduk ve oradan nasıl alabiliriz, onu soracağız. Yarım saat sonra tekrar aradık aynı genci.<br />
- Acaba camın akibetini öğrenebilecek miyim sizden, bir gelişme var mı?<br />
- Evet beyefendi, kayıtları buldum. Cam Perşembe günü İzmir’e gönderilmiş. Ancak yurtdışından geldiği için sanırım THY’den değil gümrükten alacaksınız.</p>
<p>Allah Allah. Biz de zaten camı gümrükte arıyorduk. Neyse, dedik ki artık bir kesin bilgi var ki elimizde, cam İzmir gümrüğünde. Referans numarası ile birlikte derhal havaalanına gittik. Biraz da sitem edeceğiz gümrük memurlarına. Oraya vardığımızda memurlardan bir tanesi yoktu. Bu defa kadın memura anlattık durumu.<br />
- Bakın hanımefendi, durum böyleyken böyle. Öğrendik ki THY camı size geçen Perşembe vermiş. Ama Cuma gününden beri siz ‘bizde yok!’ diyorsunuz.<br />
-  Bir yanlışlık olabilir beyefendi. Ben de kayıtlarda bulamıyorum ama içeriye soracağım orada var mı diye.</p>
<p>‘İçeriye’ dediği yer, depo. Gelen mallar, paketler, zarflar, artık neyse onlar, depoda raflanıyor. Ve 15 dakika sonra cevap geldi dahili telefondan. Cam depoda, Perşembe günü gelmiş!</p>
<p>Önceki memurların ısrarla ‘kayıtlarda yok! Daha gelmemiş!’ dedikleri cam içerde yatıyor. Daha garip olan bu bilgi bize taa Amerika’lardan geliyor ama nedense aynı gün yan odadan gelmiyor. Arkadaş sinirlendi tabii ama ben onu sakinleştiriyorum. Dedim ki ‘Tamam haklısın ama bak cam burada. Artık alabiliyoruz. Bırak sinirlenmeyi’.</p>
<p>Bu arada kadın memur yine geçti yerine oturdu, erkek olan öbür memur geldi karşımıza. Ben sandım ki, önce özür dileyecek sonra da camın teslim işlemlerini yapacak. Yanılmışım.<br />
- Cam senin mi?<br />
Yahu beni yakından mı tanıyorsun, bu ne samimiyet?<br />
- Hayır beyefendi, benim değil arkadaşımın.<br />
Ses tonumdan anladı biraz bir şeyler. Düzeltmeye çalıştı durumu.<br />
- Hep siz konuştunuz da ben ondan sizin sandım.<br />
- Ben sadece yardımcı olmaya çalışıyorum kendisine.<br />
- Şimdi bana arabanın evraklarını verin. Ehliyet de beraberinde.<br />
Arkadaş gitti arabasından evraklarını aldı. Kendisi Seattle, WA’da oturuyor ama araç Oregon’a kayıtlı. Plakasında kızılçam falan. Döndü ehliyetiyle beraber verdi memura evrakları. Adam baktı ama anlamadı bir şey. Sordu:<br />
- Yok mu bunların Türkçesi?<br />
- Maalesef yok.<br />
- Ben nereden anlayacağım bunların aracın kayıt belgeleri olduğunu?<br />
- Burası neticede gümrük binası. Yok mu hiç içinizde ingilizce bilen?</p>
<p>Memur kendini haklı görüyor hep. Dedi ki:<br />
- Bakın, hatırlatırım Türkiye’desiniz. Türkçe belgeler geçerlidir. Ben yabancı belgeleri anlamak zorunda değilim. Gidin bunun Türkçesini getirin, kimlik olarak da pasaportunuzla gelin.</p>
<p>Sitem etmek bir yana, dersimizi aldık da öyle çıktık binadan. İş ertesi güne kaldı yine. Sabah arabanın evraklarını noterde tercüme ettirmiş, Türk pasaportunu da alıp geldi bana. Yine gittik aynı odaya ve verdik evrakları. Memur baktı ve ‘İşte tamam, bu kadar’ dedi. Ben de arkadaşa diyorum ki, ‘biraz trafik fazla oldu ama neticede geçerli bir ispat lazımdı. Araç senin, sen de sensin. İspat ettik, şimdi camı alacağız işte’.</p>
<p>Ama ben daha lafımı bitirmiştim ki memur sürprizi patlattı.<br />
- Camı şimdi alamazsınız!<br />
- Pardon? Nedenmiş o?<br />
- Ben camı size teslim edemem.</p>
<p>Arkadaşım şaşkın, memura diyeceğine bana söylüyor.<br />
- Camı bana vermiyor, sen al bari.</p>
<p>Memur kendisinden o kadar emin ki ben sormadan devam ediyor.<br />
- Bakın kardeşim, anladık ki araç sizin. Ama ben nereden bileyim camı alıp satmayacağınızı.</p>
<p>Şimdi ben arkadaşımdan daha şaşkınım. Ne söylemeliyim derken memur sürprizlere devam ediyor.<br />
- Bu cam size sigortadan gönderilmiş.<br />
- Evet.<br />
- Yani siz bir bedel ödemediniz.<br />
- Evet.<br />
- Yani bu durumda gümrük vergisi de ödemeyeceksiniz.<br />
- Öyle mi? Vallahi bilmiyordum.<br />
- Peki bana söyler misiniz, ya aracın camı kırık değilse? Ve bunu gümrük vergisi vermeden satmayı planlıyorsanız?</p>
<p>Ben açıkçası gümrük mevzuatlarını hiç bilmiyordum. Adam gerekçelerinde haklı görünüyor. Ama bu öyle o kadar büyütülecek bir konu değil ki. Dedim ki kendisine:<br />
- Memur bey, masanın arkasından siz olayı öyle değerlendirebilirsiniz. Ancak araç aşağıda, bir zahmet gelin bizimle ve kendi gözlerinizle görün ki cam yerinde yok. Bu durumda neden cam ticareti yapılsın?<br />
- Kardeşim, arabaya bakmak benim işim değil. Ben sadece kitapta ne yazıyor ona bakarım.</p>
<p>Arkadaşım böyle şeylere alışık değil, kendini tutamıyor. Sanki kabahatli benmişim gibi bana bağırıyor.<br />
- Yahu araba benim. Cam da benim, bana gönderilmiş. Bana niye karışıyor ki bu? İstersem yerine takarım, istersem satarım. Hatta istersem kırarım, yenisini bir daha isterim.</p>
<p>Bu lafların sırası mı hiç? Bir taraftan arkadaşımı susturmaya çalışıyorum, diğer taraftan da memura bir şeyler söylemeye çalışıyorum.<br />
- Sizin kitapta camı teslim almamız için ne yazıyor?<br />
- Aracın camının gerçekten kırıldığını veya yerinde olmadığını kanıtlayacaksınız.<br />
- Vallahi ilk defa böyle bir şeyi duyuyorum. Siz buradasınız, camı olmayan araç bir kat aşağıda, ama benden kanıt istiyorsunuz. Gözlerinize de mi inanmayacaksınız?<br />
- Kardeşim dedim ya, bu iş benim gözlerimle olmaz.<br />
- Nasıl olacak peki?<br />
- Bana bir camcıdan yazılı belge getireceksiniz. Diyecek ki ‘Evet, bu aracın sol arka kapı camı kırılmış, yerinde yok’.</p>
<p>Afallamış durumdayım. Ama uyanık pozisyonunda dedim ki:<br />
- E ben şimdi aşağıda bir otomobil camcısı olurum ve kağıda dediklerinizi iki satırda yazar, size veririm. Olmaz mı yani?</p>
<p>Memurda bir ifade var ki, bize darbe üzerine darbe vuruyor.<br />
- Nerede sizin vergi levhanız, oda kayıt belgeniz, ticaret sicil belgeniz?<br />
-  ?????</p>
<p>Çıktık dışarıya, bir on onbeş dakika kendimize gelemedik. Sonra başladık gülmeye ki kendimizi toplayamıyoruz. O gün hiç bir şey yapmadık, daha doğrusu arkadaşım öyle istedi. Ertesi gün kendisi gidip sanayi sitesinde bulmuş bir camcı ve almış bir yazı. Kağıtta kaşe, vergi numarası falan da var. Ayrıca sicil ticaret kayıt belgesi fotokopisini de eklemiş. Öğleden sonra idi, gittik yine aynı binaya ve nihayet aldık camı. Arkadaşın sözü üzerine yazıyı veren camcıya gidip taktırdık yerine. Ne macera be!</p>
<p>Bu olay 1994 yılında oldu. Bundan tam 15 yıl önce.</p>
<p>Şimdi ben bunları niye anlattım?</p>
<p>Geçen hafta grupta pasaportun süresini uzatmakla ilgili bir kaç yazı çıktı. Birkaç tanesine, özellikle de Amerika’daki Türk konsolosluğunda çalışan ve görevini yapan memurları ‘uyuz’ kelimesiyle ifadelendiren yazıya biraz canım sıkıldı. Düşündüm tabii, ‘neden’ diye. Sanıyorum kafalarımız karışık. Haksız olduğumuz da bile tepkilerimiz abartılı. Sonra yukarıda anlattığım olay geldi aklıma birden. Bir taraftan 15 yıl önceki anlarıma güldüm, bir taraftan da şöyle düşündüm.</p>
<p>Ben hiç devlet memuru olmadım. Ve hemen söyleyeyim ki, bugün durum nasıldır, memurların yaklaşımları nasıldır hiç bilmiyorum. Umarım çok daha iyidir. İyi olması gerekir, çağdaş bir Türkiye’ye bu yakışır. Peki o gün, bir camın bana anlattıkları ne? Kısaca iki şey. Türkiye’de memurlara sorumluluk veriliyor ama yetki yok. Bir biçimde memur korkuyor kendi başına karar vermekten. Mutlaka yaptığı veya sonuçlandıracağı iş için garanti üstüne garanti istiyor. Amerika’da Türk vatandaşlarının pasaportları neden müracaat tarihi baz alınıp uzatılmıyor veya neden memur aracın olmayan camını kendisi görüp rapor etmiyor da, hiç tanımadığı birinin fotokopilerini alıp dosyaya koyuyor? Nedeni hep aynı. İkinci gördüğüm şey ise, aslında kendi pozisyonları öyle bir garantide ki, neredeyse işten atılma söz konusu değil. Üstelik Osmanlıdan kalma ‘memuru koruma kanunu’ ile. Bunun rahatlığı var üzerlerinde.</p>
<p>Devlettir sistemi kuran ve vatandaşlarının rahat yaşamasını sağlayan, değil mi? Ben öncelikle devleti sorumlu tutuyorum, eğer aksayan bir şeyler varsa ve vatandaşlarının hayatlarında anlamsız zorluklar varsa. Öncelikle hayatın kolaylaştırılması için düşünceler üretilmeli, sonrasında olabilecek bireysel kötü fikirlere ceza hatırlatılmalı.</p>
<p>Bunu yaşatmak da bireylere kalıyor tabii. Burada da saygı kavramı en önde olması gerekir. Doğru yapılana saygı, yanlışı desteklememe.</p>
<p>Bilirsiniz, Amerika’da küçücük çocuklara öğretilen ilk şey gördüğü herkesi güler yüzle selamlama, teşekkür etme, hatta gerektiğinde özür dileme. İkincisi de çok önemli; ‘hayatını kolaylaştırmak istiyorsan başkalarına yardımcı ol!’.  Bizlerin de bu öğretilere çok ihtiyacı var.</p>
<p>Bu yazıyı Gönderen Okuyucumuz <strong>Erkan Ayhan</strong></p>
<p><span style="color: #999999;"><em>Photo by  <strong>wwarby</strong></em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2009/11/subaru%e2%80%99nun-sol-arka-cami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toz Pembenin Arkasındaki Kabus 4. Bölüm (SON)</title>
		<link>http://www.usa-turk.com/2009/11/toz-pembenin-arkasindaki-kabus-4-bolum-son/</link>
		<comments>http://www.usa-turk.com/2009/11/toz-pembenin-arkasindaki-kabus-4-bolum-son/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 20:21:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mine Tockey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.usa-turk.com/?p=4674</guid>
		<description><![CDATA[O günün en zor yanı akşam kahveye gelen Cino`ya dert anlatmak olmuştu. Allahtan Cino daha kapıdan girer girmez Remzi alıp bunu kahvenin en üç köşesine götürmüş ve yarım saat fısır fısır konuşmulardı. Cino yanına geldiğinde süratı iki karıştı ama en azından hemen onu suçlamaya başlamamıştı.
Soğuk bir sesle nasılsın diye sormuştu. Sonrada arabadan eve kadar ağzını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O günün en zor yanı akşam kahveye gelen Cino`ya dert anlatmak olmuştu. Allahtan Cino daha kapıdan girer girmez Remzi alıp bunu kahvenin en üç köşesine götürmüş ve yarım saat fısır fısır konuşmulardı. Cino yanına geldiğinde süratı iki karıştı ama en azından hemen onu suçlamaya başlamamıştı.</p>
<p>Soğuk bir sesle nasılsın diye sormuştu. Sonrada arabadan eve kadar ağzını açmamıştı.</p>
<p>Mine Tockey in kaleminden müthiş serinin dorduncu ve son bölümü. Eve vardıklarında pek adeti olmadığı halde hemen mutfağa koşturmuş bir gün önceden kalan çorba ile pilavı ısıtmaya koyulmuş hatta işi daha da ileri götürüp birde salata yapmıştı. Cino üstünü değiştirip geldiğinde hala soğuktu. Her zamanki gibi televizyonu açıp koltuğuna gömüleceğine “Konuşmamız lazım” demişti.</p>
<p>Yemekte sessiz geçmişti. Artık Dilek dokunsalar ağlayacak halde idi. Son lokmasını ağzına atıp tabakları lavaboya taşıdığında Cino ona elini ıslatmamasini söyleyip tabakları suyun altında akıtmaya başlamıştı.</p>
<p>Dilek onun elinden aldıklarını bulaşık makinasına yerleştirmişti. Son tabaktan sonra ikiside lavabonun önünde dikili kalmışlardı.</p>
<p>Çino ciddi bir yüzle ona bakmaya başlayınca, Dilek dudaklarının titrediğini hissetti.</p>
<p>Çino`nun gerçek adı Celalettin idi ama nedense bu italyan mahallesinde Cino diye tanınmış ve sonuçtada vatandaşlığını alırken Cino adını almıştı.</p>
<p>“Olanlar hakkında birşey söylemeyeceğim” diye başladı Cino. “Zaten dibe vurmuş durumdasın, birde ben yüklenmeyeceğim. Ama işini ayarlar ayarlamaz taşınmanı istiyorum. Bunu da o beğenmediğin Remziye borçlu olduğunu söyliyeyimde içimde kalmasın.”</p>
<p>Dudaklarının titremesi gözlerine dolan yaşlarla birleşen Dilek fısıldadı. “Teşekkür ederim”</p>
<p>Birden ne dediğini farketti, bu onun Amerika&#8217;daki ilk teşekkürü idi. Bunu düşünmesi ile yaşlar hepten çeşme gibi akmaya başladı gözlerinden.</p>
<p>Cino hala dikiliyordu karşısında önce elini omzuna koydu biraz çekimser sonra dayanamayıp başını göğsüne yasladı ve sırtını sıvazlamaya başladı.</p>
<p>“Bak kötü bir insan değilsin, aptal hiç değilsin ama artık anlamanın zamani, başka bir dünyadasın. Ve bu dünyanın kuralları başka. Sırtında Türkiyeden getirdiğin küfeyi burda taşımak yetmiyor.”</p>
<p>Onu omuzlarından tutup kanepeye oturttu. Bir rulo kağıt havlu kapıp eline tutuşturdu ve karşısına oturdu. Dilek yüzünden süzülen yaşlarla zaten ağzını açacak halde değildi.</p>
<p>Çino derin bir nefes alıp tekrar başladı. “Bak şimdi, bugüne kadar ne oldu. Önemli olan yarın. Sıfırdan başlamaya hazırmısın?” Burnunu silerken Dilek başını salladı. Herşeye hazırdı. Yada hiçbirşeye hazır değildi. Şu anda öyle uyuşmuş bir haldeydiki adını bile zor hatırlıyordu.</p>
<p>Çino koltuğun gerisine yaşlanırken korktuğu soruyu patlattı”Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?”</p>
<p>“Bilmiyorum” dedi Dilek iyiden iyiye urkek bir sesle. “Gerçekten bilmiyorum”</p>
<p>Bir sessizlik oldu.Dilek kafasını kaldırıp Cinoya baktı. Adam gözlerini arkasındaki duvara dikmiş belli birşeyler düşünüyordu. Soru bir daha kafasında yankılandı.</p>
<p>Sahi ne yapacaktı şimdi? Birden kendinin bile tanımadığı bir sesle” Belki en iyisi Türkiyeye geri dönmek” dediğini duydu.</p>
<p>Çino uykudan uyanır gibi irkildi, “Tabii bu senin kararın.” Dedi. “Ama hepimiz bir yada birkaç defa senin şimdi bulunduğun yerdeydik. Ama eğer kalacaksan sana yardım edeceğimizi bilesin.” Dilek tekrar hıçkırıklara boğulurken “Teşekkür ederim “ diye mırıldandı. Artık bu kelime o kadarda zor çıkmıyordu ağzından.</p>
<p>Çino “ Remzi Nino ile konuşacak. Büyük ihtimalle geri dönersin işine, eve gelince Remzi bir Türk kadının yanında oda var dedi ama bana sorarsan senin dilinin açılması için biraz Türklerden uzak durman lazım. Yarın işyerindeki bir arkadaşa soracağım yanlış hatırlamıyorsam bir oda arkadaşı arıyordu. Sağlam bir hatundur. “ Cino doğrulup ayağa kalktı. “Hadi geç oldu.Yarın ola hayır ola, sen bu akşam gene bir düşün ne istiyorsun, ne yapacaksın.” Dilekte kanepeden doğrulurken basını salladı. Evet düşünmeye ihtiyacı vardı. Misafir odasının kapısına doğru yürürken Mutfağın ışıklarını kapayan Cino seslendi. “Birşeyi unutma ama, kalacaksan kendine güvenmeyi, kendi ayakların üstünde durmayı öğrenmen lazım. “ Dilek durakaldı, dönüp baktı. Cino da ona bakıyordu. “Kimsenin koynundan geçen kestirme seni bir yere götürmez, ne yapacaksan kendin yapacaksın unutma.” Cino bu son cümleyi yumuşak birsesle ilave etmişti. Ama Dilek süratına atılan bir tokat gibi algıladı. Bir an ağzını açıp birşey demeye yeltendiysede vaz geçti sadece kafasını sallayıp misafir odasına girdi.</p>
<p>İçi boşalmış gibiydi. Yatağın üzerine uzanırken yatak örtüsünü üzerine çekti. Soyunmaya ve yatağın içine girmeye hali yoktu. Yatağın yanındaki sehbada laptop unun ekranında msn&#8217;e gelen mesajlarla yanıp sönüyordu. Birkaç saniye boş gözlerle baktı ekrana sonra uzanıp msn&#8217;i kapattı. Kimselerle konuşacak halı yoktu. Ekrana tv seyredebileceği siteyi açtı. Bu akşam Türk televizyonu seyretmeyecekti. Eminenin aylar önce söyledikleri kulaklarındaydı şimdi, “Gece uyurken televizyonu açık bırakırdım,bazen gece yarısı duyduğum birşeyi anlamaya çalışırken uyandığım olurdu”. Biryerden başlamak zorundaydı. Neden bu olmasın. Ekranda başlayan diziye göz ucu ile bakıp kulaklığında dinlemeye çalışırken gözleri kapandı. Aklından son geçen şey sabah kalktığında duşta olmasi gerektigiydi. Amerikada yaşayacaksa Amerikalılar gibi yaşamalıydı. Uykunun karanlığına dalmadan son aklından geçen oğlu oldu ağlamaktan şişmiş yüzü gevşeyip dudaklarında bir gülümseme belirdi.</p>
<p>Dilek iki gün sonra Nino`nun yanına işine dondu. O hafta Amerikalı yeni oda arkadaşının evine taşındı. Kısa bir süre sonra gece okuluna devam ederek manikurcu olamak üzere sertifikasını aldı. Oğlu o yaz yanına geldi ve 4 sene sonra başka bir eyalete taşındılar.</p>
<p>Artık iki iste çalışması gerekmiyor ve bugünlerde tekrar okula dönerek öğretmenlik yapabilmek için gerekli fark derslerini almak niyetinde.</p>
<p>SON</p>
<p><a href="http://www.usa-turk.com/2009/10/toz-pembenin-arkasindaki-kabus/">Serinin Birinci Bölümü</a></p>
<p><a href="http://www.usa-turk.com/2009/10/kabullenilmesi-zor-gercekler/">Serinin İkinci Bölümü</a></p>
<p><a href="http://www.usa-turk.com/2009/11/toz-pembenin-arkasindaki-kabus-3-bolum-son/">Serinin Ucuncu Bölümü</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.usa-turk.com/2009/11/toz-pembenin-arkasindaki-kabus-4-bolum-son/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

